İstanbul’a bahar gelmişti. İçimiz kıpır kıpır olsa da duyacağımız hikayenin üzerimizde yaratacağı etkiyi de düşünmeden edemiyorduk. Üsküdar Üniversitesi’nden yola çıktık. Her hafta aynı heyecanı hissediyorduk. Acaba bugün neler dinleyecektik? Merve Hanım bizi bekliyordu. Bakırköy Adliyesi’nde buluştuk. Anlatacağı çok şey vardı ve bizler, biz kez daha bir kadının gücünü hissetmiştik.

Bize hayatınızdan bahseder misiniz?

Kendimi anlatarak başlayayım. 32 yaşındayım, kızım var 10 yaşında. İlk evliliğimi yaptığımda 22 yaşındaydım. Üniversite üçüncü sınıfa gidiyordum, edebiyat okuyordum. Sonrasında da dış ticaret okudum. Dördüncü sınıfta hamile kaldım. Karnım burnumda okula devam ettim. İlk eşim mimardı, Almanya doğumluydu. Babasız büyüdüğü için mi bilmiyorum, çok sorumsuzdu. Ben de anlaşmalı şekilde ayrıldım. İlkokuldan bu yana özel okullarda okutuldum. İş insanının kızıydım, uluslararası ticaret yapıyorduk şirketimizde. Hala yurt dışında fabrikalarımız, 130 ülkeyle de bağlantımız var. Düşünün ki evlenmeden önce gündüz öğretmenlik yaparken, 5 ile 9 arası da babama yardıma gidiyordum. O dönemde kendi ayaklarımın üzerinde duruyordum. O yüzden de yeniden evlenmeye sıcak bakmıyordum. Üstelik başarısız bir evlilik geçirmiştim ve Güney Doğuluydum. Evlenirsem yeniden hüsran yaşayacağımı düşünüyordum. Fakat kızım “Herkes okula anne babasıyla gidiyor, benim bir tek annem geliyor, ben onlara özeniyorum” dedi bir gün. Çocuk, aile özlemi içindeydi.

O zaman mı yeniden evlenmeye karar verdiniz?

Evet. Bu olaydan sonra evliliği gündemime taşıdım. Şimdiki eşimle tanıştık. Talipler çocuğu olmayan kişilerdi. Onlar mantıklı gelmiyordu. Sonra ikinci eşimle tanıştım. İlk evliliğinden bir kızı vardı. Mantık evliliği gibi. Siyasi bir görevi vardı, sevilen bir insandı. İyi insanlar da ona referans olunca ‘neden olmasın?’ dedim. Ama tabii Güney Doğu kültüründe aylarca çıkıp gezemiyorsunuz. Kısa süreçte evliliğimiz gerçekleşti. Hatta nişanımıza bir milletvekili katıldı, düğünümüze siyasiler iştirak etti. O döneme kadar bilemiyorsunuz tabii. Ben sonra öğrendim ki biz nişanlandığımızda eşim hala evliymiş. Daha boşanmamış. Biz bunu sonradan öğrendik. Evlilik işlemlerini uzattıkça uzatıyordu. Neyse, sonra boşandı. Biz de nişanlanmıştık zaten. Dava bitmiş, kesinleşmesini bekliyormuş. O yüzden de önemsemedim. Sonrasında nişanlılık döneminde şiddet başlamıştı. İttiriyordu beni ya da sert bir şekilde çekiştiriyordu. Yani bir hamleyle koluma sürekli vuruyordu. Zor kullanıyordu. Ama görmezden geldim. “Benim ilk eşim amcamın kızıydı. Beni aldattı. Ben zor bir süreçten çıktım” diyordu. “O beni aldattıysa ben kimseye güvenemiyorum. Beni terk etti, psikolojim bozuk” diyordu. Söz verdi, “Tedavi olacağım” dedi. Nişanlılık sürecimizde de başladı psikoloğa gitmeye. Sadece iki seans gitti ve “Devam etmeyeceğim” dedi. Bu adamın babası annesini dövüyormuş. Kendisi anlatırdı. “Hiç unutmam. Annemin gözünün bu kısmı mordu olurdu. Benim de en büyük hayalim sana bunu yapmak” diyordu. Yani bilinçaltında şiddeti güç olarak görüyordu. Söylüyordu hayalini. Ben de espri olarak algılıyordum. Ailesine söyledim bunu evlendikten sonra. Kayınvalidem oğluna döndü dedi ki: “Oğlum, biz de dayak yedik ama senin eşlerin de seni hep terk etti. Sen doğru kadına düşmemişsin. Onlarınki can da bizim ki değil mi?” Eşimin bunun suç olduğunu bilmesi lazım, siyasi biri neticede ama eşim idrak edemiyor. Hata yaptığın zaman dövülmelisin. Ben hep söyledim. “Git” dedim “tedavi ol”.

