Bize kendinizden bahseder misiniz?

Ben 22 yaşında evlendim. Evlendirildim aslında. Ailem zorladı, ben hiç istememiştim. Nişanlandık. Nişanlılık sürecinde bana fiziksel şiddet uygulamaya başladı ama nişanlım olduğu için, nişanı bozamayacağımız için ayrılamadım. “Kesinlikle nişanı atmayız” diye direttiler. Şiddet uyguladıktan bir ay sonra da apar topar düğün tarihi alıp bizi evlendirdiler. Yani benim şiddet görmem daha nişanlılık sürecinde başladı.

Evlendikten sonra da şiddet görmeye devam ettiniz mi?

Evlendikten sonra da onu sevmediğimi bildiği için bu şiddetler devam etti; fiziksel şiddet, cinsel şiddet, duygusal şiddet. Bütün şiddet içeriklerini yaptı yani. Bu arada ben öğretmenim, okul öncesi öğretmeniyim. Çalışıyordum o zamanlar. Ekonomik şiddet de uyguladı. “Paranı nereye harcıyorsun? Ne yaptın bu parayla?” diye sürekli kontrol altında tutmaya çalışıyordu beni. Bu süre zarfı içerisinde aileme çok tepkiliydim. Aile bağlarımı koparttım çünkü beni zorla evlendirdiler. Sadece kardeşlerimle görüşüyorum. Bu arada benim annem de üvey. Ben 3 yaşındayken annemle babam ayrılmışlar. Ben 6 yaşındayken babam yeniden evlendi. Neyse, bizim evlilik olduktan sonra ben sürekli bastırdım duygularımı çünkü artık kendimi çok çaresiz hissediyordum beni zorla evlendirdiler diye. “Sen nişan atamadın. Şimdi boyun eğeceksin, susacaksın. Devam edeceksin yani.” Böyle diye diye dokuz yıl geçti. 25 yaşındaydım. Anne oldum. Oğlum şu an ise 7 yaşında. Hep çok kabaydı zaten, sürekli küfürlü konuşurdu. Aşağılardı beni. Bu 9 yılın geçmesinin nedeni benim susmam, cevap vermememdir. Ben ona karşı çıkacak olsam ya da isteklerinin olmayacağını söylesem, daha fazla şiddet görecektim.

Bu duruma son vermeye nasıl karar verdiniz?

Bir gün ben çalışıyordum evimizden uzak bir yerde. İzne geldiğim gün karşısına aldı beni. Ben neden ondan izinsiz çocuğu alıp götürürmüşüm, nasıl kendim karar alırmışım, izinsiz nasıl böyle bir şey yapabilirmişim. Bu nedenle bana şiddet uygulamaya başladı. Yüzümü yumrukluyordu. Yüzümde kırıklar oluştu. Burnumda, elmacık kemiklerimde. Komşuların 155’i aramışlar. Polis geldi. Beni onun elinden alıp hastaneye, sonra karakola ifade vermeye götürdüler. O ifadedeyken ben hemen kaçtım. Oğlumu okuldan aldım. O anda tek gözüm göremeyecek durumdaydı. O halde aldım oğlumu ve apar topar şehir değiştirdik. Önce arkadaşlarıma gittim. Yaşadıklarımı onlar da biliyorlardı. Ne kadar mutsuz olduğumu onlara da anlatıyordum. Fakat oradan da çıkmak zorunda kaldık. Çünkü apar topar bizim olduğumuz şehre geldi. İş yerime geldi. Bir sürü şey yaptı. Bu süre zarfında ben hep şehir değiştirdim, ailem beni desteklemedi. Kadın derneklerine gittim. Arkadaşlarım bana destek oldular. Çalışmaya devam ettim. Geçimimi sağlayabiliyordum ama toplumsal olarak hiç destek görmedim. Hele polis. İfade vermeye gidiyorum mesela, şikayetçi olacağım. Poliste ifademi almıyorlardı. Sabah saat ondu biz girdik karakola, gece kaçtı çıktık hatırlamıyorum, üçtü galiba. Almıyorlar ifademizi. Benim de arkadaşımın da. Çünkü boşanmak iyi bir şey değil, biliyorsunuz. “Adam zaten bir şey yapmamış ki. Sadece iş yerinize gelip çıkmış. Bunun için mi şikayetçi olacaksın?” diyorlardı. Küçümseyerek bakıyorlardı zaten. Üçe kadar biz orada direndik. İfademi almazlarsa karakoldan ayrılmayacağımı söyledim. Sonunda ifade verdik ama arkadaşıma saygısız davranışlarda bulundular. O polisleri şikayet için başka karakola. Bir sürü arbede yani. Erkeğin şiddeti aslında her yerde. Bu anlattıklarım 1.5 sene önce oldu. Bir buçuk yıl içinde ben çocuğumu uzaklaştırabilmek adına, yurt dışına gitmek için çeşitli yollara başvurdum ama bir türlü olmuyordu. İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanabilirliği yokmuş. Onu çok araştırdım. KAMER’e gittim, KADAV’a, Mor Çatı’ya gittim. Onlar da çok destek oldular. Çok araştırdılar fakat hiçbir şekilde uygulanabilirliği yok dediler. Sürekli tehdit alıyordum ama can güvenliğim yoktu. Beni yakalasa biliyorum, kesin öldürecekti. Çünkü tek derdi benim geri dönmemdi. Ona göre dönebilirdim de. 9 yıl boyunca susmuştum, şimdi de susabilirdim. O böyle düşünüyordu. Ailem ise “Bu çocuğu başımıza bela ettin. Her gün gelip bize saldırıyor” diye bana hiç destek olmadılar. “Hepimiz dayak yedik, hepimiz bunu yaşadık, hepimiz bunu gördük. Sen de katlan” dediler. Asi olan ben oldum. Buna baş kaldırdığım için onlara göre arsız, asi, söz dinlemeyen ben oldum. Bu yüzden bana hiçbir zaman hak vermediler. Hatta ailem benim en son nerede kaldığımı ona söylediler. Beni yakalayabilirdi. Tesadüfen denk geldim ve kaçmayı başardım. Yolun karşısında abisini gördüm. Hemen anladım beni bulmaya geldiklerini.

