“Amcam bana dokunduktan sonra, artık hiçbir şey canımı daha fazla acıtamazdı.”

Bugünkü röportajımız Şanlıurfa’dan. Hayatını bizimle paylaşmış kadınların hikayelerini Güneşe Dokunan Kadınlar’ın web sitesinde okuyan Gülsüm Hanım: “Beni de dinleyin” dedi. Biz de kendisi ile görüşmek için Bahçelievler’e gittik.

1952 yılında Şanlıurfa’da doğdum. Babam esnaftı. Annem hiç çalışmamış. 5 kardeştik. Annem hayatını çocuklarına adamıştı. Ben en küçükleriydim. 2 ablam, 2 de ağabeyim vardı. Çocukluğumla ilgili hatırladığım tek şey, babamdan yediğimiz dayaklar ve hayatımı bitiren o olaydır. Babam hemen hemen her gece eve sarhoş gelirdi. Önce annemi, sonra da sırasıyla bizleri döverdi. Annemin kanlar içinde tuvalet kapısında yere düştüğünü hatırlarım. Birçok kez komşular gelip kurtarırdı bizi. Zaten üzerimize başımıza giyeceğimiz kıyafetimiz yoktu. Bir de her akşam dayak yiyorduk. Çok küçüktüm ama kendimi çok büyük hissediyordum. Bir gün annemin amcası eve gelmişti. Annem yine mutfakta yemek pişiriyordu. Bütün kardeşlerim okula gitmişti. Ben hasta olduğum için gidememiştim. O gün evdeydim. Babamın amcası herhalde 70’li yaşlarındaydı, ben ise 10. Annem oturduğumuz oda yemek kokmasın diye mutfağın kapısını kapatmıştı. Amcam yanıma yaklaştı. “Gel kucağıma otur” dedi. Çocuktum. Oturdum. Bana şeker vereceğini düşünmüştüm. Öyle olmadı. Ayrıntıları anlatmak, hatırlamak istemiyorum. Beni taciz etti. Annem mutfaktayken. Annem sadece 4-5 metre uzağımızdayken. Ve ben bağıramadım. Sesimi çıkartamadım.

Annenize anlattınız mı?

Hayır anlatamadım. Kimseye anlatamadım. Odama kapattım kendimi. Artık babamın dayağı bile acıtmıyordu canımı. Zaman durmuştu sanki. Hiçbir şey canımı acıtmıyordu. Bu arada amcam eve gelmeye devam ediyordu. Ben ise bir bahane uydurup annemin yanından ayrılmıyordum. Daha çocuktum ama çocukluğum ellerimden uçup gitmişti. Böyle bir şeyi babama da anlatmam mümkün değildi. Gece kabuslar görmeye başlamıştım. Annem koşup geliyordu yanıma. O gecelerden birinde ağlaya ağlaya anneme anlattım. Annem de babama anlatmış. Ertesi gece babamdan öyle bir dayak yedim ki anlatamam. Bana inanmadı. Amcasına iftira attığımı söyledi. Aradan 1 hafta geçmemişti ki babam yine sarhoş eve geldi. Hazırlanmamı, ertesi gün beni evlendireceğini söyledi. 11 yaşındaydım ve evleniyordum. Hem de kiminle evleneceğimi bilmiyordum. Duygularımı anlatacak kelime yok ki size söyleyeyim şimdi. İmam nikahıyla evlendirildim.

Sonrasında neler yaşadınız?

Ne umuyorsunuz ki? Kocam benden 19 yaş büyüktü. Evde dayak, koca evinde dayak. Bizim topraklarda kadının hakkı var mı ki? Kadın “Hayır istemiyorum” diyebilir mi ki? Kadın neyi kendi isteğiyle yapar ki bizim oralarda? Sustum. Sesimi çıkartamadım. 2 çocuğumuz oldu. Sonra İstanbul’a göçtük. Ben çocuklarımı büyüttüm. 20 yaşıma geldiğimde resmi nikah da yaptık. İstanbul’da bir koşturmaca. Hayat geçip gidiyor. Çocuklarım kocaman oldular. Hatta torunum bile var. Kocam İstanbul’a gelince daha farklı davranmaya başladı bana. Hayat gailesi içerisine girmiştik. Babam vefat etti. Ben cenazesine bile gitmedim, gidemedim. Annemi yanımıza aldık o vefat ettikten sonra. Bizimle yaşıyor. Ama şu an bana sorsanız nasıl bir hayat yaşadın diye. Keşke bir şansım daha olsaydı derdim size. Ellerimden alınmış bir hayat yaşadım. İstediğim, hayal ettiğim hiçbir şeyi yaşayamadım. Tek mutluluğum, evlatlarımın kokularını içime çektiğim andır. O yüzden okuyun, kimsenin esiri olmayın. Hayatınızı dolu dolu yaşayın.

“Ellerimden alınmış hayatı ben yeniden yarattım.”

Bugünkü hikayemiz; aslında hepimizin tanıdığı güçlü, yenilmez bir kadının hikayesi. İsminin açıklanmasını istemiyor. Çocukları var. Bugüne gelebilmek için çok çok çalışmış. “Koşullandırılmış bir hayat yaşadım ama anka kuşu gibi küllerimden yeniden doğdum. Ellerimden alınmış hayatı ben yeniden yarattım” diyerek sözlerine başladı.

Nişanlandığımda 15 yaşındaydım. 17 yaşında anne ve babamın imzasıyla evlendirildim. O benden 4 yaş büyüktü. Çok varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Bir gün sokakta oynarken beni görmüşler. Çok beğenmişler. O akşam istemeye geldiler. Baban da “Yeter artık, evini bilsin” dedi. Her şey 15 gün içinde olmuştu. 1 Kasım’da sözlendim.9 ay boyunca okul forması giydim protesto etmek için. Eşim işten gelirdi, formamı çıkartırdı. Annem bana anarşist derdi. Bilmezdim ne demek olduğunu. Okumak istiyordum aslında. Babam göndermedi. Adana’da yaşıyorduk. Babam tiyatro sanatçısıydı. Cahil bir adam değildi. Gücüm yetmedi, evlendirildim. Annem hiç istememişti. “Benim kızım Cumhuriyet öğretmeni olacak” derdi hep. Evlendikten sonra eşimden tek bir şey istemiştim. Çocuk istemiyordum. Hayatı tanımak istiyordum. Ama ben bunu söylerken, hamileymişim. Çocuktan çocuk çıkarttım. 18 yaşındaydım. 3 çocuğumuz oldu.

Eşiniz nasıl biriydi?

Eşim harika bir insandı. Dünyanın en iyi insanıydı belki de. Duygularını söyleyemeyen, başkasına hayır diyemeyen biriydi. Görümcem beni hiç kabullenmemişti ve en sonunda bana iftira attılar. Komşum ile konuştuğum için beni suçladılar. Sanki onunla bir ilişkim varmış gibi gösterdiler ve bana hayatımın en büyük iftirasını attılar. Suçsuzdum. Ama eşim “Bunu kabullenemem” dedi ve ayrıldık. Kızımı görümcem kaçırmıştı. Oğullarım benim yanımdalardı. Mecburen baba evine dönmüştüm. Babam çok hastalandı. Babamın hastalığı yüzünden beni suçladılar. Ağabeylerim bana düşman olmuşlardı. Annem bile benim için “Bırak gebersin” demişti. Ölmek istiyordum. Her gün ağabeyimden dayak yiyordum. Başıma demirlere, yerlere vura vura döverdi beni. Küçük oğlumun arkasına saklanırdım dayak yememek için. Oğlum bugün bile bu travmayı üzerinden atamadı. Ağabeylerim her akşam babamı görmeye gelirlerdi. Ben ise her akşam dayak yerdim. Oğlumun okula gidişini bile görmedim ben, çünkü evden çıkmam yasaktı. Eğer biri dese ki “Kardeşinizi sokakta gördüm”, işte o akşam dayak başlardı. Sokağa çıkmam olaydı. Annem de aynı görüşteydi.

