Güneşe Dokunan Kadınlar Konferansı’nın konuklarından biriydi İrfan Kangı. Senaryosunu yazıp yönettiği “Kadın Kafası” isimli oyununa davet etti bizi. Oyun başlamadan önce bizi kırmadı ve sorularımızı yanıtladı.

İrfan Bey. Öncelikle bizi oyununuza davet ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Bir oyun yazdınız ve yönettiniz, ismi ‘’Kadın Kafası’’. Bize bu ismi neden tercih ettiğinizden ve oyunun içeriğinden bahseder misiniz?

Bu benim yazdığım üçüncü oyun. Üç oyunda da farklı tarzlar denemeye çalıştım. Kadın Kafası’nı yazma nedenim ise Türkiye’de kadına verilen değer ve kadına uygulanan ikincil bakış açısını mizahi bir dille eleştirmekti. Erkeklerin çok daha basit bir yapıya sahip olduklarını ama kadınların daha zekice düşünebildiklerini ve daha karmaşık bir yapıya sahip olduklarını vurguladım. Bunu da komik bir dille yazmak istedim. Türkiye’deki erkek yazarlarda şöyle bir sorun var. Kadın dedikoducu, dırdırcı, karikatür bir tip. Ben de Kadın Kafası’nda bunun tam tersini anlatmak istedim. Bir nevi Türk Tiyatrosu’ndaki erkek yazarlara karşı kadının değerini gösterebilmek adına bir fikirdi bu. Kadınların o renkli ve eğlenceli dünyasının, bizim basık dünyamız karşısında ne kadar farklı olduğunu göstermeye çalıştım.

Türkiye’de kadınla ilgili verilmek istenen mesajlar yeterli mi sizce? Bu mesajlar doğru iletilebiliyor mu?

Asla! Yani zaten yeterli olsa kadınlar bu sıkıntıları yaşamazlar. Toplumun her kesiminde en üst kademeden en alt kademeye kadar kadını ikincilleştirme ve ötekileştirme söz konusu. Çok kolay bir şekilde bu ülkede kadına şiddet uygulanabiliyor ve kadınlar bir takım haklardan mahrum bırakılabiliyorlar. Bu ülke çok geniş topraklara sahip. Örneğin kırsalda, tarlada kadını saatlerce çalıştırabilen bir erkek ama kadına “Sen çalışamazsın. Evde oturacaksın, yemek yapacaksın” diyen de bir erkek. Yetiştirilme tarzıyla alakalı bir durum bu. Ben daha üstünüm ve iyiyim duygusu. Erkeklerde kas gücü fazla olduğu için bunu göstermek istiyor ve bir üstünlük çabasına giriyor. İlk insanlardan beri bu böyle. Kadının beyin gücüyle baş edemeyen erkeğin bir kaçış yöntemidir buna başvurmak. Günümüze baktığımızda gazete ve haberlerde şunu görüyor muyuz? Hangi kadın metrobüste bir erkeği taciz etti? Ya da bir kadın eski kocasını öldürdü mü kendisinden boşandığı için? Hayır, görmüyoruz. Bizim gibi eğitimsiz toplumlarda özellikle erkeğe başka bir özellik bahşediliyor. “Oğlumdur yapar. Aman kız mı? O evden çıkmasın”. Bu ayrımcılığı çocuk küçük yaşta öğrenerek yetişiyor ve bu korkunç bir şey. Bu durumda bir annenin çocuğunu kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olması gerektiği bilinciyle yetiştirmesi gerekir.

Sanat ile ilgilenen insanların da şiddet eğilimi içerisinde olduğunu haberlerden duyuyor, görüyoruz. Sizin böyle bir tanıklığınız oldu mu daha önce?

Yani birebir gözümün önünde olsa müdahale ederim ama bunu yapanlar var mı? Tabii var. Çünkü aynı coğrafyada yetiştik. Aynı yemeği yiyoruz ve aynı yeri paylaşıyoruz. Burada kendini nasıl yetiştirdiğin önemli. İnsanlar zaten hayvani duygularla var olan yaratıklar ama bizi modern yapan hayatta yaşanabilen kılan şey ne? Toplumsal kurallar ve ahlak. Bunlar bizim hayata bakış açımız. Yani ben şurada birinin kafasına vurup, elinden parasını alsam benim hırsız ya da gaspçı olduğumu kanunlar belirler. Evet, ben o paraya sahip olmak istiyorum ama o paraya hırsızlık yaparak mı yoksa çalışarak mı sahip olacağım benim ahlak kültürümle alakalı bir şey. Dolayısıyla bunun sanatla sanatçıyla çok alakası yok çünkü aynı toplumun içerisinde yaşayan insanlar birbirine şiddet uygulayabiliyor. Geçenlerde bunun çok canlı örneklerini gördük, çok meşhur isimler. Maalesef oluyor. Ünlüler dünyasında bu haberler medyada çok daha büyük yer aldığı için bu kadar konuşuluyor. Şu anda Mecidiyeköy’de bulunuyoruz. Burada on bin tane hane varsa, birinde bile şiddet uygulanıyor olabilir. Daha kırsalları düşünelim. Biz burada konuşurken belki de beş yüz tane evde birilerine şiddet uygulanıyor olabilir.

 

Bir Yorum Yazın