Ayşe Tükrükçü. Güneşe dokunmuş bir kadın. Ayşe Arman’ın röportajından tanıdık kendisini. Onun yaşadıklarını duyup da etkilenmemek mümkün değildi. 9 yaşındayken amcasının tecavüzüne uğramış bir çocuk çıktı karşımıza. “Keşke annem saçlarımı bir kez okşasaydı” dediği an gözlerinden dökülen yaşlar bizim kalbimizde büyük bir yara açtı. İnanılmaz bir hayata tutunuş hikayesi dinledik. O 9 yaşındaki çocuk, şu an Hayata Sarıl Derneği’nin kurucusu. Sabaha kadar sokak sokak dolaşıp evsizlere yemek dağıtıyor.

Nerede dünyaya geldiniz?

Antep’te gurbetçi bir ailenin çocuğuyum. Annem ve babam, ablamla beni Antep’te bırakıyor, yanlarına iki abimi alıp Almanya’ya işçi olarak gidiyorlar. Ne yazık ki 9 yaşındaki abim, Berlin’de bir kanala düşüyor ve boğuluyor. Ondan sonra aile kopmaya başlıyor. Bir tarafta fakirlik, cahillik diğer tarafta ise acı ve bölünmüş bir aile. Aslında abimle birlikte biz de boğulmuştuk o kanalda.

Annem ile babamı 4 yaşımda gördüm ben. Abimin cenazesi için Antep’e gelmişlerdi. Sonra bir daha 7 yaşında gördüm. Annem Türkiye’ye geldi, kardeşim İlknur’u doğurdu, bırakıp gitti. Beni de 15 günlükken bırakmış. Bırakılan çocuklar hep babaanneyle büyüdü. Bölük pörçük bir hayat. Annenle babana yabancısın. 7 yaşından sonra beni de aldılar Almanya’ya, o zaman birlikte yaşamaya başladık.

Nasıl bir hayat bekliyordu size Almanya’da?

Çok sevgi gördüğüm söylenemez. Şiddetle büyüdüm. Annemin yaptığı yemek,babamın istediği gibi olmamış mı? Başlıyordu annemi dövmeye. İşin kötüsü, dayağı yiyen annem de bizi dövüyordu. Şöyle özetleyeyim: Hatırlamak bile istemediğim bir çocukluk. Derken bir gün rahmetli babaannemden bir mektup geldi: “Çocukların hepsini alıp götürdünüz. Ben çok yalnızım burada, bari birini gönderin.” Dayaktan, şiddetten bıkmıştım. Hemen atladım, “Ben gideyim” dedim. Demez olaymışım. Allah’ın belası Ali Rıza girdi hayatıma. Ali Rıza amcam olur. Beni ve kızını aldı, Antalya’ya götürdü. Orada kalmaya başladık. Bir gece yarısı üzerimde bir ağırlık hissettim, gözlerimi açtığımda o üzerimdeydi. Ağızımı kapattı ve “sus”dedi. Kızı Şengül’le aynı odadaydık, o uyuyordu. Ben kaçmaya çalıştım fakat bana o gece tecavüz etti. 9 yaşındayım. Gündüz oldu, yataktan kalkacak halim yoktu. Bu tecavüz her gece sürdü. Gündüz olunca kızının önünde leğende yıkardı beni. Sonra kurular, akşama hazırlar ve tekrar tecavüz ederdi. Biliyor musunuz, ben banyodan çıktıktan sonra hiç kurulanmadım? Islak ıslak kurumayı beklerim.

Peki kuzeniniz? O farkına varmadı mı?

Kuzenim yıllar sonra bana itiraf etti aslında her şeyi gördüğünü ve farkında olduğunu ama “bana da aynısını yapar diye sesimi çıkartamadım” dedi.

Ne kadar kaldınız Antalya’da?

