Bugüne bir telefonla başladık. Projemizi duyan bir arkadaşımızın annesi bize ulaşmak istediği söyledi. “Ben yaşadım ama çocuklarım, çocuklarımın arkadaşları yaşamasın” dedi ve hikayesinin, Güneşe Dokunan Kadınlar projesinin bir parçası olarak yer almasının onu mutlu edeceğinden bahsetti.

Nasıl başladı her şey Fatma Hanım? Kaç yaşındaydınız evlendiğinizde?

16 yaşında evlendim. Eşim 20 yaşındaydı. Aydın’da bir köyde yaşıyordu. İmamdı. O zamanlar arkadaş olmak, gezip dolaşmak yoktu. Ailem istemişti. Görücü usulüyle evlendik. Anne, baba ne derse o olurdu. Onlar en iyisini bilirlerdi. Benim hiç söz hakkı yoktu. Kabul ettim. 5 ay nişanlı kaldık. 1991’de de evlendik. Psikolojik şiddetle, hakaretle ilk tanıştığımda günlük evliydim. Çok ağlamıştım. Yabancı bir evdesin, yabancı bir erkekle birliktesin, ailenden ayrısın ve daha çocuksun. Evlendiğimde evimde sadece 1 kanepe, tüp ve buzdolabı vardı. Buna rağmen sesim çıkmadı. Eşyalar gözümde yoktu. Huzurlu olsaydım bana yeterdi. İlk tokadımı 15 gün sonra yedim. “Düğünde annenle böyle yapmadılar, şöyle yapmadılar” diyerek bana vurdu. En ufak şeyleri bahane edip tekme, tokat beni döverdi.

Çocuklarınız oldu mu?

Evet. Hemen hamile kaldım. Sabrediyordum. Annem nasıl olduğumu sorardı. İyiyim derdim ama ağlardım. En sonunda beni dövdüğünü söyledim. “Askere gitsin akıllanır” dedi annem. “Tamam” dedim ve 2,5 yıl daha çektim. Oğlum 2,5 yaşındayken askere gitti. Bizde öyle anne evine gitmek yok. Kayınvalidemlerde kaldım. 3 tane kardeşi vardı, hepsine hizmet ediyordum.

Dönünce değişti mi annenizin dediği gibi?

Hayır. Hiçbir şey değişmedi. İkinci çocuğuma hamile kalmıştım. Şimdi diyeceksiniz ki neden ikinci çocuğu yaptın. Ama iyi ki evlatlarım olmuş. 23 yaşındaydım ikinci çocuğum olduğunda. Hala şiddet görüyordum. İşe gittiği zaman evde temizliğe başlıyordum. İnanın dayak yememek için günde iki kere toz alıyordum. Ara sıra akşamları annesine giderdi. Mutlu olurduk o akşam rahat uyuyacağız diye. Pazara giderken gözlerime kadar örttürürdü beni insanlar gözlerimi bile görmesinler diye. Topuğu açık ayakkabı giydirmezdi. Dedikleri mantıklı olsa tamam diyeceğim ama hayat bana zehir oluyordu. Buna rağmen her şeye tamam dedim. Ailemizde boşanan kimse yoktu. Çocuklarımın boynu bükülmesin dedim. Sabrettim. Bir gün muhtarla parti meselesi yüzünden kavga etmiş. Sabaha kadar “Onu vuracağım” dedi. “Yapma” dedim, dinlemedi. Karşı karşıya oturuyorduk. Silahı vardı ama saçma, kurşun değil. İki kere sıkmış muhtara arabasına binerken. Ölmedi ama yaralandı. 2 çocukla kaldım. Kızım 38 günlüktü, oğlum 5,5 yaşındaydı. Herkes muhtarı tutuyordu, o evde kalamazdık tabii. Mahallede istenmiyorduk. Bir arkadaşın evine gittik önce. Orada kaldık. Aile geldi. Bir kayınvalidemde kalıyorduk, bir de benim ailemin yanında. Artık neresi olursa. Kesinleşmiş 4 sene ceza aldı.

Hapisten çıktıktan sonra ne oldu?