Nasıl dayandınız?

Dayanamadım. Kaçtım. Hem de çocuklarımı bırakıp kaçtım. Bunu nasıl yaptım bilemiyorum. Çocuğum sokakta oynuyordu ben kaçtığımda. Ama dayanamıyordum. Bir mektup bırakıp İstanbul’a geldim. Babamın avukat arkadaşını arayacaktım. Ona da ulaşamadım hafta sonu olduğu için. Beni bu halde gören genç bir kız bana yardım etti. Kocası subaydı. O akşam onların evinde kaldım, kapımı kilitleyip uyudum. Sabah avukat amcama gittim. Bana para verdi. “Hemen geri dönüyorsun ve bu mektubu babana veriyorsun. Korkma. Kimse sana bir şey yapamaz” dedi. Bu arada ağabeyim Adana’ya gittiğimi düşünmüş, o da hemen yola çıkmış. Eve geldiğimde o yoktu. Babama mektubu verdim. Parayı da verdim. “O sende kalsın, harçlık yaparsın” dedi. Ağabeyim eve geldiğinde babam aynen şöyle dedi: “Bir daha bu kızın saçının teline dokunursan, bana dokunmuş kadar günaha girersin.” Ben tabii çok merak etmiştim mektupta ne yazdığını ve yolda okumuştum. “Hayat kadınlarının yaşamı hep böyle başlar. Kızına sahip çık, yazık olmasın. Çalışmasına izin ver” yazıyordu. Bayağı uzun bir mektuptu. Ortaokulu bitirmiştim. Liseyi bile bitirmeme izin vermemişlerdi ama dışarıdan okudum. Ağabeyim 1 ay dokunması bana ama 1 ay sonra yeniden dayak başladı. Kurtulmanın bir yolunu bulamıyordum. Babam artık çok hastaydı. Bir gün bana “Kızım, insan gibi biri çıkarsa karşına evlen. Ben ölürsem bunlar seni perişan ederler” demişti. Tam da bu zamanlarda karşıma birisi çıktı. Çocuklarıma kitap almak için elma toplamaya tarlaya gidiyordum. Komşumun yeğeni beni görmüş. Aşık olmuş. “Dul o, 3 çocuğu var” demişler. “Olsun” demiş. Benden 3-4 yaş küçüktü. Annesi bana yalvardı, yavruma var diye. “Yapamam, bunlar beni öldürür” dedim. Yıllar sonra da o kişi karşıma çıktı biliyor musunuz? “Bir çocuğum oldu ve ona senin adını verdim” dedi.

Sonra, Halk Eğitim Merkezi’nde kursiyer olmuştum. Annem izin vermişti. Oğlumu alıp vapura bindim, evrak işleri için. Vapurda bir adam yanımıza geldi. Oğlum güverteye çıkmak istiyordu. “Gel beni seni çıkartayım” dedi. Bu arada oğlumdan adresimizi öğrenmiş. Tam 15 gün sonra eve mektup geldi. Benimle evlenmek istediğini yazmış. Bu arada kardeşim mektubu görmüş. “Kızın erkeklerle mektuplaşıyor” dedi. Babam mektubu görünce “Hemen gelsin, istesin” dedi. O bey elinde kestane şekeri ve çiçekle gelip beni istedi. Ama resmi olarak boşanmamıştım o sırada.

Sonrasında neler yaşadınız? Mutlu muydunuz?

Kızımı 5 senedir görmüyordum. Bir gün ansızın kızımın okuluna gittim. Öğretmenine “Ben E.’nin annesiyim” dedim. “Kızımı 5 yıldır görmüyorum. Siz göstermeyin, ben bulacağım” dedim. Bütün çocuklar “Kim, kim, kim?” diye bağırıyorlardı. Sınıfa girince bir çocuğa gözüm takıldı. Kafası tıraşlıydı. “Bir çocuğa bakıyorum ama onun da kafası tıraşlı, erkek çocuğu” dedim. Öğretmen, “Çocuklar. E.’nin annesi” dedi. Bunu demesiyle birlikte kızım başını masanın altına soktu. Yere çöktüm, başını kaldırdım. “Ben kimim yavrum?” dedim. “Benim annem öldü, siz kimsiniz?” dedi. “Sen benim çocuğumsun” dedim. 1 dakika sürmedi polisin gelmesi. Öğretmen haber verdi herhalde. Görümcem de gelmişti tabii. Bağırta bağırta kızımı aldılar benden. Ertesi gün okulun önünden geçiyordum. Kızın biri “Teyze, E.’yi mi arıyorsun?” dedi. Gitti kızımı çağırdı. Bulduğum ilk taksiye bindirdim kızımı. Teyzemlere götürdüm. Orayı bulamazlardı. Çocuğu bıraktım ve babamın evine geldim. Ayaklarım kanıyordu. O an fark ettim ki ayakkabı giymemişim. Polis geldi ve babamı aldı. “Bende çocuk kaçıracak hal var mı?” dedi. “Onlar zaten boşanmadılar henüz, kızım nasıl kendi çocuğunu kaçırmış olabilir ki?” dedi.

Boşandıktan sonra diğer kişiyle evlendiniz mi?

Evet evlendim. Bir şartım var, kızımı benden ayırmayacaksın dedim. Ama kızıma çok zulmetti. Oğlumu da dövmüştü. Kızımın kafasına tabakları kırıyordu. Kızım bu yüzden beni hala affetmiyor. Kağıt üzerinde bir evlilikti. Benden 17 yaş büyüktü. Evden kaçmak, ağabeylerimden kurtulmak için evlenmiştim. Halbuki beni daha zor bir hayat bekliyormuş. 1983’de evlendim. 14 yıl resmi olarak evli kaldık. Evlerimizi ayırmıştık ama babam “Yine ayrılırsan rezil olurum” dediği için boşanmamıştık. Kızım yurtdışına gitti. Orada okudu. Ben de artık kabuğumu kırmıştım. Küçük oğlumu aradım. “Benim evime geliyorsun. Gerekirse soğan ekmek yeriz, yine de yaşayıp gideriz” dedi. Boşanma davası açtım. Eşim boşanmak istemedi. Hakime “Beni boşamazsanız, buradan çıkıp eve gideceğim ve kendimi öldüreceğim” dedim. Boşandık. Beşiktaş’ta oturmaya başladık. Özgürlüğümün ilk günleriydi. İş de buldum. Çocuk bakacaktım. Çocuk yetiştirmenin çok saygın bir meslek olduğunu düşünüyordum. Dışarıdan liseyi de bitirdim bu arada. Ayrıca yarı zamanlı drama okudum. Televizyon ile tanıştım. Hepinizin bildiği bir dizide 40 bölüm oynadım. Artık ben, beni bulmuştum. Bir süre sonra tiyatroda oynayama başlayınca işi bıraktım. Çocuk bakmak çok güzel bir meslekti benim için ama tiyatro bambaşkaydı. Hiç pes etmedim. Ellerimden alınmış hayatı yeniden yarattım. Hayat bir armağandı benim için. 1 günü bile kıymetliydi. Yaşayarak öğrendim. Hayatın provası yok ki…

 

“Bir yanda bebeğim ağlıyordu, diğer yanda da içimdeki çocuk.”

“Ben lafı uzatmayı hiç sevmem” diyerek sözlerine başladı. Geçirdiği rahatsızlıklardan dolayı kimseye güvenemediğini, büyük acılarla döşenmiş bir yoldan yürüdüğünü ve hayatın ona sunduklarını artık birer hediye olarak kabul ettiğini söyledi.