6 ay. Beni kucağına alırdı hep, seviyormuş gibi yapardı. Karısı da “yazık, öksüz” derdi bana. Babaannem ise Antep’te her şeyden habersiz hep arardı. Amcam: “Ayşe çok iyi burada”derdi. 6 ay sonra babam beni Almanya’ya götürmek için geldi. Kurtulmıştum ama bu sefer de orada dayak yemeye başladım. Anneme amcamın yaptıklarını anlattım ama bana inanmadı. “Kimbilir kendini oralarda ne yaptırdın da emminin üzerine atıyorsun” dedi. Okula gidip geliyordum, dayak yiyordum ve hayatım böyle sürüyordu. Bir gün okulda hocam farketti boynumdaki morlukları. Anladılar şiddet gördüğümü ve beni ailemden alıp yurda verdiler. En mutlu günlerimi yaşadım. Voleybol oynuyordum, arkadaşlarım vardı, okuluma devam ediyordum. Bir gün birden kan aktı bacağımdan aşağıya doğru. Ben çığlık attım ve “Ali Rıza yaptığında da böyle olmuştu” dedim. İşin aslı regl olmuşum ama yuvadakiler anladılar. Ertesi gün hastaneye götürdüler beni ve tecavüze uğradığım ortaya çıktı.

Sonrasında ne oldu?

16 buçuk yaşında bizimkilerin yanına tekrar döndüm. Üç ay her şey harikaydı, sonra her şey eski eski tas, eski hamam. Ben tecavüze uğradığım için onların gözünde suçluydum, defoluydum. Annen bile yargılıyorsa seni, zaten kurtuluşun yok demektir. Yıllar sonra annem, Ali Rıza’nın kızı Şengül “Ayşe doğru söylüyor, tecavüze uğradı!” deyince inandı bana, “Haklıymışsın!” dedi. Ama artık çok geçti. Ondan sonra annemi hiç affetmedim.

Ne hissettiniz?

9 yaşında bunları yaşadığında her şeyi anlıyorsun, kötü şeyler olduğunu biliyorsun ve yarın yine olucak mı diye düşünüyorsun. Ondan sonra herkes aynı şeyi yaşadı gibi gelmeye başlıyor ve normalleştiriyorsun. Aynı şeyleri babam da yapacak gözüyle bakıyordum. Çünkü bunu sana yapan seninle aynı kanı taşıyan adam. Babam kuzenime neden yapmasın diye düşündüm mesela. 13 yıl sonra çözebildim. Babam yapmadı ama o pislik bana niye bunu yaptı? Alkol mü, madde mi, hasta mı, hayır hiçbiri değil. Sen şeytandan öndesin, şeytanın yapmadığını yaptın bana Ali Rıza. Dediğim gibi bunların hiçbir tedavisi yok. Sadece nefret ve kin kalıyor içinde. Hayata küsüyorsun. Ben de hayata çok küstüm. Her şeye, ekmeğe, suya, yaşama küstüm ama yine hayattayım. Dönem dönem sustum, ağladım, bağırdım. Acıyı çeken bilir. İzinsiz bedene dokunmanın acısını çok çektim.

Bize ilk eşinizden bahseder misiniz?

