Bugünkü hikayemiz Zonguldak’tan. Ekip arkadaşımız Serenay, tatil için ailesinin yanına geldiğimde mucize bir insanla tanıştığını söyledi. Adı Serpil. Annesinin Trabzon’dan arkadaşıymış. Başından geçen olayları tesadüfi bir şekilde dinledikten sonra kendisine projemizi anlatmış. Gelin sesiniz, hikayeniz, mücadeleniz diğer kadınlara ilham olsun demiş. İşte uzak bir şehirden, inanılmaz bir hikaye.

Serpil Hanım önce sizi tanıyarak başlayalım. Hayat hikayeniz nasıl başladı?

Kendimi tanıtarak başlamam gerekiyor galiba, kusura bakmayın. Daha önce hiç kimse kim olduğumu, adımı, hikayemi sormadı. Sadece yargıladılar hiçbir şey sormadan. Ben Serpil. 40 yaşındayım. 19 yaşında 2 kız çocuğum var, ikizler. Aslen Trabzonluyum. Babamı hatırlamam pek. Ya üç ya da dört kere görmüşümdür ömrü hayatım boyunca. Zaten kendisi şu an hayatta değil. Annem de diğer kız kardeşlerimle yaşıyor Trabzon’da. Benim hayat hikayem çok küçük yaşlarda başladı. Hayatın gerçeğiyle tanıştığımda henüz 7-8 yaşlarımdaydım. Köyde yaşıyorduk annem, ben, iki ablam ve bir abim ile birlikte. Babamı saymadım farkındaysanız, çünkü o hiç yoktu. Neredeydi bilmiyorum, neden gelmedi, neden bize babalık yapmadı, sahip çıkmadı bunların hiçbirinin cevabı yok bende. Yıllardır da bulamam cevabını. Belki annem ve babam görücü usulü, istemedikleri bir evlilik yaşadıkları içindir. Bilemiyorum. Annem inek bakar, hayvancılık yapardı. Tarlaya sebze meyve eker onları satardı. El emeği ürünler yapar kapı kapı dolaşırdı. Geçimimizi bu şekilde sağlardı. Bize yoksulluğu hissettirmemeye çalışırdı. Biz de çalışırdık tabi ki ama ben daha küçüktüm o zamanlar. Neyin ne olduğunun farkında değildim.

Daha sonra nasıl ilerledi hayatınız?

Abim çok okurdu. Köyün en akıllı çocuğuydu. Liseyi kazanınca şehir merkezine taşındık. Rüya gibi bir hayattı benim için. Köyden başka bir yer görmediğim için çok büyülenmiştim. Annem işe girdi. Ablalarım okumadı, çalışmaya başladılar. Çünkü annem tek başına yetemiyordu. Zaman çok çabuk geçmişti. Abim Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni kazandı. Biz de peşinden İstanbul’a gittik tabii. Annem yine çalışıyor bize bakıyordu. Ablalarım da öyle. Daha sonra ben liseye geçtim ve Hakan’la tanıştım. Hakan benim için çok farklıydı. Hissetmediğim duyguları hissediyordum. Bir erkeği sevmenin ne demek olduğunu Hakan’la öğrenmiştim. Onun da beni sevdiğinden emindim. Her gün görüşüyorduk, geziyorduk. Bana bilmediğim çoğu şeyi Hakan öğretmiştir. Lise bitince evlenme teklifi etti ve evlendik. Fakat bir sorun vardı. Hakan’ın ailesi Ankara’da yaşıyordu ve oraya yaşayacağımızı söyledi. Ben ise annemden ayrılmak istemiyordum. Bir seçim yapmam gerekiyordu ve ben Hakan’ı seçtim. Evliliğimiz güzel gidiyordu, hiçbir sorun yoktu. Ailesi de beni sevmişti. Her şey harikaydı anlayacağınız. Ta ki o güne dek. Hakan bir gece alkol alıp eve geldi. Zil zurna sarhoştu. Birlikte olmak istedi. Kabul etmedim ve beni o kadar güçlü itti ki, o anı hatırladıkça hala başımda sızı hissederim. Başımdan kanlar akmaya başladı. Apar topar hastaneye gittik. Bana elini ilk kaldırdığı anı ömrüm boyunca unutamadım. Ben sadece sevdim ve sevgimin karşılığı bu olmamalıydı. Biz Hakan’la arkadaş gibi büyüdük. Liseden beri onunlaydım sonuçta. Ama o farklı ortamlara girince, farklı insanları tanıyınca benden soğudu demek ki dedim. Ardından ikiz kızlarımız dünyaya geldi. Belki değişir dedim. Babalık duygusu onu mutlu eder, bana daha iyi davranır diye düşündüm ama yanılmışım. Bir gün arkadaşlarımız ile birlikte oturuyorduk, dışarı çıkmıştık. Hakan benimle o kadar sinirli ve ilgisiz konuşuyordu ki sürekli beni aşağılıyordu. “Sen ne anlarsın, ne bilirsin, köyden gelmişsin” vs. gibi cümleler kuruyordu. Onu artık tanıyamıyordum. Eve gidince bu tavrından dolayı hesap sorduğum için dayak yedim. Evet, ikinci dayağımdı ve sarhoş değildi. Yediğim dayaklar her geçen gün artıyordu. Annesi yaşlıydı ve bazen öyle bir gözü dönüyordu ki annesini de dövüyordu. Defalarca annesini dövdü. Daha sonra Hakan’ın kız kardeşleri annesini aldı ve gittiler. Kızlarım büyümeye başlıyordu ve onların önünde dayak yemek annelik onurumu yerle bir etmişti. “Bir daha olmayacak” diyerek pişman oluyordu ama sonuç hiç değişmiyordu. Şiddet alışkanlık değildir, meyilli olma durumu hiç değildir. Şiddet uygulama hissi bağımlılık yapan bir hastalıktır. Ben bunu gördüm yıllarca.

