Bu haftaki konuğumuz Ekmek ve Gül sitesi editörü Elif Ekin Saltık. Çok uzun zamandır Ekmek ve Gül sitesini takip ediyorduk. Ekin Hanım bizi kırmadı ve sorularımızı yanıtladı.

Nasıl başladınız kadın yayıncılığı yapmaya?

2007 yılında, ismi sonradan Hayatın Sesi olarak değiştirilen televizyon kanalında bir kadın programı ile başladık yayın hayatımıza. Programın adı Ekmek ve Gül idi. Bu program kadınların hayatına her anlamda dokunmaya çalışan; onları güçlendiren; sorunlarına çözüm olmaya çalışan; iş yerinde olsun, evde olsun, sokakta olsun her alanda ne yaşıyorlarsa bunları dile getirmeye çalışan bir programdı. Bizim içinde sadece stüdyo değildi bu yer. Kadınların olduğu her yer stüdyomuzdu. İş yerine de gidiyorduk, atölyeye de gittiğimiz oluyordu, kadın dayanışma derneklerine de gidiyorduk. Her yerde kadınlarla program çekiyorduk. 2016 yılında kanal kapatıldı.  Ondan sonra biz ne yapalım dedik. Çünkü ayda bir Evrensel Gazetesi ile dergimiz çıkıyordu. Ayın ilk Cumartesi günü bir de Pazarları kadın sayfamız var Evrensel Gazetesi’nde. Tabii kadın servisi olarak kadın haberleri yapmaya devam ediyoruz gazeteye ama alanımız için yeterli değildi. Bu nedenle bir internet sitesi kuralım ve kadın yayıncılığımızı buradan devam ettirelim dedik. 3 Nisan 2017 yılında faaliyete geçirdik sitemizi. O günden beri hem görsel olarak hem de yazı olarak yayıncılığımıza Ekmek ve Gül sitesi olarak devam ediyoruz.

Sitede neler yapıyorsunuz?

Site haber sitesi olarak kurulmadı. Günlük haber akışı girilen, kadın cinayetlerini anlatan bir site değil. Daha özel haberler oluşturduğumuz, 6284’ü de ve İstanbul Sözleşmesi’ni de kadınlara anlattığımız, hukuki anlamda destek alabilecekleri veya yasaları, haklarını öğrenebilecekleri her türlü içeriği oluşturduğumuz bir site haline getirdik. Sitemizde sağlıkla ilgili sayfamız da var. Hem kadın sağlığı hem kadın tarihi, kadın belleği, kadınlarımızın hikayelerini anlattığımız “İçimizden Biri” bölümü, “Gündem” dediğimiz güncel haberleri verdiğimiz bir bölüm, kültür sanat bölümü, film tanıtım ve film yazıları, kitap yazıları yazdığımız bir bölüm, aynı zamanda çocuklara yönelik içeriklerimiz de olduğu bir site. Hala eksiğimiz çok, hala yapacağımız bir sürü şey var ama bu şekilde kadınlara ulaşmaya çalışıyoruz. Kadınları bilinçlendirmeye, güçlendirmeye çalışıyoruz.

Kadın yayıncılığı nedir?

Kadın yayıncılığı demek; biz kadının ezilmişliği sorunu üzerinden meseleye bakıyoruz. Bir sistem var. Bu sistemde ezilmişliği sorunu çok yakıcı bir sorun. Kadının bugün ikinci sınıf olarak görülmesini, ataerkil toplum içinde yer almasını zorunlu kılan bir sistem. Buna karşı biz kadınları mücadele etmeye, örgütlenmeye çağırıyoruz. Bir arada olmaya, dayanışmaya çünkü kadın kadının yurdu, kadın kadının derdinin dermanı, dert ortağı, kız kardeşi.  Biz de bu ağı örmeye çalışıyoruz Ekmek ve Gül olarak.

Etkinlikler düzenliyor musunuz?

Tabii ki. Paneller, söyleşiler yapacağız. Selin Nakıpoğlu örneğin. İstanbul Sözleşmesi ve 6284 üzerine çalışıyor. Onlarla bir araya gelip paneller yapıyoruz kadınlar için ama Taksim’de, Kadıköy’de değil, mahallelerde yereller ile birlikte yapmaya çalışıyoruz. Esenyalı’da, Pendik’te.  Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği yapıyor örneğin. Sultangazi’de Ekmek ve Gül kadınları yapıyor. Belirli yerlerde gruplarımız var, mahallelerde. Oralardaki kadınlarımız bunu gerçekleştiriyor. Bunun dışında Ekmek ve Gül sitesinin başında içerik giren, bunu koordine eden bir ekip var ama bu ekip dışında bütün iller ve ilçelerdeki kadınlar Ekmek ve Gül ekibine dahil. Onlar bizim gönüllü muhabirlerimiz, gönüllü yazarlarımız. Yani bu anlamda kadınları teşvik etmeye çalışıyoruz. Yazmak isteyen, kendini anlatmak isteyen, “Ben gönüllü muhabir olmak istiyorum, haber yapmak istiyorum” diyen kadınları da teşvik etmeye çalışıyoruz ve her türlü onların hazırladığı şeylere destek veriyoruz.

Türkiye’de kadının yeri nerede sizce?