23 yaşıma kadar Almanya’da çalıştım ve ilk tanıştığım adam ile evlendim. Maraşlıydı. Evlenmeden başıma gelenleri anlatmıştım ona. Tecavüzden sonra benim ilk ilişkiye girdiğim insandı Hasan. Bacağını bıçakla kesti, kanını çarşafa buladı ve kayınvalideme verdi. Kız olmadığım o gece öğrenilmiş olsaydı, beni asla kabul etmezlerdi. Köyde, kerpiç bir evde yaşıyorduk. Hasan Mersin’de top peşinde. 6 ay hamileyken, Hasan’ın abisi bana kızdığı için, beni merdivenlerden itti. Nasıl olur da aş erermişim, erik istermişim, bu ne büyük bir şımarıklıkmış. Kalktım lavaboya gittim ve kanamam başladı, çoçuğumu düşürdüm orada. Ondan sonra sessizleştim ben. Hasan’ın gelmesini bekledim. Doğru dürüst bir şey yemiyorum. Sadece suyla ayakta durmaya çalışıyordum. 3 gün sonra Hasan beni Antep’e götürdü. Daha da kötü şeyler geldi başıma. Hasan’la boşandık. Antep’te dul olmak sorun. Dul kadına ev verilmez, dul kadın bakkala gitmez. Almanca biliyorum ya, bir avukatın yanında çalışmaya başladım. Orada Bahri’yle tanıştım, ikinci eşim. Nedense memleket memleket gezmeye başladık. “Akraba ziyaretleri” diyordu. Diyarbakır, Kütahya, Adana, Mersin… Nedense ben hiç kadın akraba da görmüyorum, hepsi erkek. Bahri de her gittiğimiz şehirde, “Aman berbere git, güzelleş, akşam yemeğinde bakımlı ol” diyordu. Meğer derdi beni satmakmış. Genel ev patronlarına gösteriyormuş. İlk eşimden ayrıldıktan 9 ay on gün sonra, Bahri bana birtakım kâğıtlar imzalattı. “Evlilik için gerekli” dedi. Meğer beni genel eve satmış. 11’inci ayın 18’inde 240 milyon lira karşılığında ben Mersin Genelevi’ne satıldım. Hem de kocam olacak o ahlaksız tarafından! Kapısında bir polis, bir bekçi bekliyordu. Bahri bana dedi ki, “Benimle yattığın gibi kimseyle yatma” ve gitti. Ben de katıla katıla ağlamaya başladım. Bir umut kapıdaki polisten yardım bekledim. “Hadi, hadi alışırsın” dedi ve beni içeri itti. Sonra hayatım değişti, genelev kadını oldum. Türkiye genelinde 7 genelevde.
Oradaki herkes, sizin gibi kaderin sillesini yemiş insanlar mı? Kolayına geldiği için orada olmayı tercih edenler var mı? Hayır, çünkü kölelik bu! Kolayı-molayı da yok. Ben gün geldi, bir günde 60-70 kişiyle yattım. Bunun nesi kolay? 365 gün çalışıyorsun. 12 ayda, 12 kere regl olman gerekiyor değil mi? O günlerde de çalışmak zorundasın. Nesi kolay? İçerideki kadınların yüzde 70’i tecavüz mağduru. Benim, kafası bedeninden ayrılan arkadaşlarım oldu. Ciddi yani. Girişi var, çıkışı yok ya da çok zor. O dört buçuk yıl, başıma gelmeyen kalmadı. Her türlü rezillik var orada. Hortum soksan temizlenemezsin. Regl, kürtaj fark etmez, her zaman çalışacaksın. Benim 8 tane kürtajım var genelevden.

Ailenizin haberi olmadı mı?

Oldu. Anneme mektup yazdım: “Namussuz dedin, o… dedin, işte şimdi dediğin gibi oldum! Ali Rıza’nın 9 yaşında bilmem ne yaptığı kızın, şimdi vesikalı çalışıyor. Gel gör istersen!” Babam öldüğünde, o zarfı, saçımla babamın kasasında buldum. Mektubu bulamadım ama saçımla zarfım duruyordu. Aile arasında da duyulmuş tabii. Bir gün eniştem geldi, müşteri olarak!

Kurtulmak çok mu zor? Denediniz mi?

