Limbik sistemimizde yer alan yapılardan biri olan amigdala öfkeden sorumlu bölgedir. Amigdala erkeklerde daha büyük olduğu için mi şiddete daha fazla başvuruyorlar? Peki amigdalanın üzerindeki testosteron reseptörleri daha az olsaydı, şiddet gösterme oranı da azalacak mıydı? Ya da erkekleri şiddet göstermeye iten sadece farklı beyin yapıları ve hormonları mıdır? Sosyokültürel boyut bunun neresinde yer almaktadır? İşte bütün bu soruları Prof. Dr. Sinan Canan’a sorduk.

Neden erkekler daha fazla şiddete başvuruyor?

Erkekler, genel hormonal yapıları sebebiyle, testosteron denen bir hormonun daha fazla salgılanması nedeniyle biraz daha agresyona yani kızgınlığa ve şiddete meyilliler. Özellikle erkeğin avcı-toplayıcı geçmişinden gelen yani erkeğin üstlendiği rolden gelen bir evrimsel kalıntı aslında. Erkekler daha ziyade avcılık, kadınlar ise daha ziyade toplayıcılık fonksiyonu üstlenmiş gözüküyorlar. Bundan dolayı erkeğin kaçma, kovalama, saldırma vs. refleksleri, yani agresyon dediğimiz refleksleri biraz daha fazla oranda kalıtılmış ve bunlar geçmişte başarılı olduğu için bugün de insan türünün erkeklerince uygulanan özellikler olarak karşımıza çıkıyor.

Sizce suçlu amigdala mı? Frontal korteks öfkeyi engelleyemez mi?

Amigdala; öfke, korku ya da şiddet gerektiren bir durumda aktive olarak vücudumuzun aşırı enerji kullanan ve savaş-kaç mekanizmalarını kontrol eden sistemini devreye sokuyor. Buna sempatik sistem adını da veriyoruz. Bu normalde doğada hayatta kalmamızı sağlayan faydalı bir mekanizma ama özellikle modern yaşamda sıklıkla raydan çıkabiliyor, isteğimiz dışında hareketlere bizi sürükleyebiliyor. Normalde ön beynimiz, frontal korteksimiz gerçekten de amigdalayı engelleyebilecek bağlantılara sahip. Özellikle yapılan beyin görüntüleme çalışmalarında sol prefrontal korteksin; sol amigdala üzerine yaptığı kontrol edici bağlantıların güçlü olmasını, insanların daha dayanıklı, daha duygusal olarak esnek ve öfkelerini daha iyi kontrol edebilen bir ruh halini ortaya koyabildiklerini gösteriyor. Fakat bu bağlantı eğer zayıfsa, insanlar o zaman öfkelerini çok fazla kontrol edemiyorlar. Bu bölgenin kuvvetlendirilmesi nasıl yapılır sorusu hemen aklımıza geliyor tabii. Özellikle erken dönemlerde, sosyal ilişkilerin yoğun ve sağlıklı olarak yaşandığı, sevgi dolu ortamlarda insanların kızgınlıklarını konuşarak çözebileceklerini öğrendikleri, daha üst düzey terbiyenin hükümdar olduğu ortamlarda tabii ki bu devreler daha fazla gelişiyor. İleriki yaşlarda ise şefkat ve bedeni dinleme meditasyonu gibi çalışmaların ve çeşitli buna benzer disiplinlerin bu konuda etkili olduğunu, özellikle Richart Dawidson’un Budist rahipler üzerine yaptığı çalışmalardan sonra gayet iyi biliyoruz.

Erkek amigdalası üzerinde daha az testosteron reseptörü olsaydı, şiddete başvura oranı azalacak mıydı?

Evet çünkü erkeklerdeki testosteron hormonunu azaltacak birçok etki, agresyonda ya da şiddette azalmaya sebep oluyor. Mesela testislerin çıkarılması ya da kastrasyon dediğimiz işlem geçici de olsa agresyonda ciddi bir azalmaya sebep oluyor. Fakat tek suçlu bu değil. Horozlarda yapılan çalışmalarda testisleri çıkartıyorsunuz, saldırganlık azalıyor fakat bir süre sonra farklı faktörlerle saldırganlığın tekrar eski şiddetinde olmasa da geri geldiği görülüyor. O yüzden tek bir mekan ya da reseptör veya tek bir hormon üzerinden açıklanamayacak kadar karmaşık görünüyor bu davranış. Özellikle insandaki şiddet söz konusu olduğunda ise hormonları çok aşan bir kültürel bileşen var. Kültürel olarak bu tip şiddet hadiselerinin doğal, hatta gerekli karşılandığı ortamlarda büyüyen insanlar, bu tip hadiselere daha kolay girebiliyorlar. Bu da işin zihinsel ve sosyokültürel tarafı. Diğer canlılarda görmediğimiz daha karmaşık bir unsur.

Eğer erkek beyninin ve hormonlarının şiddet üzerinde etkisi varsa, şiddet eğilimi gösteren beyinde değişim gerçekleştirilebilir mi? Nasıl?

Evet. Çok çeşitli rehabilitasyon, müdahele yöntemleri, ilaçlar ve beyin eğitimleri teknikleriyle çeşitli düzeylerde bu şiddet eğilimleri azaltılabiliyor. Özellikle ilaçlarla yapılan sakinleştirici uygulamalar, tedavi ediciden çok belirtileri azaltıcı ve ilaç kullanıldığı sürece kızgınlığı baskılayıcı bir etkiye sahip. İlaç kullanımı kesildiğinde bu davranışlar tekrar geri dönebiliyor.  Bunlar dışında özellikle nörofeedback dediğimiz bir beyin eğitim tekniği ile insan beynindeki bu tip aşırı duygulanımların, aksiyonların kontrol edilmesinin beyine öğretilmesi söz konusu. Beyne herhangi bir ilaç ya da elektrik uygulaması yapılmadan, beynin ödüllendirme sistemi mekanizmasının kullanıldığı bu teknik bilinen bir yan etkisi olmayan ve ilaç dışı en etkili yöntemlerden bir tanesi. Bugün dünyada yaygın olarak zor koşullarda çalışan pilotlar ve askerler gibi profesyonellerin de eğitimlerinde yaygın olarak Amerika’da kullanılıyor. Bu tip teknikler özellikle hapishanelerde şiddet suçlarından hüküm yemiş insanların rehabilitasyonunda umut verici seçeneklerden biri gibi görünüyor ama biz hapishanelerdeki rutin uygulama sistemlerimizi değiştirme alışkanlıklarımızın dışına çıkma konusunda zorluk yaşadığımızdan, hukuksal uygulamaları değiştirmek bu açıdan zor. Dünyada bu alanda birçok çalışmalar, kampanyalar yapılmasına rağmen hala çok fazla ilerleme sağlanabildiğini söyleyemeyeceğim. Özetle, şiddet insanda hormonel kökenlere dayandığı gibi, sadece hormonel bir mesele değil. Ağırlıklı olarak sosyo-kültürel bir boyutu var. Tabii bu işin bir de ayrıca hukuksal ve cezalandırma boyutunun da beynimizin işleyiş mekanizmasına ne kadar uygun olduğunu tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor gibi gözüküyor.

Bir Yorum Yazın