Bu haftaki hikayemiz İstanbul Emirgan’dan. Projemizden ailesine bahseden bir arkadaşımız, teyzesinin bizimle konuşmak istediğini söyledi. F. Hanım’ın hikayesini dinlemek için Üsküdar’dan yola çıktığımızda tıpkı yazı andıran bir hava vardı. Oysa biz o an, F. Hanım’ın içinde kopan fırtınalardan habersizdik.

Bize çocukluğunuzdan bahseder misiniz?

Babam Rizeli. Ben hiç gitmedim oralara. Babamın işi nedeniyle Adana’da dünyaya geldim. Maddi durumumuz iyiydi. Cemal ile o zaman tanıştık. Askerdi. Ben 17 yaşındaydım. Her şey o kadar güzeldi ki. Babam bana ve ağabeyime karşı her zaman sert davranırdı. Herhalde kendince severdi bizi ama biz bunu hiç bilemedik. Ben Cemal’de baba sevgisini bulmuştum. Her gün beni okula götürüp, okuldan alıyordu. Beni koruyordu, kolluyordu. 1 sene böyle geçti. O üniversiteye gidiyordu. Gazetecilik okuyordu. 5 yaş büyüktü benden. O zamanlar bu kadar sinirli olduğunu anlayamamıştım. Biraz fark ediyordum ama görmek istemiyordum herhalde. Çok kıskançtı, etrafımda hiç arkadaşım kalmamıştı. Ama olsun, o vardı ya, bana yetiyordu.

Ne kadar zaman sonra evlendiniz?

18 yaşıma geldiğimde evlendik. Üniversite sınavını kazanmıştım, İngilizce öğretmenliği bölümünü ama gitmedim. O kadar üzgünüm ki bu kararım için. Keşke zamanı geri döndürebilsem. Evde oturup onun için yemekler pişirmek, işten gelişini beklemek, ona sürprizler yapmak daha cazip gelmişti bana. Aslında ona maddi olarak da bağımlı olacağımı hiç düşünmemiştim. Bu evde değil ama yine Emirgan’da başka bir evde oturuyorduk. Beni herkesten kıskanmaya başlamıştı. Kuzenim erkek diye bizim eve gelemiyordu. Erkek olan akrabalarım bile karşılaştığımızda beni yanağımdan öpemiyorlardı. Kıyametleri kopartıyordu. Yolda yürüyorduk. Bir bakayım Cemal bir adamı dövüyor, “Karıma nasıl bakarsın?” diye. Evimize kimse gelmez oldu. Komşularımızla bile görüşmüyorduk çünkü birkaç görüşmeden sonra Cemal hep bir kavga çıkartıyordu. Ağzımı açıp bir şey söylemeye korkar olmuştum. Bir ara maddi sıkıntıya düştük. Benim de çalışmamı ve eve para getirmemi istedi. O kadar mutlu olmuştum ki. En sonunda bu evden kurtulacaktım, farklı insanlar tanıyacaktım. Arkadaşlarım olacaktı. Çok meşhur bir plastik cerrahi merkezinde asistan olarak işe başladım. İyi de para kazanıyordum. İlk maaşımı bankaya yatıracaklarını söylediler ve banka kartı verdiler. Bunu Cemal’e anlattığım an kartımı elimden aldı. Biliyor musunuz, ben hiç kendi maaşımı elime almadım. O bana harçlık veriyordu. O da zaten mutfak alışverişine gidiyordu. Hep aynı elbiseleri giyiyordum.

İşinizden memnun muydunuz?

İşimden çok memnundum. Patronum, yani hastanenin sahibi beni çok seviyordu ve çok başarılı buluyordu ama durumu da fark etmişti. Bir gün konuştu benimle. Ben de o kadar doluymuşum ki her şeyi anlatıverdim. Buna mecbur olmadığımı söyledi. Her zaman benim arkamda olduğunu, ne zaman desteğe ihtiyacım olursa yanımda olacağını söyledi. Maaşımın bir kısmını da artık elden vermeye başladı. Çalışıyor olmama rağmen para yetmiyordu. Daha ayın yarısı gelmeden Cemal, “Para bitti” diyordu. Sonradan öğrendim ki benim paralarımı biriktirip ev almış sevgilisi için. Neyse, birkaç yıl daha böyle geçti. Ben işimde yükseldim. Hastanenin üst yönetiminin bütün işlerini ben yapmaya başladım. Maaşım da artmıştı. Cemal bazı geceler eve gelmiyordu. Aramızda karı koca ilişkisi de pek kalmamıştı. İçkili geldiği geceler dışında. O gecelerden nefret ediyordum çünkü onunla birlikte olmak istemiyordum ama kendimi de mecbur hissediyordum. Bir sabah mide bulantısıyla uyandım. Yalnızdım, gece eve gelmemişti ama umurumda da değildi. İşte o gün hamile olduğu öğrendim. Üzülüp sevinmek arasında bir yerde kalmıştım. Ne hissedeceğimi bilemiyordum. İlk önce patronuma söyledim. Artık onunla arkadaş olmuştuk. Öz babamın yapmadığını yapmıştı bana, destek olmuştu. O sevindi. 2 çocuğu vardı. Evlat sevgisinin dünyanın en güzel duygusu olduğunu söyledi. İşte o an, o sabah düşündüklerimden utandım. Çocuğumu doğuracaktım. Akşam eve gittim. Cemal gelmedi. Ertesi gün eve gittim, yine gelmedi. 3 gün sonra söyleyebildim. Hemen aldıracaksın dedi. Zorla kolumdan tuttu beni ve “Seni bu evden atarım” dedi. İlk dayağımı yedim. Gerçi önceki yıllarda ondan duyduklarım da tıpkı tokat gibi ağırdı benim için. Sırtıma tekme atmıştı. Ama bebeğim baba tutundu. Sağlıklıydı. O gecenin sabahı evden ayrıldım. Hastanenin odalarından birinde kaldım. Patronum ertesi sabah durumu öğrendi ve bana hemen ev tuttular. Bütün arkadaşlarım destek oldular. Eşyalarım oldu. Mahkemeye de boşanmak için başvurdum. Her gün beni arayıp para istiyordu. İnanamıyordum. En sonunda herhalde o da vazgeçti. Aramalar durdu. Sevgilisi varmış. Onun evinde yaşıyorlarmış. Şu an kızımız 3 yaşında. Onu bir kere bile görmedi. Ben işteyken annem bakıyor. Hastanemizin kreşi var, seneye oraya götürmeye başlayacağım. Umarım ona, benim yaşayamadığım ama hep hayalini kurduğum hayatı verebilirim.

 

 

Bir Yorum Yazın