1961 yılında Mardin’de doğdum. Anam, babam ve 7 kardeşimle birlikte sadece 2 odası olan, derme çatma bir evde oturuyorduk. Mutlu muydum? Hayır, çünkü korkuyordum. Babamdan ödüm patlıyordu. Halbuki babamı sevmem gerekmez miydi? Oysa ben babamı sadece beni döverken hatırlıyorum. Neyse. İlkokulu okudum, okumam yazmam var çok şükür. 15 yaşıma geldiğimde, yani lise yaşım geldiğinde babam evleneceğimi söyledi. Artık bana bakamazmış. Evde çok boğaz varmış. Kiminle evleneceğimi bilmiyordum. Bir gün beni istemeye geldiler. Beni evlendirecekleri adam benden 20-25 yaş büyüktü. Ben çocuktum, o kocaman bir adam. Evlendik. İki çocuğumuz oldu. Arada geçen yılları anlatmak, yeniden yaşamak istemiyorum aslında. Sadece şunu bilin ki, ruhum çok yara aldı. Ben kitap okumaya, sanata meraklı bir çocuktum. Okuldan eve kitap götürürdüm, her akşam uyuyakalana kadar okurdum. Evlendim, köreldim. 16 yaşında anne oldum. Çocuğu nasıl doğuracağımı bile bilmiyordum. Bu çocuk benim neremden çıkacak diyordum. Çocukken anne olmuştum. Bebek nasıl bakılır bilmiyordum. Bir yandan kocam yemek bekliyordu, bir yandan bebek ağlıyordu. Diğer yandan ise benim içimdeki çocuk ağlıyordu. Dayak yiyordum, hakaret işitiyordum. Hayattaki tek tutunduğum dal 2 çocuğumda. Biri kız, diğer erkek. Ben kızımı okutacaktım. Evlendirmeyecektim. Bizim buralarda o kadar zordu ki törelere karşı çıkmak ama ben başaracaktım. Nasıl olacaktı bilmiyordum ama ben başaracaktım.

Hayat sonrasında size neler getirdi?

Çocuklar büyümeye başladıklarında kocam da İstanbul’a gidip gelmeye başlamıştı. Duyduğuma göre orada mülk satın almış. Aldığı binayı da bir bankaya kiraya vermiş. Kendine bir de çay ocağı açmış. Çok seyrek geliyordu köye. Aslında ben bundan memnundum ama başımıza ağabeyini, annesini ve babasını koymuştu. Daha doğrusu biz onların evine gitmiştik. O evde çok çalışıyordum. O kadar insanın çamaşırlarını ellerimle yıkıyordum. Ama olsun, o yoktu ya. Memnundum halimden. Bir gün haber göndertmiş. Bizi de yanına aldıracakmış. Aldı da. Çocuklarım için belki iyi olur diye düşünmüştüm. Daha iyi okullarda okuyacaklardı. Bizim köy okullarında şartlar çok zordur. Öğretmenler soba yakacak odun bile bulamazlar. Çocuklar terliklerle giderler okullarına. Çok zordur buralarda var olmak, yaşamak, hayata tutunmak. İstanbul kocaman bir şehirdi. Kocam bizi bir eve tıktı. Evden dışarı bile çıkmam yasaktı. Yeni yeni gezdim İstanbul’u ben. Kocam eve gelmiyordu. Ara sıra bir arkadaşı ile para gönderiyordu.

Ne yaptığından haberiniz var mıydı?

Evet öğrenmiştim. Bir kadınla birlikte yaşıyormuş. Olsun yaşasın. Benden uzak olsun da. Gerisi hiç fark etmez. Oğlum okula giderken görmüştü seneler önce. Oradan biliyoruz. E zaten eve de hiç gelmiyor, anlamıştım.

Çocuklarınız şimdi ne yapıyorlar?

Her ikisi de okudular. Oğlum hukuk fakültesi mezunu. Avukat oldu. Onun sayesinden kocamdan boşandım. Kızım da burs aldı. Özel bir üniversitede reklamcılık okudu. Çok iyi bir şirkette çalışıyor. Her ikisi de kendilerini kurtardılar. Benim zor bir hayatım oldu. Çocukluğumu yaşayamadım ama evlatlarım bana o kadar iyi bakıyorlar ki, her şeyi unutturdular. O yüzden annelere ve babalara sesleniyorum. Çocuklarınızı okutun. Evlendirmeyin. Bırakın eğitim alsınlar. Bırakın ayakları üzerinde dursunlar. Kızlarınızı bir erkeğe muhtaç etmeyin.

“Bu saate kadar kimlerle sürtüyorsun?”

Bugünkü hikayemiz Büyükçekmece’den. Bütün yaşadıklarına rağmen, onu bırakmaya vicdanı elvermeyen Elif’in hayatına misafir olduk.

Aslen nerelisiniz?

Tekirdağ. Çok neşeli, keyifli bir ailede büyüdüm. Sitenizdeki bütün hikayeleri okudum. Çoğunun yaşadığı zorluklar çocukluklarından başlıyordu. Benim öyle olmadı. Babam kumaş satardı, esnaftı. Annem ev hanımıydı. Bana ve iki ağabeyime baktı, bizi büyüttü, iyi birer insan olmamız için çabaladı. Hala vicdanıma yenik düşerim çoğu zaman. Şu kalbim yüzünden bütün dünyanın yükünü taşırım omuzlarımda. Annem de babam da çok iyi insanlardı. Evimizden eğlence eksik olmazdı.

Eşinizle nasıl tanıştınız?

Lise son sınıftaydım. Onu bir sene önce de görmüştüm burada. Yazlık kiralıyorlardı. Kışım İstanbul’a gidiyorlardı. O da iyi bir ailenin çocuğuydu. Çok yakışıklıydı. Sürekli farklı kızlarla görüyordum. Bir gün kız arkadaşlarımla denize gittik. O da oradaydı. Uzaktan bana bakıyordu. Sonra hiç çekinmeden yanımıza oturdu. Utançtan kıpkırmızı olmuştum. Konuşmaya başladık. Ertesi gün yine geldi yanımıza. Böyle geçti günler. Dışarıda da buluşuyorduk akşamları. Gözüm ondan başkasını görmüyordu. Ailesine de benden bahsetmişti. Ben de anneme anlattım. Evlenmeye karar vermiştik. Ailesi bize İstanbul’da ev verdi. Oraya taşındık. Ailemden ayrılmak çok zor gelmişti. Babam eşimi sevmiyordu. Neden anlamamıştım. Ama bana ‘Emin misin?’ diye sorduğu anı unutmayacağım.

İstanbul’da sizi nasıl bir hayat bekliyordu?