Bir taraftan baktığımızda yükselen bir kadın mücadelesi, kadın hareketi var ve kadınlar haklarını kolay kolay bırakmak istemiyor. Zaten toplum içerisinde de kadın her daim ikinci sınıf. Eşitlik sözcüğü kadın için sadece yasalardan ibaret. Uygulamada herhangi bir eşitlik yok ama kadınlar aslında yaşadıkları şeyin farkındalar. Pek çok kadın haklarının da farkında ve bunu bırakmak istemiyor. Tabii ki bunu yapamayan kadınlar da var. Gerçekten yoksul, bugün şiddete uğradığında kime başvuracağını, ne edeceğini bilemeyen, şiddete mahkum kalan kadınlar da var ama işte dediğim gibi bizim amacımız da bu kadınlara yani en uzaktaki kadına da ulaşıp ona hakkın öğretmek, ne yapması gerektiğini gösterebilmek. İşimiz çok zor, işimiz çok uzun Türkiye’de. Aynı zamanda muhafazakar bir ülke Türkiye. Yani bugün iktidarın kadın politikaları da tamamen aile odaklı. Kadını aile içerisinde gören, aile içine hapsetmeye çalışan, ihtiyacı olduğu zaman onu kamu alanına süren bir politika devam ettiriyor. Ama kadınlar dediğim gibi buna karşı duruşlarını da sergiliyorlar, öğreniyorlar, öğretiyorlar. Kadınlardan yana çok çok umutluyum ben. Dayanışma olduğu sürece ve kadınlar bir arada oldukları, örgütlendikleri sürece, çok iyi şeyler başarabileceğimizi düşünüyorum.

Peki kadınlar o çıkış yolunu nasıl buluyorlar?

Tek başlarına bulamıyorlar. Bir kadının ailesi, yakını, birisi destek vermiyorsa her şey daha da zorlaşıyor.  Sadece şiddete uğraması, ev içinde olması değil. İş yerinde de taciz, tecavüz, başka türlü şeyler. Psikolojik şiddet mesela. Kadınlar yaşadıkları psikolojik şiddetin farkında değiller. Tek başlarına bulamıyorlar o çıkış yolunu. Dayanışma ile buluyorlar. Örneğin bize bir sürü kadın yazıyor, mesaj atıyorlar. Facebook’tan, Twitter’dan, Instagram hesabımızdan. “Bize yardım edin” diyorlar. “Benim böyle bir hikayem var, benim hikayeme yer verir misiniz?” diyorlar. Yani o çıkış yollarını, çıkış kanallarını arıyor kadın bir taraftan. Ne kadar çok telefona, internete ulaşabiliyorlarsa, oralardan bizlerle iletişim kurmaya çalışıyorlar ve haklarını öğrenmeye çalışıyorlar ama dediğim gibi bunlara ulaşamayan kadınlar da var. Onlara da yerel derneklerden, gruplardan ulaşmaya çalışıyoruz. Biz kadınların çalışması gerektiğini düşüyoruz. Kadınlar ekonomik olarak yaşamlarını ellerine aldıkları sürece hayata katılımı öğreniyorlar, bilmedikleri haklarını öğreniyorlar. Evde gördüğü şiddete karşı gelebiliyor, hayır diyebiliyorlar. Korkan kadınlar kadar şiddete boyun eğmeyen, hakkını arayan, yaşamak isteyen kadınlar da var. O öldürülme korkusuna rağmen, şiddet korkusuna rağmen ayrılmaktan da vazgeçmiyorlar. Bugün kadınların çoğu ayrıldığı ya da boşandığı erkeklerden şiddet görüyorlar ama kendi hayatlarından vazgeçmiyorlar, o şiddete mahkum kalmak istemiyorlar ama ölmek de istemiyorlar. Aslında çok basit bir şey bu: ‘’Yaşamak istiyoruz, ölmek istemiyoruz’’ sloganı ama o kadar önemli ki, o kadar değerli ki, çok şey barındırıyor içinde. Çok basit bir talep ve biz bugün hala bu talebi dillendiriyoruz. Biz aslında eşitlik istiyoruz, eşit bir yaşam istiyoruz, güvenceli bir yaşam istiyoruz. Eşit koşullarda çalışmak istiyoruz. Bugün metal fabrikalarda kadınlar erkeklerden daha ağır işleri yapıyor ama daha düşük ücret alıyor. Kadın çalışsın veya çalışmasın fark etmiyor. Onun sırtına büyük bir yük biniyor. Kendisi de işçi, eşi de işçi olan kadının çalışma saatleri uzuyor. 12 saat çalışıyor ama eve geliyor, evde çalışmaya devam ediyor. Aynı işi yaptığı erkek: “Benim yemeğimi hazırla, benim yatağımı yap” diyor. Bunu yapmadığı takdirde erkek şiddet uyguluyor. En ufacık ekonomik problem, kadına şiddet olarak dönüyor. O kadın kendine en ufak bir şey almıyor, ev için harcıyor. Bazen ben gittiğim röportajlarda kadınlara sorarım: “Kendin için ne istiyorsun?” diye. O kadınların kendileri için hiç hayalleri yok. Çocuğu okusun, iyi bir geleceği olsun, başını sokacak bir evi olsun, kendini geçindirsin onun için yeter. Kendi için hayali yok. Kendi için hiçbir şey istemiyor.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Yaptığınız proje çok değerli. Kadınların yaşadıklarını anlatmanız, onlara dayanak noktalarını sunmanız, hukuki ve psikolojik desteğe nasıl ulaşabileceklerini göstermeniz çok kıymetli. Biz ancak dayanışarak bunları aşabiliriz. Ne kadar birbirimizden haberimiz olursa, ne kadar bu zorlukları ortak çözmeye çalışırsak, mücadele edersek, birlik olursak bununla baş edebiliriz. Hepimiz ideolojik olarak farklı yerlerde olabiliriz, dünyaya başka açılardan bakabiliriz. Ama bizim meselemiz kadın, kadının ezilmişliği, yaşadığı şiddet, eşitsizlik. Bu eşitsizliği de ancak birlikte mücadele ederek çözebiliriz. Bu iş ortaklaşmaktan, birlikte mücadele etmekten, birleşmekten geçiyor.

Bir Yorum Yazın