Sürekli kaçmak zorunda mı kaldınız?

Ben yurt dışına gitmek istiyordum ama oğlumu çıkarabilmem için muhafakatname istiyorlardı noterden. Babasının izni gerekliydi yani. Oğlumun okula gitmesi gerekiyordu ama böyle sürekli kaçarak olmuyordu. Kalıcı bir çözüm bulmalıydım. 1. sınıftaydı oğlum. Mecburen okuldan aldım ve 1 yıl boyunca da okula gönderemedim. Çünkü 3 ay bir yerde, 5 ay başka bir yerdeydik. Gezer durumdaydık. Bir sürü şehir gezdim yani. Bu çok zorlu bir süreç oldu benim için gerçekten. Çok yorucu, çok stresli. Yanımda bir de çocuğum var. Ona yansıtmamak için de bir sürü şey yaptım. Onu kurslara yazdırdım. Tüm olumsuzluklar içinde onu getirip götürmeye çalışıyordum. Bu süreçte kadınlar yanımdaydı. Onlarla zaman geçiriyorduk, onlarla çözüm bulmaya çalışıyorduk. Yalnız olmadığımı kadınlarla tanıştıktan sonra öğrendim. Çünkü bu anlamda örgütlü biri değildim. İş zıvanadan çıkınca, bir anda oluyormuş bu kararı almak. Neden 9 sene sonra diyeceksiniz belki ama bir anda oluyor her şey ve o an gelince sadece çantamı alıp çıktım o evden. Hiçbir şeyim yoktu yani. Her şeyi bırakıp çıktım, “Bir daha da geri dönmeyeceğim” dedim.

Boşanma sürecinde neler yaşadınız?

Boşanma süreci çok sıkıntılı oldu. Ailem ona karşı şahitlik yaptık. “Biz seni dövdüğünü görmedik bile” dediler. “Aslında kızımızı dövmedi” dediler. Beni yıldırmak için ellerinden geleni yaptılar. Hem onun ailesi, hem benim ailem. Toplum dahil, sistem dahil. Herkes onu destekliyordu. Ailem asi olduğumu söylüyordu, polisler asi olduğumu söylüyorlardı, boşanmanın iyi olmadığını söylüyorlardı. Yani herkes bir yandan ona güç veriyordu ama ben de kadınlarla tanıştım, çok güzel kadınlarla. Ben de onlardan destek aldım. Aslında yalnız olmadığımı, düşündüklerimin yanlış olmadığını farkında vardım. Buna boyun eğmemem gerektiğini anladım. Bir buçuk yıl kaçak göçek yaşamak, sadece bir sırt çantası ile oradan oraya gitmek çok yorucuydu. Ama dayanışmanın gücü ile doğruyu bulmaya çalıştım. Aslında ben, yalnız değildim.

Bir Yorum Yazın