Galiba herkes aynı yanıtı veriyor bu soruya. Başlarda her şey mükemmeldi. Zaman geçtikçe kıskançlıklar başladı. Çalışmamı hiç istememişti. Ben de hiç sorum etmemiştim bunu aslında. Evlendiğimde 20 yaşındaydım, ilk dayağımı yediğimde de 21. İstanbul’da bir arkadaş edinmiştim. Onunla sinemaya gitmiştik. Kıştı. Saat 18.30da evdeydim ama hava kararmıştı. O gün de işten erken gelmiş. Anahtarı soktum ama kapıyı büyük bir sinirler açtı ve karşımda onu gördüm. Saçlarımdan tuttu ve beni salondaki koltuğa fırlattı. “Bu saate kadar kimlerle sürtüyorsun?” dediğini duydum sadece. Gerisi anlatmak ve hatırlamak bile istemiyorum. Pişman olduğunu da sanmıyorum. Aradan kısa bir süre geçince hamile olduğumu öğrendim. Yaşadığım o travmaya rağmen çok mutlu olmuştum. Ona söylemek için eve gelmesini bekliyordum. Geldiğinde ikinci dayağımı yemiştim. İçki içmişti. Bebeğimizin olacağını söylediğimde gözüme yumruk yedim. Nedenini bugün bile bilmiyorum. Kendimi çok yalnız hissediyordum. Kocaman şehirde tek başımaydım. Tam umutsuzluğa kapılmışken babam benden ayrı olmak istemedi ve ailem İstanbul’a taşındı. Torunlarına da daha yakın olacaklarını düşünüyorlardı. Aslında öyle de oldu. Ailemle yaşıyorum şu an. Ama o da bizimle. Çünkü vicdanım onu bu halde bırakmaya elvermedi. Kavga etmiştik. Bebeğimiz dünyaya gelmişti. Sürekli ağlıyor diye kapıyı vurdu gitti. Babamları aradım. Kızım ateşlenmişti. Hastaneye gittik. O gece polisler kapımızı çalmışlar, biz evde yoktuk. Kocam içkiliymiş. Bariyerlere çarpmış. Araba paramparça olmuş. O günden sonra bir daha yürüyemedi. Yataktan hiç kalkamadı. Ben de onu terk edemedim. Şu an içeride, odada. Kızımız 4 yaşında. Ailem de burada. Hep birlikte büyütüyoruz kızımızı. Kocam için ne hissedeceğimi bilmiyorum. Acımakla nefret etmek arasında bir yerde kaldığımı hissediyorum. Kalbim onu çoktan terk etmiş olsa da vicdanım maalesef terk edemedi.

“O çocuğu aldıracaksın yoksa seni bu evden atarım.”

Bu haftaki hikayemiz İstanbul Emirgan’dan. Projemizden ailesine bahseden bir arkadaşımız, teyzesinin bizimle konuşmak istediğini söyledi. F. Hanım’ın hikayesini dinlemek için Üsküdar’dan yola çıktığımızda tıpkı yazı andıran bir hava vardı. Oysa biz o an, F. Hanım’ın içinde kopan fırtınalardan habersizdik.

Bize çocukluğunuzdan bahseder misiniz?

Babam Rizeli. Ben hiç gitmedim oralara. Babamın işi nedeniyle Adana’da dünyaya geldim. Maddi durumumuz iyiydi. Cemal ile o zaman tanıştık. Askerdi. Ben 17 yaşındaydım. Her şey o kadar güzeldi ki. Babam bana ve ağabeyime karşı her zaman sert davranırdı. Herhalde kendince severdi bizi ama biz bunu hiç bilemedik. Ben Cemal’de baba sevgisini bulmuştum. Her gün beni okula götürüp, okuldan alıyordu. Beni koruyordu, kolluyordu. 1 sene böyle geçti. O üniversiteye gidiyordu. Gazetecilik okuyordu. 5 yaş büyüktü benden. O zamanlar bu kadar sinirli olduğunu anlayamamıştım. Biraz fark ediyordum ama görmek istemiyordum herhalde. Çok kıskançtı, etrafımda hiç arkadaşım kalmamıştı. Ama olsun, o vardı ya, bana yetiyordu.

Ne kadar zaman sonra evlendiniz?

18 yaşıma geldiğimde evlendik. Üniversite sınavını kazanmıştım, İngilizce öğretmenliği bölümünü ama gitmedim. O kadar üzgünüm ki bu kararım için. Keşke zamanı geri döndürebilsem. Evde oturup onun için yemekler pişirmek, işten gelişini beklemek, ona sürprizler yapmak daha cazip gelmişti bana. Aslında ona maddi olarak da bağımlı olacağımı hiç düşünmemiştim. Bu evde değil ama yine Emirgan’da başka bir evde oturuyorduk. Beni herkesten kıskanmaya başlamıştı. Kuzenim erkek diye bizim eve gelemiyordu. Erkek olan akrabalarım bile karşılaştığımızda beni yanağımdan öpemiyorlardı. Kıyametleri kopartıyordu. Yolda yürüyorduk. Bir bakayım Cemal bir adamı dövüyor, “Karıma nasıl bakarsın?” diye. Evimize kimse gelmez oldu. Komşularımızla bile görüşmüyorduk çünkü birkaç görüşmeden sonra Cemal hep bir kavga çıkartıyordu. Ağzımı açıp bir şey söylemeye korkar olmuştum. Bir ara maddi sıkıntıya düştük. Benim de çalışmamı ve eve para getirmemi istedi. O kadar mutlu olmuştum ki. En sonunda bu evden kurtulacaktım, farklı insanlar tanıyacaktım. Arkadaşlarım olacaktı. Çok meşhur bir plastik cerrahi merkezinde asistan olarak işe başladım. İyi de para kazanıyordum. İlk maaşımı bankaya yatıracaklarını söylediler ve banka kartı verdiler. Bunu Cemal’e anlattığım an kartımı elimden aldı. Biliyor musunuz, ben hiç kendi maaşımı elime almadım. O bana harçlık veriyordu. O da zaten mutfak alışverişine gidiyordu. Hep aynı elbiseleri giyiyordum.

İşinizden memnun muydunuz?

İşimden çok memnundum. Patronum, yani hastanenin sahibi beni çok seviyordu ve çok başarılı buluyordu ama durumu da fark etmişti. Bir gün konuştu benimle. Ben de o kadar doluymuşum ki her şeyi anlatıverdim. Buna mecbur olmadığımı söyledi. Her zaman benim arkamda olduğunu, ne zaman desteğe ihtiyacım olursa yanımda olacağını söyledi. Maaşımın bir kısmını da artık elden vermeye başladı. Çalışıyor olmama rağmen para yetmiyordu. Daha ayın yarısı gelmeden Cemal, “Para bitti” diyordu. Sonradan öğrendim ki benim paralarımı biriktirip ev almış sevgilisi için. Neyse, birkaç yıl daha böyle geçti. Ben işimde yükseldim. Hastanenin üst yönetiminin bütün işlerini ben yapmaya başladım. Maaşım da artmıştı. Cemal bazı geceler eve gelmiyordu. Aramızda karı koca ilişkisi de pek kalmamıştı. İçkili geldiği geceler dışında. O gecelerden nefret ediyordum çünkü onunla birlikte olmak istemiyordum ama kendimi de mecbur hissediyordum. Bir sabah mide bulantısıyla uyandım. Yalnızdım, gece eve gelmemişti ama umurumda da değildi. İşte o gün hamile olduğu öğrendim. Üzülüp sevinmek arasında bir yerde kalmıştım. Ne hissedeceğimi bilemiyordum. İlk önce patronuma söyledim. Artık onunla arkadaş olmuştuk. Öz babamın yapmadığını yapmıştı bana, destek olmuştu. O sevindi. 2 çocuğu vardı. Evlat sevgisinin dünyanın en güzel duygusu olduğunu söyledi. İşte o an, o sabah düşündüklerimden utandım. Çocuğumu doğuracaktım. Akşam eve gittim. Cemal gelmedi. Ertesi gün eve gittim, yine gelmedi. 3 gün sonra söyleyebildim. Hemen aldıracaksın dedi. Zorla kolumdan tuttu beni ve “Seni bu evden atarım” dedi. İlk dayağımı yedim. Gerçi önceki yıllarda ondan duyduklarım da tıpkı tokat gibi ağırdı benim için. Sırtıma tekme atmıştı. Ama bebeğim baba tutundu. Sağlıklıydı. O gecenin sabahı evden ayrıldım. Hastanenin odalarından birinde kaldım. Patronum ertesi sabah durumu öğrendi ve bana hemen ev tuttular. Bütün arkadaşlarım destek oldular. Eşyalarım oldu. Mahkemeye de boşanmak için başvurdum. Her gün beni arayıp para istiyordu. İnanamıyordum. En sonunda herhalde o da vazgeçti. Aramalar durdu. Sevgilisi varmış. Onun evinde yaşıyorlarmış. Şu an kızımız 3 yaşında. Onu bir kere bile görmedi. Ben işteyken annem bakıyor. Hastanemizin kreşi var, seneye oraya götürmeye başlayacağım. Umarım ona, benim yaşayamadığım ama hep hayalini kurduğum hayatı verebilirim.