Dinledi mi sizi?

Evet ama bu sefer de ilaçlarını kullanmamaya başladı. Sonra ben gittim doktorlar konuşmaya, neden diye sormaya. Doktor: “Ben onu tetkiklere sokamıyorum çünkü siyasi kariyerim zedelenir diyor” dedi. “Ama ben iki hastalıktan şüpheleniyorum. Onlar da genetik kaynaklıdır. Hastaneye yatarak tedavi olmalıdır” dedi. Sonrasında şiddetler de arttı. Ben terk ettim onu. Terk edince ellerinde çiçekler, “Tamam, söz veriyorum tedavi olacağım, haklısın” demeye başladı.

Şiddet gördüğünüzde yalnızca evi mi terk ettiniz? Eşinizi şikayet ettiniz mi?

Evi terk ettim, o kadar.  O zaman ben size ilk geceden başlayayım. İkinci evliliğimiz sonuçta. Eve geldiğimizde bone şeklinde yaptırmıştım topuzumu ve türbanım kaymıştı. Hemen kendim çıkarttım attım. Bu bir anda sinir krizleri geçirdi. “Ben böyle hayal etmemiştim. Bu bizim ilk gecemizdi. Bir daha kaç kez kapımızdan ilk kez gireceğiz. Sen bu hayalimi mahvettin” diye bana saldırdı. Duvak açma merasimi olmadığı için mahvetmişim. Sonra üstünü parçaladı, beni de darp etti. Sonra üzerimizi çıkarttık. Ben muayyen günümdeydim. “İnancım gereği ve sağlık açısından bekleyelim”. Kabul etmedi. “Ne demek lan, ne demek kabul etmemek? Ben seni bunun için aldım, sen benim karımsın, ne demek yapmamak?” Sonrasında güzel ve sağlam bir dayak. Etkisiz hale geliyorsunuz. Diğer zamanlarda da mesela annesi araya girmeye çalışırdı. 90 kiloluk kadını öyle bir fırlatırdı ki, camdan düşecek gibi savrulurdu. Yani siz ona karşılık vermek isteseniz bile ne yapabilirsiniz ki küçücük elinizle. Fiziksel olarak güçsüzsünüz ki ben üniversitede kickbox eğitimi aldım ama bu öyle bir şey değil. Eliniz kolunuz bağlı. İlk gece böyle skandal bir şekilde başlamıştı.  

Sonrasında hayat nasıl devam etti?

Sonrasında “Ben senin çocuğunu istemiyorum” diye geldi. “Eski eşini hatırlatıyor” dedi. “Giderim o zaman” dediğimde de saçımdan sürükledi beni. Hatta sonra Rus asıllı Azeri bir kadın yazdı bana. Aynı şekilde ona da yapmış bunları, onu da saçından sürüklemiş. BBC’de haber olarak çıktı. Kızın oturum izni bitmiş. O yüzden evlilik yaparım diye düşünmüş ama onu da kandırmış. Sonra kıza da şiddet uygulamış, evde tutsak etmiş. O da en son balkondan kendini atacakken, ayağına vurmuş ve eşimin ayağını kırmış.

Neyse, bu adam çocuğu istemiyordu ve çocuğumun gözümün önünde bana ne şiddetler uyguladı. Olan benim çocuğuma oldu. Hatta cinsel saldırıya bile tanık oldu çocuğum. Bir gün ben bu şikâyeti yaptıktan sonra annem: “Çocuk da bir şeyler diyor” dedi. “Nasıl yani? Neyi duyup, görecek? diye düşündüm. Pedagog eşliğinde konuşturduk çocuğumu. “Bir gece annemin çığlığına uyandım. Sesler yatak odasından geliyordu. Kapıya gittim, annem inliyordu”. Soruyorlar çocuğuma: “Dayak yemiştir, değil mi?” Ama çocuk içselleştirmiş. “Bu dayak sesi değildi. Anneme sanki bıçak soktu, bu öyle bir acı çığlığıydı. Ama sonra baktığımda sabah, annemin üzerinde kanlar yoktu” dedi. Çocuk anlamaya çalışıyor ama açıklayamıyoruz tabii ki.