Kurtulmak çok zor. Ben 240 milyona satılmıştım. Para kazanıyorsun zannediyorsun. Borcunu ödeyebileceğini düşünüyorsun. Bir hesap çıkarıyorlar sana, sigorta parası, işçi parası, yemek parası, kuaför parası, yakıt parası, su parası, elektrik parası, bilmem ne parası… Sen hep borçlusun! Oraya girdiğimin kırkıncı gününde 500milyon para kazanmıştım. “Yarısı senin, yarısı bizim” dediklerinde “borcum bitti, gideceğim” dedim. Bana “otur” dediler, oturdum. Elektrik, su, kuaför parası, muayene parası hepsi totalde haneme yazılmış. 220 milyon patrona verdim, bende kaldı 30 milyon. O borç hiç bitmeyecek bir vaziyete geliyor. Bir gün bir müşterim “seni kurtaracağım” dedi. 1996’dan 2001’e kadar müşterim olan Ahmet ile düğün yaparak genelevden çıktım. “Ahmet ve Ayşe genelevden düğün yaparak çıktı” diye haber yaptı gazeteler bizi. Reha Muhtar haberleri sunuyordu, orada da çıktık. Daha sonra ben oraya dönmeyeceğim dedim. Oraya dönmemek için Ahmet’le altı buçuk sene evli kaldım. Resmi nikah ile. Sicilim temizlensin istedim ama sonradan öğrendim ki bu siciller silinmiyormuş. Ayrıca bu adam kaşım gözüm için beni oradan çıkarmamış tabii ki. Oysa ben insan gibi yaşamayı umut ediyordum. Ahmet de daha sonra beni Kıbrıs’a götürüp satmaya çalıştı. Kıbrıs’a gitmiştik. Orada küçük küçük kafeler vardı. “Otur” dedi bana Ahmet, oturdum. Ahmet “birazdan geleceğim” dedi ve kalktı. Kahve içiyordum. 10, 15 dakika geçtikten sonra birisi geldi ve beni çağırdı. Yanına gittim. Bir baktım içerideki odada adam soyunmuş, bekliyor. Hemen bağırdım, polis geldi. Tacize uğradımı söyledim. Adamı hemen aldılar. Kıbrıs’ta bu tarz olaylar çok oluyormuş. Bu dediğim 1997 yılı. Kendi kendimi sınır dışı ettirdim ve kurtuldum.

Sonraki yaşamınız nasıl devam etti?

Topluma kazandırma yasası diye birşeyden bahsediliyor ama ben bunu görmedim , yaşamadım. En basit örnek ben öldükten 40 yıl sonra silinecek bir sicile sahibim ama ben genelevden çıkalı 22 sene bitti. Sokaklarda kaldım, gidecek yerim yoktu. Hani nerede topluma kazandırma yasası?

 Ailenizi affettiniz mi?

 Babamdan da annemden de çok şiddet gördüm ama babam benden özür diledi. Onu kendi elimle mezara koydum. Benimle konuşmasa da arkamda o dağın var olduğunu biliyordum. Boşandıktan önce ve sonra da babam bana hep para yollarmış. Ben annem zannederdim ama sonradan öğrendim ki babammış. Canım acıyor mu? Evet acıyor. Keşke bunları annem yapsaydı, beni sahiplenseydi, bana sarılsaydı, beni yargılamasaydı. Keşke annem bir kere saçımı tarasaydı. Ben anneme hiçbir şey yapmadım, canına kıymadım, canını acıtmadım, hiçbir şey yapmadım. 51 yaşındayım ve annem hala benim cakımı acıtıyor. Onun için benim hiç çocuğum olmadı. Benim yaptığım ya da yapmadığım hiçbir şeyi ona yapmayayım diye. Ayrımcılığı annemden hala görüyorum. Fark ederseniz sosyal medyada annemle hiç fotoğrafım yoktur. Sadece erkek kardeşim ve birlikte büyüdüğüm kız. Kardeşin seni yargılıyor, annen seni yargılıyor, toplum niye yargılamasın? Kitabımın 3. baskısı çıktı. Eve götürdüm. Babam vitrine koydu ama annemle ablam hep kaldırdılar, çekmeceye koydular defalarca. Evet geçmişte yaşadıklarım var ama gelecekte yaşayacağımla geçmişte yaşadığım arasında dağlar kadar fark olacak. Daha dik, daha onurlu. Bir oğlum oldu, biliyorum, hissediyorum erkekti. Hala oğlumu rüyamda görüyorum. Büyümüş. Bana hep aynı şeyleri söylüyor, “Anne beni buradan çıkart” diyor. Seneler sonra kayınvalidemi gördüm. Helallik istedi. Etmedim, etmem, etmeyeceğim. Çocuğumun babasına da hakkım helal değil. Edilecek bir hak yok bende. Çalınan haklarım var. Benden çalınan ergenliğim var, çocukluğum var, genç kızlığım var. Hayata tutunuşum daha farklı o yüzden. Siz eve beş dakika geç gidin, annenizi beş dakika geç arayın, o annenin nefesi yüreğine iner. Ben aileme mektup yazdım, eniştem geldi genelevine. Adımın verildiği teyzemin kocası. Benimle yatmadı, yalan söyleyemem. Bana “üzerini giyin kara kız” dedi. Evet geldi doğru ama günah alamam. Geldi ama beni kimse kurtarmadı. Teyzeme bunu 2009’da söyledim.