 

 

“Ama o benim ağabeyim, nasıl kocam olacak?”

Bu haftaki hikayemiz İstanbul Sarıyer’den. Bir arkadaşımızın ablası bize ulaştı. Kendisini tanıyorduk ama başından geçen olayları bilmiyorduk. Kendisini dinlemek için Üsküdar’dan yola çıktık. Güneşli bir İstanbul sabahında, Büyükdere’de buluştuk.

Bize çocukluğunuzdan bahseder misiniz?

Aslen Rizeliyiz. 5 kardeşiz. Annem ev hanımı. Babam inşaat işleri yapıyordu, şimdi emekli olmuş. Maddi durumumuz kötü değildi. Orta gelirli bir aileydik ama ailemizde eksik olan bir şey vardı: sevgi. Babamın bir kere saçımı okşadığını bilmem. Mutlu bir çocukluk geçirdiniz mi diye sorsanız, size ‘hayır’ derdim. Belki bebeklerim vardı ama bir babam yoktu. Eve geç gelirdi. Gece kaçta gelirse gelsin annemin uyumadan ona kapıyı açmasını isterdi. Kadın hem yemek yapıyor, hem temizlik yapıyor, hem 5 çocuğa bakıyor. Bir de gece yarılarına kadar uyumadan babamı bekliyordu.

Sonra neler oldu?

Bir gün babam eve geldi. “Evleniyorsun” dedi. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü ama ağzımdan tek bir kelime çıktı sadece: “Kiminle?”. Beni amcamın oğluyla evlendirmek istiyordu babam.  “O benim ağabeyim” dedim. Dediğim an da tokatı yedim. Hiç söz hakkım yoktu. Annem de sesini çıkartmadı. Beni korumadı. Babamdan korkuyordu herhalde. Dayak yemekten, ona hayatı zehir etmesinden. Herkes sustu. 2 ay içinde evlendik. Soyadımız bile aynıydı. Daha ilk günlerde başladı dayak. Amcam, yengem ve kuzenim yani kocam, hepimiz aynı evde yaşıyorduk. 17 yaşındaydım. Çocuktum. Yemek, temizlik, dayak derken geçip gidiyordu hayat. Aileme söyledim beni dövdüğünü, inanmadılar. “Senin yerin kocanın yanı. Bu yüzüğü parmağına biz taktık, ancak biz çıkartırız” dediler. Kimse sahip çıkmadı bana. Yengem yani kayınvalidem aileme bir elimin yağda, bir elimin balda olduğunu söylüyordu hep. Günler geçti, aylar geçti. Hamile olduğumu öğrendim. Ne yalan söyleyeyim, istemiyordum. Çünkü ben daha kendim çocuktum. Kocama da hemen söylemedim. Benim için mutlu bir haber değildi bu. Çocuğumuz olursa ondan hayatım boyunca kurtulamayacakmışım gibi hissediyordum. Bir akşam ocağa yemek koymuştum. Kapı çaldı. İşten gelmişti. Kapıyı açıp hemen ocağın başına koştum altı yanmasın diye. O gece yediğim dayağı ömrün boyunca unutmayacağım. Neden terliklerini vermedim diye kemerini çıkartıp dövdü beni, yerlerde tekmeledi. O gece kanamam başladı ve çocuğu düşürdüm. Kocam hiç de pişman değildi.

Bu hayattan nasıl kurtuldunuz?

En büyük ablam evlenmişti. Hem de istediği kişiyle, severek evlenmişti. Eniştem beni çok seviyordu, beni hep koruyordu. Onları aradım. Bunca zamandır yaşadıklarımı anlattım. Eniştem beni geldi aldı. Kocam işteyken pazara çıkıyorum demiştim yengeme. Sokakta eniştemle buluştuk. Tabii evden kaçtığım ortaya çıkınca babamlar köpürdüler. Ablam ve eniştem babamla konuştular. Ablam babama “Bu çocuk artık benim hem kardeşim, hem de çocuğum. Sen nasıl bir babasın? Bundan sonra ikimizi de unut” dedi. Kocam peşimden koşmadı hiç ama kayınvalidem bütün mahalleye benim başka erkeklerle gezdiğimi, kocamın beni yakaladığını ve bu yüzden dövdüğünü söylemiş. Olsun, ne derse dedin. Ben kurtuldum ya.

Sonra yeniden evlendiniz mi?

Evet evlendim. Hem de istediğim erkekle evlendim. Bir oğlumuz var. 3 yaşında. Sevilmek neymiş hayatımda ilk kez anladım. Ablamlarım üst katındaki daireyi tuttuk. Birbirimize destek oluyoruz. O gün bugün ne annemi ne de babamı gördüm. Anne yüreği, dayanamaz tabii ama babamın korkusundan o da bize sırtını döndü. Olsun. Kısmet. Benim de evladım var artık. Ne yaparsa yapsın ona asla sırtımı dönmem.

 

“Bu hayatta daha kötü ne olabilir ki diye düşündükçe hep daha beterini yaşadım.”

Bu haftaki hikayemizi dinlemek için Silivri’ye gittik. Sosyal medyadan bize ulaşan N. ile görüştük.

Bize kendinizden bahseder misiniz?

Kastamonu Cide’de doğdum. Altı kardeşiz. Ben dördüncü çocuğum. Fakirlik içinde büyüdük. Çocukluğum boyunca köyde çalıştım. Büyümek demek çalışmak demekti. Daha sonra gerçekten büyümenin ne demek olduğunu anlayacağım başka bir şey daha oldu. Babam ben çocukken söz verdiği için yakın akrabamızın oğlu ile evlendirdi beni. On dört yaşındaydım. Bir beni istemeye geldikleri gün gördüm kocamı, bir de gerdek gecesi. Sonrası kabus.

Sonrası nasıl kabus oldu? Ne zaman başladı şiddet?

Evliliğimizin ilk aylarında şiddet başladı. Hem fiziksel, hem de psikolojik şiddet. Her gün ondan dayak yerken, her vuruşunda “Seni baban bana başlık parası karşılığında sattı” diyerek bir de böyle dövüyordu beni. Çaresizliği iliklerime dek hissettim her gün. Dayağı o kadar şiddetliydi ki, oğlum araya girip engel olmaya kalktığında onu da belindeki kemerle dövüyordu. Savunmasız ve garibandık. Ne olursa olsun aileme bir şey söyleyemiyordum. Birkaç kez denedim aldığım cevap sadece ‘Sabret kızım’ oldu.

Evleneli sekiz yıl filan olduktan sonra içki ve eve geç gelmeler başlamıştı. Kazandığı parayı kötü yerlere harcıyordu. Eve para bırakmıyordu hiç. Ben para istediğimde de “Ya çalış ya da köyüne geri dön” diyordu. Öyle dediği için ben de mecburen çalışmaya başladım. Evlere temizliğe gittim. Oğluma ancak bu sayede bakabiliyordum. Bu sayede yavaş yavaş giyimimi düzeltebildim. Ben kendimi geliştirdikçe hakaretler ardı ardına gelmeye başladı tabii. “Kime güzel görünüyorsun sen?” diye hem kavgalar çıkarıyor ve elimdeki parayı alıyordu. Şiddeti sadece bunlarla sınırlı değildi. Cinsel istekleri de farklı boyutlara taşımıştı. Tecavüz etti bana. Filmler izleterek, aynısını zorla benden istedi. Vücudumda kararmayan yerim kalmamıştı. Öyle bunalmıştım ki bir gün bıçak çektim ve yaraladım onu. Bir süre cezaevinde kaldım. Ben içerideyken beni sürekli öldürmekle tehdit etti. Ama gidecek başka hiçbir yerim olmadığı için eve dönmek zorunda kaldım yine, onun yanına.