4 yıl daha birlikte yaşadık. Her şey aynıydı, hiç değişiklik yoktu. Kızımızı hiç sevemedi. Canı, ciğeri ama ona hiç ısınamadı. Kızım da aynı şekilde. Çocuk zaten baba bilmiyordu ki. 3,5-4 sene sonra babayı gördü. Onları da dövmeye başladı hapisten çıkınca. Çocuklar için bu kadar sene katlandım ama onlar da şiddet görmeye başladılar. Bir kere kızımın başında tacı vardı. Öyle bir vurdu ki kafasına, tacın izin çıktı. Kendimi geçtim, peki ya çocuklarıma yaptıkları? Oğlum biraz topluydu. Babası banyo yaptırırdı, benim oğlumu yıkamama izin vermezdi. Kapının arkasında durup beklerdim, dinlerdim. “Bu etler eriyecek” diye çocuğun karnını sıkardı. Bir akşam kavga ettik. Kayınvalidemlerde kalmak istedim. Çünkü ertesi gün çocuklar okula gideceklerdi. Elimde yemek sinisi vardı. Peşimden geldi mutfağa. Arkamdan kafama vurdu. Feryat ederek yere yığıldım. Sonrasını hatırlamıyorum. Alt komşum gelmiş. Onu tanımamışım. “Ben senin komşunum” diyormuş. “Ben seni tanımıyorum” diyormuşum. İki gözü kırmızı olmuş bir kız ve oğlan çocuğu duruyordu karşımda. “Anne” diyorlardı bana. “Neden bana anne diyorlar?” diye soruyordum. Komşum “Ambulans çağıralım” diyordu. “Bir şeyi yok. Yalan yapıyor. Birazdan kendine gelir” dedi kocam. Baktılar ki olmayacak, komşumun sayesinde ambulans çağırdılar. Bana adımı soruyorlardı, hatırlayamıyordum. Düşünün adımı bilmiyordum. 2 çocuk “Anne” diye sarılıyorlardı ama onların bile kim olduklarını bilmiyordum. Tek hatırladığım onun kulağıma fısıldamasıydı: “Sen düştün tamam mı?”. Neyse, sonra hastaneye vardık. “Hangi senedeyiz?” diye sordu doktor. “1995” dedim. Meğerse 2005 yılındaymışız. Zamanla hafızamın yerine geleceğini söylediler. Tedavi gördüm hastanede, sonra eve gönderdiler. Yüzüm üçgen gibiydi. Her yerim mor ve şişti. Çocuklara tembih etmiştim annemlere söylememeleri için. O gün annem aramış evi. Beni istemiş. Kızım “Migreni tuttu” demiş. Annem inanmamış. Annem, babam, kardeşlerim hemen geldiler. Beni o halde gördüler. “Düştüm” dedim ama inanmadılar. “Bu düşme değil” dediler. Annem küçük kızıma sormuş bana ne olduğunu. O da “Babam dövdü anneanne ama kimseye söyleme” demiş. Annem odaya girdi. “Hadi kalk, gidiyoruz hep birlikte” dedi babama. “Bir daha gelişimizde senin cenazeni mi bulacağız?” dedi. Kıştı. Sadece kabanlarımızı giyip çıktık o evden. O da evdeydi. Bütün ailem yanımda olduğu için bir şey diyemedi. Oğluma “Bari sen kal” dedi. “Ben annemle gideceğim” dedi. Sonra zaten mahkemede velayet bile talep etmedi. Vermezdim elbette ama istemedi bile. Kendim bir yana, evlatlarım bir yana. Sonra dava başladı. Boşandık. Keşke önceden ayrılsaymışım. Keşke o cezaevine girdiğinde boşansaymışım. Akıllanır, adam olur diye bir şey yok. Olmuyor, kimse değişmiyor. Ben çocuklarım için ayakta kaldım. Çok değiştim. Önceden “Erkek evin reisi” derdim. Bir kadın olarak hiçbir hakkım yoktu. Boşandıktan sonra ikinci hayatım başladı. Hiç pişman değilim, iyi ki ayrılmışım, iyi ki değişmişim. Çalışmaya başladım. İlk maaşımı alınca çok mutlu oldum. Evde zaten bütün gün çalışıyordum ve hep eziyet görüyordum, hiç takdir edilmiyordum. İlk maaşımı alınca anne gittim, “Patronum hem bana para veriyor, hem de teşekkür ediyor” dedim.

Çocuklarınız yanınızdalar mı?

Oğlum evlendi. Kızım üniversitede okuyor, kurtardı kendisini. Çok ümitliyim ondan. O da meslek sahibi olsun, başka dileğim yok.

Babalarından haber alıyor musunuz?

Boşandıktan 8 ay sonra yeniden evlenmiş. Bizi rahatsız etmedi hiç. Bazen düşünüyorum acaba yeni eşi sabır mı ediyor yoksa bana yaptıklarını ona yapmıyor mu diye. Bilmiyorum. Çocuklar 1-2 kere evlerine gittiler. Babaları evi süpürüyormuş. Çok şaşırmıştık. Çocuklarım hiç baba sevgisi görmedi. Mutlaka bunun eksikliğini duyuyorlardır ama bana hissettirmiyorlar. İçlerinde yaşıyorlar. Çocukken de oğlumu okula bırakırdım. Bir gün bana “Herkesi babası okula getiriyor. Beni hep sen getiriyorsun. Artık gelme, ben kendim giderim” demişti. Ben elimden gelen her şeyi yaptım. İnşallah başarmışımdır. Babasızlardı ama daha düzgün yetiştiler. İyi ki doğurmuşum onları.

 

Bir Yorum Yazın