Sizi o kişiyle birlikte olmak için tutan şey neydi?

Belki bana aptal diyeceksiniz ama doğrusunu söylemek gerekirse sevgi. Ben Hakan’ı çok seviyordum ama onun sevgisi gün geçtikçe azalıyordu ve ben bunu hissediyordum. Bana dayak atıyordu, hakaret ediyordu ama ben ondan ayrılamıyordum. Belki de Hakan benim için bir alışkanlıktı ve ben onu sevgi zannetmişim. Çok iyi bir babaydı, ona lafım yok. Kızlarını çok sever, onlar için ölürdü. Hep Hakan ilgilenirdi kızlarla ama gelin görün ki evlatlarının önünde beni dövebilecek kadar gözü dönmüş birisiydi. Çocuklar küçük oldukları için her şeyin farkında olamıyorlar. İki evladın olunca bir anda çekip gidemiyorsun ya da ben gidemedim, bilmiyorum. Cesaretim yoktu belki de.

Daha sonra ne oldu? Sizi ayrılığa götüren şey neydi?

Bir gün İstanbul’a annemlerin yanına gittim kızlarım ile birlikte. Annemler bana gelmezdi, genelde ben giderdim onların yanına. Sömestr tatili miydi neydi tam hatırlamıyorum erken dönecektik. Kızların okulu sebebiyle. Akşam dönüş için biletlerimizi aldım ve Ankara’dan İstanbul’a yola çıktık. Kızlar babama sürpriz yapalım söylemeyelim dedi. Tamam dedim, kabul ettim. Ankara’ya vardık. Hakan evde mi diye aradım. Evde olduğunu söyledi. Ben de sürprizi bozmayacağım ya, gezdiğimizi söyledim anlamasın diye. Eve anahtarla girdik ve hayatımın şokunu tam o anda yaşadım. Yatak odamdan sesler geliyordu. Önce anlayamadım, beynim çalışmadı, sinir haliyle odaya doğru koştum ve Hakan kızlarımın sınıf öğretmeni ile yataktaydı. O anı anlattıkça tekrar yaşıyorum. Beynimden kaynar sular aktı. Sinir krizi geçirdim orada. O kadının yüzü hala gözümün önünden gitmiyor. Kızlarımı alıp o gece öylece terk ettim orayı. Kızlarım ve ben ağlamaktan helak olmuştuk. O gece İstanbul arabasına binip annemlerin yanına geri döndüm. Kızlarım böyle bir şey yaşadığı için kendimi affedemiyordum. Ben Hakan’ı o gece mezara gömdüm. Çocukluk aşkım, sevgi duyduğum ve aşkla bağlı olduğum adam bana ihanetin en büyüğünü yapmıştı. Bilmiyorum hala unutamam o yaşadığım şeyi. Travma benim içim.

Eşinizden ayrıldınız peki ya sonra?

Keşke daha önce ayrılsaymışım dedim. Safmışım. Dayaklarına, hakaretlerine boşuna katlanmışım. Kızlarımı da alıp İstanbul’a gittim. Bir süre kız kardeşim, annem, ben ve kızlarım yaşadık. Ben bir işe girip düzenimi kurana kadar abim bize destek oldu. Kızlarım bu durumdan çok etkilenmişti. Onları hayata döndürmekten başka çarem yoktu. Hep dik durdum, onların karşısında güçlü durmalıydım ki benden güç alsınlar. Bir işe girdim. Pasta, börek işlerine çok meraklıyımdır küçüklükten beri. Orada uzun yıllar çalıştım kendimi geliştirdim para kazandım. Daha sonra abimin de desteği ile küçük bir dükkân açtık. Her şey yolunda gidiyordu. Kızlarım mutluydu, haliyle ben de mutluydum. Daha sonra kızlarımın üniversite çağı geldi sınava girdiler ve o kadar korkuyordum ki benden ayrılacakları için. Annemin yıllar önce benim için hissettiği duyguyu o an daha iyi anlamıştım. Her akşam dua ettim ikisi aynı yeri kazansın ya da burada başka başka bölümler okusunlar diye. S. diş hekimliği istiyordu D. ise tıp fakültesi. Allah yüzüme güldü ki iki kızım da Marmara Üniversite’si Tıp Fakültesi’ni kazandı. 1. sınıfta okuyorlar şu an. İkisi de çok mutlu. Onlar mutlu olduğu için ben de çok mutluyum, hayat doluyum. Hakan’a gelirsek çok yalvardı, dönmek istedi ama iş işten geçmişti. Kızlarım istelerse görüşebilirler, babalarıdır sonuçta ama onlar yüzünü görmek dahi istemiyor. İşte benim hikayem böyle. Köyde başlayan hayat hikayem küçük bir pastane dükkanında devam ediyor. Mücadele eden şiddete boyun eğmeyen fidan gibi iki kız çocuğu yetiştiriyorum. Bu benim tek mirasımdır.

Bir Yorum Yazın