Bir başka gün eve erkek arkadaşlarını getirmişti. İçkili alemler yapıp benden de onlara hizmet etmemi bekliyordu. Bir gün onların olduğu odaya girdiğimde uyuşturucu aldıklarını gördüm ve kaçmaya çalıştım. Ben kaçmaya çalışınca yakalayıp yine dövdü, eve hapsetti. Ertesi gün kocam evden gittikten sonra eve gelmedi. Ben de yatıp uyumuştum. Uyurken bir elin üstümde gezindiğini hissettim, uyandım. Öfke içinde uyandım ve gözlerimi açtığım an kocam sandığım kişi yerine uyuşturucu içtiği arkadaşlarından birini gördüm karşımda. Elime geçen tüpü kafasına vurdum ve bağırarak evden kaçtım.

Bu hayatta daha kötü ne olabilir ki diye düşündükçe hep daha beterini yaşadım. Kimse bana daha iyi bir hayat şansı tanımadı. O günden sonra bir daha onu görmedim. Tek başıma mücadele ettim. Ev temizliğine devam ediyorum. Oğlum liseye gidiyor. İlk zamanlarda sürekli kaçtık. Çocuğumu okula gönderemedim bizi bulacak diye. Ailem arkamda durmadı. Onların da yanına gidemedim. Bir esnaf lokantasında iş buldum. Oranın sahibi olan aile bizi yanına aldı. Bana da oğluma da abla, abi oldular. Bize sahip çıktılar, ev derdiler, korudular. Lokantanın üst katında kalıyoruz. Her sabah oranın temizliğini yapıyorum. Eski eşim bizi buldu ama yanımıza yanaşamıyor artık. Resmi olarak da boşandık. Oğlum onu hiç görmek istemiyor. Hayatım devam ediyor, içimde kalan kırıklıklarla.

 

“3 yıl yatar çıkarım. Bu arada bana olan kinin azalır, barışırız.”

Bugün S. Hanım’ın hikayesini dinlemek için Esenler’e geldik. Kendisi kadın kuaförü. İki çocuğu için tek başına mücadele eden, çalışan bir kadın. Güneşe dokunmayı başarmış ve çocukları için her şeyi yapabilecek bir kadın. Hikayesiyle baş başa bırakıyoruz sizi.

 Nasıl bir çocukluk yaşadınız?

1978 yılında Bayrampaşa’ya geldik. 6 kız, 1 erkek kardeşiz. Annem erkek çocuk istemiş ama hep kızı olmuş. En küçük kardeşim erkek. Ona çok düşkündü. Babam anneme zaman zaman şiddet uygulardı. Ben büyük olduğum için kardeşlerime bakıyordum evde, diğer anne ben gibiydim.

Mahallede mi tanıştınız eşinizle?

Evet, aynı mahallede oturuyorduk. Tanıştık ve yedi sekiz ay konuştuk. Babam istemiyordu onu. Kahvede sürekli görüyormuş, hareketlerini beğenmiyormuş. Ben tabii 18 yaşındayım, cahillik. Neyin ne olduğunu bilmiyorum ama evden de kaçmak istediğim için onu bir yol olarak düşündüm. Evde huzur yok, kalabalık, köyden hep misafirlerimiz geliyor. Annem zaten bu kadar kalabalık bir evde hangimizle ne kadar ilgilenebilirdi ki. Sevgili olduğumuz zamanlarda bana karşı iyiydi ya da ben göremedim bir şeyleri. Şimdi düşünüyorum ufak tefek kıskançlıkları, problemleri vardı. Bana karışıyordu ama şiddet yoktu. Bir gün beni istemeye geldiler. Babam vermedi. O gün problemler yaşandı, annem fenalaştı ve babam en son anneme dayanamayıp verdi beni. Sonra evlendik. 21 sene evli kaldım. Evlendikten iki üç hafta sonra şiddet başladı. Düğün kasetini izliyorduk, düğünümde ben bizim akrabalardan biriyle dans ettiğim için “Sen nasıl dans edersin?” diye bağırdı çağırdı. Dayak yedim bu sebepten. Kendim isteye isteye evlendiğim için de kimseye söyleyemedim, düştüm dedim. Gözüm morarmıştı. Belliydi aslında dayak yediğim. Ondan sonra yavaş yavaş arttı şiddet. Annem eve geliyordu, kızıyordu. Akrabalarım misafirliğe geliyorlardı, yine kızıyordu.  Sonra çocuklarımız oldu. Onlara karşı hep ilgisizdi. Her şeyleriyle ben ilgileniyordum. Hafta sonları bile çocuklarla ilgilenmez, kahveye giderdi. Çok istedim boşanmayı ama hep insanlar ne der diye sabrettim. Dayak yedikten sonra anneme giderdim hep ama bana sahip çıkmadılar. “Sakın ayrılacağım deme. Büyükler ne der? Biz el aleme ne deriz?” deyip beni eve gönderirlerdi. Teyzemler yanımdalardı ama beni korumak için değil. “Eşin ne yaptı? Ne dedi?”, olan olayları öğrenmeye, dedikodu yapmaya geliyorlardı. Annem “kızı boşanmış” dedirtmemek için beni hiç desteklemedi. Ama artık dayanamıyordum. En sonunda kızım beni boşanmaya ikna etti. Son zamanlarda eşim çok kötü şeyler yapmıştı. Benim ondan daha fazla para kazanmamı kabul edemiyordu. Herkesin yanında beni rencide ediyordu, küçümsüyordu. Hak etmediğim şeylerdi. Çalışıyordum, eve para getiriyordum. Evde mutsuz olduğum için kuaförde kalmak istiyordum hep. Gece saatlerine kadar çalışıyordum. Bu sefer çocuklarımla ilgilenemedim. Hep kıskanırdı beni. Ben hep oturmama, kalkmama dikkat ederdim ama onun kendine güvensizliği vardı. Bu yüzden beni hep kıskanırdı, aşağılık kompleksi vardı. Ben para kazanmaya başladıktan sonra değişmedim,  hep aynıydım ama o hep kıskanırdı. Eskiden daha kötüydü. Aileler araya girdi, onunla konuştular. 10 yıla yakın bana şiddet uygulamadı. İnsanlardan çekindiği için yapmadı ama bu sefer de sözlü şiddet uygulamaya başladı. Bir gün dükkana tül diktiriyordum. Usta ölçü almaya geldi. O da işten çıkmış, kapıdaydı. İçeriye çağırdım, “Usta var, içeri gel, yalnızım” dedim. Ustayı da tanıyordu ama bana “Çiçek abla, boyu iyi mi?” diye sorunca, “O adam sana nasıl abla der? Bu samimiyet nereden geliyor? Nereden tanıyor seni? Adını nereden biliyor?” diye bağırmaya başladı. Beni perdeci adamla yüzleştirmeye götürecekti. Ben de “Saçmalama” deyince kolumdan tuttu ve kolumu morarttı, beni darp etti. Bir başka gün düğüne gitmiştim. Beni aramış, duymamışım. Ev haliyle çıkıp geldi düğün yerine. Herkesin içinde bana hakaret etti, küfretti. Ben de en son orada karar verdim boşanmaya.

Boşanmak istediğinizi nasıl söylediniz?