Hayata Sarıl Derneği’ni nasıl kurmaya karar verdiniz?

Şimdi yaptıklarımıza gelecek olursak. 2007’de milletvekilliğine adaylığımı koydum kamuoyu oluşturmak için. Tecavüz edilen, geneleve satılmış hayatsız kadınlar adına adaylığımı koydum. Bu kadınların var olduğunu göstermek için. Ondan sonra kitap çıkardım. Ödüller aldım, belgeseller çekildi hakkımda. 2007-2014 arası hep hayatla mücadele verdim. 2014’de gönüllü olduğum Şefkat Derneği evsizler için bir şeyler yapalım dedi. Protestolara katıldım, kendimi zincire vurdum . İnsanlar bu zinciri kırsın, ben kırdım, siz de kırın demek istedim. Genelevler kapatılsın dedim ve büyük tepki aldım. Kadın satılır ama erkek satılmaz cevabını aldım. Onun üzerine evsizlere yönelik bir şeyler yapalım, çorba dağıtalım diye düşündük. İki seneye yakın bir süre kendim çorba yapıp dağıttım. Beyoğlu, Beşiktaş, Köprüaltı. Benim çorba yapıp dağıtmanın amacı çok farklıydı aslında. Bir sıcak çorba için açlıktan, sapkınlıktan uzak kalsınlar diye önlerini kesmeye çalıştım. Yanı sıra evsizler arasından 13 yaşındaki bir çocuğu aldım. Annesinden ayrılan çocukları ailesine kavuşturduk. Mezun ettiğimiz öğrencilerimiz var. Hollanda’ya yolladığımız bir İsmet amcamız var, Almanya’ya yolladığınız Maria’mız var, Fransa’ya yolladığımız bir arkadaş var. Şehir içi aile buluşmaları yaptık. Fark Yaratanlar’a seçildim. Ben kendim evsiz kaldığım süreçte de bana kimse bir şey getirmiyordu. Almanya’da da evsiz yaşadım. Benim yaşadıklarımı insanlar hala yaşıyor. Bunun üzerine “Bir lokantamız olsa. Evsizlere psikolojik destek, manevi destek versek. Onları hayata döndürsek” diye düşündük ve Hayata Sarıl Lokantası’nı açtık. 2 Kasım 2017’ye kadar 26.675 tabak yemek verdik evsizlere. Size göre ne kadar güzel değil mi? Bana göre hiç güzel değil. Tabaklar ne kadar çoğalırsa, o kadar çok evsiz var demek. İşsizdim, işveren oldum. Evsizler geliyorlar, yemek yiyorlar. Çalışanlar, sokakta bulduğumuz insanlar. Çalışanlarımızı sokaktan seçiyoruz. Banyo ve duş işini de önümüzdeki süreçte halledeceğiz. Toplumda yok sayılmaktansa, bu insanları topluma kazandırmak önemli. Geçmişte ne yaşamış olursa olsun. Hiç farketmez. Ben bana yapılmayanı insanlara yapıyorum. Bu yaşadığım hayat karşısında da ruhum ise “Ben buradayım. Geçmişimle gömülmeyeceğim, yaptıklarımla gömüleceğim” diyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir Yorum Yazın