Peki ne zaman eşinizi şikayet etmeye karar verdiniz?

İlk şikayetimi Antalya’ya giderken otobüste yaşadığım olaydan sonra yaptım. Otobüste kulaklıkla müzik dinliyorum diye beni darp etti. Konu da bu. Neyse, tabii bizi otobüsten indirdiler. Beni topuzumdan çekiştire çekiştire yolda dövmeye başladı. Ben aileme söylemiştim nerede olduğumuzu. Ailem de polise gitmiş. Bizi buldular. Bizimki sireni duyunca kaçtı. Sonra da beni tehdit etmeye başladı. “Şikayetini geri çek. Ben siyasiyim. Sana iftiradan çektirtirim. İspatın yok. Her şeyi tersine çeviririm” demeye başladı. Velhasıl ilk şikayeti o zaman yaptık ama bu tehditlerden dolayı geri çektik.

Yine aynı evde yaşamaya devam mı ettiniz?

Hayır. Babamın evine gittim. Bu sefer ailesi araya girdi. “Yapmayın. Bizim evimizde kalın. Oğlumuz bizim gözetimimiz altında olur. O sensin yaşayamaz” dediler. Babam: “Bir kez de böyle dene” dedi. Ailesinin evinde kalmaya başladık. Neyse bu dönemde Ukrayna’ya gitti bu. Döndüğünde tekrar sorunlar başladı. “Sen ne biçim bir kadın çıktın, hiç istediğimizi yapamıyoruz.” dedi. İstemediğim halde benimle birlikte oluyordu, zorla. Sonrasında da devamını getirmediğim için dayak diyorum. Tabii ben anlamlandıramıyordum bu kadar çok dayağı neden atıyor diye. Benim ailemle ve çocuğumla görüşmem yasaktı. Ben anladım ki bu düzelmeyecek. Bir gün unutmam, eşim lavabodaydı. Kızım aradı başka numaradan ve ben kızımın suratına kapattım telefonu. Eşim anladı onun aradığını. “O çocuğun adını bile ağzına almanı istemiyorum. Sen benim çocuğuma bakacaksın” dedi.

Ailenizin haberi oldu mu yaşadıklarınızdan?

İkinci ayda babam geldi. Babam benim halimi beğenmedi. “Sende bir hal var” demişti ama eşim yanımda olduğu için belli edemiyordum. Sonra babam: “Yurt dışına çıkacağım. Gitmeden önce kızımla bir yemek yiyelim istiyorum” dedi. İzin verdi babamı sevdiği için. Ben her şeyi söyledim babama. Beni zorla tuttuğunu, işkence ettiğini anlattım. “Hepinizi öldüreceğini söyleyerek beni tehdit ediyor” dedim. Babam: “Niye bana anlatmadın? Hiçbir şey yapamaz” dedi. Sonra babam beni doktora götürdü, darp raporları aldık. Burnumu kırmış ve kırık kendi kendine kaynamıştı. Beni doktora da götürmüyordu ki hiç. Neyse, ailem beni eşime vermedi. 2 ay onlarla birlikte kaldım. Sonra benden 60.000 Lira isteyerek boşanma davası açtı. Bir gün bana sosyal medyadan ulaştı. “Merve, anlaşmalı ayrılalım. Nasıl yapacağız?” demeye başladı. Son kez benimle görüşmek istiyordu. Ben kesinlikle kabul etmiyordum. Babam da böyle tembihlemişti, telefonla bile görüşmemi yasaklamıştı. Bir gün benim evden çıkışımı takip etmiş. Alışveriş merkezine gitmiştim, beni buldu. “Eğer benimle gelmezsen, bu gece hepinizi tararım, öldürürüm” dedi. Tabii mecbur gittim. Arabaya bindiğimiz gibi telefon kartımı kırıp attı. Ondan sonra hattımı kapattırdı. Beni tutsak şekilde otelde tuttu 2 gün. Üçüncü gün eve götürdü. Bir daire kiralamış, beni kefil yaptı.  Bana: “siz bu davayı kaybedeceksiniz ve baban bu parayı ödeyecek ama ben sensiz yaşayamam. Boşandıktan sonra da imam nikahlı yaşamaya devam edeceğiz. Bir gün çocuğumuz olursa, o zaman resmi nikah yapacağız yeniden ama bu parayı ödeyeceksiniz” dedi. Sonrasında yine cinsel saldırı, yine şiddet. Üç hafta boyunca. Ailemle hiçbir şekilde görüştürülmedim. Bir gün eve temizlikçi geldi. Annemin numarasını kadına verdim yerimi bulsunlar diye. Kadın kabul etti. Ertesi günü iş yerine gittik. Bu çok hastalandı, ablasına götürdü beni. O gece orada kaldık ve ben ablasına bütün gerçekleri anlattım. Bana: “Merve bütün erkekler böyle ilişkiler ister ama bu sizin aranızda olacak bir şey ben karışamam ama diğer konulara gelirsek zaten ben seni anlamıyorum niye bunun yanında kalıyorsun ki? Ben olsam arkama bile bakmam” dedi. Bana yardım etmeyi kabul etti ama “Kimseye bahsetmeyeceksin” dedi. Sabahın köründe kaçıp polise sığındım ve sığınma evi sürecimiz başladı böylelikle.