Kesin kararlıydım. Nasıl mı söyledim? İlk önce çocuklarımı aldım ve ailemin yanına gittim. Annemler köydeydi. Onlar geldiklerinde de kendimize ev tuttuk, sonra da yeni bir hayat başladı bizim için.  Normalde bir hafta evden giderdik, sonra geri dönerdik ama bu kez bir ay dönmeyince her şey kesinleşti. Ona da mahkeme celbi gidince anladı ki hiçbir şey eskisi gibi değil. Çok zormuş. Biliyorsun, o insanla yaşayamıyorsun çünkü çok kötü bir insan ama yine de alışkanlık. Hani nasıl sigara içiyorsun, kötü ama bırakamıyorsun, bu da öyle bir şey.

Görüşmemiz sırasında S. Hanım’ın kızı da yanımızdaydı. Onun da eklemek istedikleri vardı.

Babam hep tehditler savuruyordu. Anneme “Seni sakat bırakırım, seni öldürürüm” diyordum.  Biz kötü bir şey yapabileceğini düşündük ama yapmadı. Dükkanı bastı. Bir anda içeri giriyordu “Konuşacağız” diyerek.  Bana mesajlar atıyordu üniversiteye okumaya gittiğimde. “Bak dükkana gittim, şöyle yaptım, böyle yaptım” diye. “Kardeşini gidip öldüreceğim” diyordu sürekli.  Ben şikayetçi olmuştum dava sırasında. Boşanma süresince her yerde rezillik çıkarıyordu. Eve kız arkadaşlarını getiriyordu. Onlara annemin terliklerini giydirip eski evimizin mutfağında yemek yaparlarken fotoğraflarını çekiyordu ve bize gönderiyordu.

S. Hanım devam etti anlatmaya.

Bir de böyle boylu posluydu, özel hareket polisi gibiydi. Uzun geniş omuzlu biri. Korkuyorsun, vurursa devirir. Ben çok korkuyordum, çocukların çok üstlerine gitti çünkü. Halbuki sen bir babasın, bunlar senin çocukların. Çocuklarımı kabul bile etmedi. Gitti çocuğa “Sen benden değilsin” dedi. “Ben sizin babanız değilim” dedi. İyice yolunu şaşırdı yani. Ben her şeyi anlatmıyorum çocuklara, kinlenmesinler, üzülmesinler diye.

Hala rahatsız ediyor mu sizi?

Cezası var, üç yıl. Şikayetçi oldum. Yaptığı şeyi anlatayım size. Aksaray’daki bir erkekler tuvaletinin duvarına benim ismimi ve telefon numaramı yazmış.  Ondan ceza aldı. Onun el yazısı olduğu anlaşıldı.

Nasıl ortaya çıktı bu olay?

Dükkanı sürekli erkekler arıyordu. Karakola gittik. O kadar şeyler yaptı ama karısının numarasını erkekler tuvaletinin duvarına yazan biriyle karşılaşmamıştım. Beni arayan adamlardan birine sordum. Herhalde bir yanlışlık var diye düşündüm. Arayan adam “Aksaray’da alt geçitte tuvaletin kapısından aldım” dedi. Ben hemen oğlumu gönderdim o adrese fotoğrafını çekmesi için. Görünce hemen anladım onun el yazısı olduğunu. Bir de altına “70 Lira” yazmış.

Psikolojim çok bozulmuştu o zaman. Hemen şikayetçi oldum. Bilirkişi raporu çıktı, mahkemeye o da gitti. Zaten başka olaylardan dolayı daha önce de şikayetçi olmuştum. 3 yıl kesinleşmiş cezası var. Şimdi istinafa gitti. Orada indirim almazsa yatacak. İkinin altına düşerse, para cezası mı alacak bilmiyorum. Ama hapis yatmasını çok isterim. Bir de ne dedi bana biliyor musunuz? “3 yıl yatar çıkarım. Bu arada bana olan kinin azalır, barışırız”.  Ben de onu her yerden engelledim benimle irtibat kuramasın diye. Ama çok çektim çok. Kendi çocuklarını bile şikayet etti.

S. Hanım’ın kızı devam etti.

Şu an babam ailesiz. Biz ona en büyük cezayı verdik ve ömür boyu ailesiz geçirecek hayatını. Biraz daha yaşlanınca, elden ayaktan kesilince tek başına kalacak. Üç yıl içeride yatsa ne olacak ki bir ailesi olmadıktan sonra.

Ben anneleri olarak asla aralarına girmedim. Onları kötülemedim, küssünler diye bir şey yapmadım. Onun en büyük kavgası kendisiyle ile. O numarayı oraya yazarken ne düşündü Allah bilir ama daha sonra itiraf etti, belli oldu onun yaptığı. Ben ondan şüphelenirim, başka kimden şüpheleneceğim? Eşini seven kişi bunu yapar mı? Nerede sevgi? Bir şeylerin bittiğinin farkına vardığı için bu intikam şeklini seçti. Biz boşandık fakat onun ailesi benim hep yanımdaydı. Hala görüşürüm onlarla, bir sorunum yok. Yıllardır biliyorlar oğullarının ne olduğunu. Ben sadece çalışıyorum diye değil evde olduğum zamanlarda da şiddet görüyordum. Çocuklarım da bundan etkileniyordu. Onlara da şiddet uyguluyordu, hem fiziksel hem de psikolojik. Oğluma “Sen okumadın, bir işe yaramazsın. Bu eve ne katkın var ki?” diyordu, küçümsüyordu onları hep. Oğlumun da mesleği var. Kuaför. Kendi emek vererek sahip oldu her şeye, başı boş bir evlat olmadı. Okumadı belki ama sokaklara da atmadı kendini. Eski eşimin çocuklarıma hiçbir desteği olmadı. Ne okurlarken, ne kuaför salonunu açarken. Yabancı gibi davranıyordu. Ben ondan bir şey istemiyorum zaten. Nasıl böyle bir insanla evlenmişim? Daha kötüsü sosyal medyadan benim arkadaşlarıma yazmaya başlamış, mesajlar atıyormuş evli olan arkadaşlarıma. Kızımın eve gelen bir arkadaşı vardı. Ona bile mesajlar atmış, çok güzelsin diye. Arkadaşlarım benden sakladı bunları ama daha sonra öğrendim tabii. Benim huzursuz olmam için her yolu denedi. Bu adamda davranış bozukluğu gelişmiş ve bana karşı çok yönlü saldırılara geçti. Mutluluklarını nasıl bozarım diye düşündü hep.  Eğer ki cevap verecek olsaydı arkadaşlarım, beni suçlayacaktı “Bak nasıl arkadaşların var?” diye. Zaten oğluma sürekli “Senin annenin boşanmış arkadaşları var, onlarla geziyor”. Zihniyete bak. Ben yapmam gerekeni yaptım, hukuki yollara başvurarak hakkımı aradım, şiddeti şiddet ile çözmedim hiçbir zaman.  Bu karardan sonra benim sosyal medya hesaplarıma girip yorumlar yazmış kendi fotoğraflarıma. Hakaretler yağdırmış.  Benim müşterilerden şikayet ettiğimi, onları sevmediğimi yazmış. Amacı tamamen huzur kaçırmak. Her yerden engelledim, ulaşamasın diye. Kızım arada parkta görüyor, ama konuşmuyorlar. Ben her şeye rağmen hiçbir zaman doldurmadım onları babalarına karşı. Şu an bana dokunmasın, huzurumu kaçırmasın yeterli, benim kararım net.

 

 

 

 

 

 

 

“Ben kendime bakamıyorum, bir de bu çocuğa mı bakacağım?”

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ben E.E. 1982 yılında İstanbul’da doğdum. Aslen Sinoplu’yum. Bir oğlum var. Bakırköy’de oturuyorum. Evlendiğimden beri aynı mahallede ikamet etmekteyim. Buraya çok alıştım. Komşularım ailem gibi oldu, onları çok seviyorum. Oğlum var. Benim canım arkadaşım o, her şeyim. Onsuz bir hayat düşünemiyorum. 4 yaşında şimdi. Hayatımın tek olumsuz olmayan tarafı o.

Eşinizle nasıl tanıştınız?

1990 yılında kurumsal bir mağazada mağaza müdür yardımcısıydım. Eşim de o mağazanın genel müdürlüğünde muhasebeciydi. Toplantılar ve eğitimler için sık sık merkez ofisimize gidiyordum. O sırada tanıştık biz onunla. O kadar aşık olmuştum ki sanki peri masalındaydım. Tanıştık, sevgili olduk ve bir yıl içinde evlendik. Ona gözüm gibi bakıyordum. Evliliğimizin ilk üç yılı inanılmaz güzeldi. Ta ki o işten ayrılana kadar. İşten çıktı ve evde kalmaya başladı. İş aramıyordu. Evde olmak onu çok mutlu ediyordu. Ben işe gidiyordum, o evde kalıyordu. İnsanların “Ay erkek adam evde mi oturur?”, “Sizde de roller ne değişik”, “Evin reisi sen misin?” gibi şakayla karışık söylemlerine mi, yoksa sadece benim gelirimle idare edemememize mi ya da onun evde hiçbir şey yapmadan tüm gün boş boş oturmasına mı, hangi birisine üzüleyim bilemiyordum. Onunla konuşmaya çalıştıkça çıkılmaz bir hal alıyordu durumumuz. Bir akşam yemek yerken “İşe girmeyi düşünmüyor musun? Sadece benim paramla bu evi idare edemeyiz” demem üzerine “Sen kimsin? Ne hakla bana benim param dersin?” diye bağırmaya başladı ve en son önündeki tabağı yere fırlatmasıyla büyük bir hengame yaşandı. Birkaç gün konuşmadık. Konuşmadıkça uzaklaştık. Ardından eve gelmemeye başladı. Böyle 1 ay gibi süren bir uzaklığın ardından bir akşam geldi ve özür diledi benden. Oturduk, konuştuk. İşe gireceğini, tekrar bir şeyleri yoluna sokmaya çalışacağını söyledi. Ben onu o kadar çok seviyordum ki, ne yaparsa yapsın asla onu bırakamayacakmışım gibi hissediyordum.  Yine iki üç hafta geçti. Hala iş aramıyordu. Bizim bu arada yine birbirimize tahammülsüzlüğümüz vardı. Fakat ben ne kadar haklı olsam da ona kızdığım zaman aşırı üzülür ve özür dilerdim. Bu arada oğluma hamile olduğumu öğrendim. Öğrendiğim günün gecesi eşim eve gelince bu güzel haberi verdiğimde aramızdaki her şey düzelir diye tahmin etmiştim. Ama düşündüğüm gibi olmadı. Bağırmaya başladı. Ben böylesi güzel habere neden sinirlendiğine anlam veremedim. Tartışma büyüdükçe büyüdü. “Bu çocuk dünyaya gelmeyecek. Ben kendime bakamıyorum, bir de buna mı bakacağım?” dedi. “Ben de kendi paramla çocuğuma bakarım” dedim. Sonrasında yediğim tokatı unutmayacağım. Kolumdan tutup duvara fırlattı beni, gerisini zar zor anımsıyorum. Evden kaçtım ve komşuma sığındım. Beni hastaneye götürdüler. Dudağıma iki dikiş atılmıştı. Ardından anneme geçtim. Orada kaldım bir süre ve boşanma sürecini başlattım. Resmi olarak ayrıldık. Çocuğum şu an dört buçuk yaşında ve annemlerle yaşıyoruz. Babası hala onu istemiyor, hala kabul etmiyor ama onun ailesi sık sık ziyarete geliyorlar. Oğlumu çok seviyorum.

 

“Yeter anne! Bu evde ölmeyi mi bekliyoruz?”

Bugünkü röportajımız için Çengelköy’ gittik. Yıllarca iki çocuğunun mutluluğu için savaşmış genç bir kadınla tanıştık. Projemiz hakkında bilgi sahibiydi ve bizimle görüşmekten çok memnun olduğunu söyledi.

Bize hikayenizden bahseder misiniz?

Her zaman sevilen biriydim. İnsanlara yardım etmeyi sevip, kimse için kötü düşünmeyen biri olduğum için çevremdekiler de bana güzellikle gelirdi. Evliliğimizin ilk dönemlerinde anlamaya başlamıştım bazı şeyleri. Günden güne fark etmeye başlamıştım insanların bana olan sevgisini kabul edemediğini, bunu çekemediğini. Bir dükkanım vardı. İş yapmadığım zamanlar çok sıkılırdım. Ailemin bana armağanı diyebileceğim o dükkanla ilgili bana aşağılamalarda bulunduğunda hepten anlamıştım içindekileri. “İnsanlar niye bu kadar alış veriş yapıyorlar senin gibi birinden?” diyordu. Hayatı anlama, fark etme çabamı yok sayıyor, çocuklarımla olan bağımı kıskanıyor, özgürlüğümden beni alıkoyuyor, birçok şeyi yapmama izin vermiyordu. Evliliğimin ilk ayları benim görmeyi kabul etmediğim sözlerindeki şiddetlerle geçti.

Sonraki yıllarda neler yaşadınız?

İkinci yıldan itibaren artık sözlerindeki şiddet yetmemeye başladı. İş yerine gittiğimi bilmesine rağmen “Bugün neredeydin?” diyordu. Yetmeyip ara sıra gelip kontrol ettiği de oluyordu. Takıntıları vardı. “Bugün bana neden günaydın demedin?”  deyip bunu gün içinde birden çok kez sorardı. Bu örnek dışında hali hazırda birçok şeyi daha sorup cevabını almasına rağmen tekrar sorardı. Son 6 yılda her şey çok değişti. Şiddet, vücudumda morluk izleri oluşacak kadar ilerledi. Ona doktora gidip tedavi olması gerektiğini söylediğim zaman bunu kabul etmiyor, yine beni dövmeye kalkıyordu. Dövmediği zamanlarda ise her an küfür ederdi. Ben dükkandan eve döndükten sonra zihninde oluşan, gerçek olmayan fikirlere dair soruları onu çok öfkelendirirdi. Benim onu sürekli kandırdığıma inanıyordu. Benden istediği cevapları duymadıkça küfür ederdi. Bir kızım ve bir oğlum olduğu için dayanmaya çalışıyordum ama sürekli şiddet, her gün acıya katlanma hali çok zordu. Oğlum olanlara dayanamıyordu. “Yeter anne, bu evde ölmeyi mi bekliyoruz?” dedi bir gün. Evlatlarımın gözü önünde karanlığa daha fazla saplanamayacağımızı biliyordum. Boşanmayı kabul etmeyeceğini de. Çocuklarımı da alıp evden ayrıldım. Peşimize düştü, tehditleri aylarca bitmedi. Ben ailemden destek gören biri olarak şanslıydım ama onların da bu adama gücünün yetmediğini biliyordum. Evi basıp beni kolumdan sürümeye kalkarken oğlumun ve kızımın beni korumaya çalışmasını ömrüm boyunca unutmayacağım. Polisin buna şahit olması bizim için en iyi şeydi. İstiyorum ki, şiddet gören her kadının omzuna bir iyilik meleği konsun. Hayat bunları yaşamak için çok kısa. Evlatlarımla bir ömür mutlu olmak tek dileğim. Umarım her kadın güneşi görür ve ona dokunur.