Benim hayatım herkese ibrettir. Hiçbir zaman benim başıma gelmez dememeli. Toplumda şiddetin etkileri git gide büyüyor. Bir şeyler yapmamız gerek. Eşime şiddetin yanlış bir şey olduğu öğretilseydi böyle olmazdı. Keşke evlilik öncesi eğitimler verilse, keşke kişinin kendi isteği dışında yapılan şeyler tacizdir denilse. İnsanlar bilgilendirilse bunları yaşamayız. Ülkemiz bu noktada zayıf maalesef ki. Aile terapistine gidilmeli mesela.

Sığınma evine gittiğimde hamile olduğumu öğrendim ben. Muhtemelen eşimle kan uyuşmazlığım olduğu için kaybettim bebeğimi. Eğer önceden önlem alınsa, aşısı yapılabilirdi. Hamile kalırsam bu aşının yapılması konusunda bilgilendirilmeliydik. Devlet ile ilişkimiz bizim aile ile ilişkimiz gibi olmalı. Sürekli kadın ölümleri var. Ben de bunlardan biri olabilirim. Kan davası yapmaya çalışıyor. Allah’a emanet yaşıyorum. Az önce mahkeme müdürü bana “Kaç seferdir böyle diyorsunuz ama bakın size bir şey olmadı” dedi bana. “İki tane korumayla giriyorsunuz bakın” dedi. Ben adliyeden çıktıktan sonra ne olacak? Yakın koruma olmaksızın şansa yaşıyorum, yaşıyoruz işte.

Neler hissediyorsunuz?

Hep şuradan eşim çıkıp gelecek beni alıkoyacak, kaçıracak, tecavüz edecek korkusu içimdeyim mesela artık. Duygu durum bozukluğum var ama benim ilaç kullanmadığımı göstermem gerek. Yoksa “Kadının psikolojisi bozuk, her şeyi yapar” diyecekler. O yüzden sadece terapi aldım. Sonra bana dünyanın her yerinden mesajlar geldi. “Burada kadına bir tokat atılsa,1 buçuk yıl hapis var” dediler. İşte böyle farklılıklar var maalesef ki.

Peki bu süreçte hala sizi rahatsız ediyor mu?

Bana şimdi ulaşamıyor ama en son kardeşimin kapısına gitmiş iki ay önce. “Görüştür bizi” demiş. “Korumalarını kapımıza yolladın” demiş kardeşim, o da: “Ne yapacağımı bilemedim” demiş. Üç kez boşanma davası açtı bana, hala beni niye görmek istiyor ki? Sürekli bir şeyler peşinde.

Peki şimdi ne mi düşünüyorum? Artık sadece canımın derdindeyim. Kızım bensiz kalmasın, bunu  derdindeyim.

 

One comment

Bir Yorum Yazın

  1. Hiçbir insan çocuğuyla tehdit edilmemeli. Karşı taraf için çok zor bi durum. Okurken gözlerimizi dolduran bi olayın başkaları tarafından yaşandığını bilmek zor

%d blogcu bunu beğendi: