Bugün Hande Akın ile Kadın Olmak kitabı üzerine, Türkiye’de kadın olmanın zorlukları üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Hande Hanım. Güneşe Dokunan Kadınlar isimli projemize destek verdiğiniz için öncelikle çok çok teşekkür ederiz. Sürekli “şiddet, şiddet” diyoruz. Sizce nedir bu şiddet?

Biz sözlerimizde neye odaklanıyorsak o aslında düşüncelerimizin yansıması. Ağzımızdan çıkan her söz düşüncenin dışa vurumu. Peki o zaman düşünce ne? Düşünce bir enerjidir, düşüncenin gücü vardır. Düşüncenin gücü varsa sözlerin de gücü vardır. Peki biz dilimizde sürekli kadına şiddet, kadına şiddet diyorsak ne yapıyoruz? O gücü bilinçsizce aktive ediyoruz. İnsanlar bunun farkında değiller. İçinde şiddet kelimesi geçmeyen bir isim bulmanız çok güzel.

Neden “şiddet” yaşıyoruz?

Şiddet neden olur? Öfke duygusundan olur değil mi? Öfke duygusu bir bakıma bir takım korkuyu kapatmak için insanların kamufle ettiği bir şeydir. Genellikle her şiddet uygulayanın çok büyük korkusu vardır. Bu sadece fiziksel şiddet değil; duygusal şiddet ya da bir başkasını incitmek… Şiddete maruz kalanların yanı sıra şiddeti uygulayanların da çok büyük şefkat ve sevgiye ihtiyacı var. O kişiler o kadar sevgisiz bir ortamda büyüyüp yetişmişler ki kendi içsel dengelerini kaybedip şiddeti kullanarak kendi sorunlarını ortaya koyuyorlar. Tabii kendi görüşüm bunlar. Diğer taraftan şiddete maruz kalan kişi kurban rolü oynuyorsa, içindeki o sonsuz gücü eline alıp burada bir değişim yaratmıyorsa, bu bir çıkarım olabilir. Şiddet gören birinin şiddet görmesinden ne gibi bir çıkarım olabilir diye düşünürsek bunlar hep bilinçaltından kaynaklandığını görürüz. İlgi görmek, dikkat çekmek, belki annesiyle babasının ilişkisinde o kavga sahnelerini izlemek. Bireyler maruz kaldıkları şiddetin açtığı yarayı iyileştirmek için kurban rolünü bırakıp bunu nasıl dönüştürebilecekleri konusunda harekete geçmeliler. Kişisel gelişim bu araçlardan bir tanesi. Kimisi meditasyon yapar, kimi yürüyüş yapar. Regresyon ve EFT  terapileri var. Bu yöntemlerin her biri kişinin yaşadığı olaylarda hissettiği duyguları serbest bırakmasında, boşaltmasında yardımcı olur. Bütün bunların iyileştirilmesi, şifalandırılması için kişinin profesyonel destek alması gerekir. Kişi travmalarını iyileştirmeden normal hayatına sağlıklı bir şekilde devam etmesi çok zor, onu zorlar ve hayallerini engeller. Potansiyelini göremez, yaşam sevincini engeller. Buradan çıkarılacak mesaj, sizlerin aracılığı ile bu tür şiddete maruz kalan insanların bunu değiştirip dönüştürmek için bir adım atması.

’’Kadın Olmak’’ tan başlamak istiyorum önce. Kitabı okudum ve hala etkisindeyim diyebilirim. Bize günümüzde kadın olmayı özetleyebilir misiniz?

Kitapta anlattığım gibi hep bilinçaltı boyutundan bakıyorum. Bir kere kadın olmak nedir bilmiyoruz. Bedenimizi kadınlık zannediyoruz. Bilinçaltında kadın olmak zordur, acıdır diye inançlarımız var. Kadın olmakla mutlu değiliz bir kere. O yüzden kadın olmayı, kadın bedeninde olmayı sevmek, kendini sevmek demek. Bizim toplumumuzda aslında erkekler kadınlara kötü davranıyor gibi algılar var. Ben hep şöyle derim o erkeği yetiştiren de bir anne değil mi? Bir kadın çocuğunu yetiştirirken kendine ne kadar şefkat, ilgi, özen gösteriyorsa, kendine öz sevgisi, özgüvenini ne kadar tam ve bütün ise o çocuk bunu görür ve kadına sevgi, saygı duyar.  Toplum düzenine inmek gerekir bu noktada. Ben bir sürü danışanımda görüyorum. Dert yanıyorlar: “Çocuğuma kendimi adadım, saçımı süpürge ettim, o kendini iyi hissetsin diye bir sürü şey yaptım.” Şimdi bunu o çocuğa da söylediğinde ya da hissettirdiğinde o çocuk kendini o kadar borçlu hissediyor ki kendi yoluna bakamıyor. Şimdi bu durum bir annenin kendi çocuğuna uyguladığı şiddet değil mi? Biraz ters köşelerden bakmak lazım olanlara. Soruya döneceksek benim için, Hande için kadın olmak muazzam bir şey. Kadın olduğum için o kadar şanslı hissediyorum ki. Bunlar tabii erkeğe de özgü şeyler ama kadın olmak mucize ve keyifli bir şey.

Kadın olmak ülkemizde değersiz olmakla bağdaştırılıyor. Bunun altında yatan sebep nedir sizce?

Değersizlik inancı diye bir şey var. Benim hocam Bülent Uran’‘ın “En Derin Hipnozumuz Değersizlik İnancı” diye bir kitabı var. Hipnoz nedir? Doğru, yanlış ayırt etmeden mutlak kabul ettiğimiz her şey hipnozdur. Özellikle en büyük hipnozları küçük yaşta anne babamızdan alırız. Değersizlik inancı da bir hipnozdur ve kişi bunu küçücük bir bebekken bilinçaltına atmaya başlar. Bir bebeğin ihtiyacı nedir?  Altı temizlensin, karnı doysun, gazı çıksın, uyusun. Şimdi anne çocuğu doyurdu, altını temizledi, gazını çıkarttı, uyuttu. Sonra sen uyandın, gözünü açtın ve etrafta kimse yok. Çalışıyor ya da bir iş yapıyor. Sen ellerini, kollarını hareket ettirdin. Bir şey var, açsın ya da altını pislettin ve bu süreçte gelen giden kimse olmadı. Bebek ne yapıyor? Sesler çıkarıyor. Gene gelen giden yok ve ağlamaya başlıyor. Bu geçen sürede, on ya da yirmi saniye, “burada ben yapabildiklerimi yapıyorum, sesimi çıkarıyorum ama yine de yeterli değilim” inancının tohumlarını alıyor. Çocuğa her şey hazır veriliyorsa da değersizlik inancı oluşuyor. Çocuk emekleyerek o koltuğa çıkacaksa, sen alıp onu oraya koyduğunda çocuk kendi kapasitesini göremiyor. Sonra bu hayatın içinde yetişkin bir birey oluyor. Birisiyle ilk duygusal hoşlanmayı yaşayacak. Çat! Terk ediliyor. Ne oluyor? Değersizlik iyice pekişiyor. Günümüzde gençlerin çoğunda ün ve para inancı var. Bunlar olursa ancak değerli hissediyorlar. Bu çocuk bunu nasıl öğrendi? Kendi anne babasından, medyadan, toplumdan.  O yüzden her an hipnozları alıyoruz.

Kadınlar bilinçaltındaki eski inançlarını bırakıp yerine yeni bir inancı nasıl yerleştirir?

Şimdi şöyle araştırmalar var. 21 günde bilinç formatlanır diye. Bugüne gerek kamadan kişi kendine bu farkındalığı getirdiğinde, niyetinin gücü ile gerçekten vakit ve saat geldiyse o konuda hipnozunu bozabilir.

 EFT ve Regresyonlar terapilerinizden bahseder misiniz? Tedavi süreçleri nasıl ilerliyor? Bu röportajı okuyan ve şiddet gören kadınlar bu terapilerden nasıl faydalanmalıdır?

Şimdi bu röportajı okuyanlar; bu aracın yöntemini, nasıl fayda sağladığını detaylıca bilmek istiyorlarsa lütfen ‘’Kadın Olmak’’ kitabımı okusunlar ya da sesli versiyonunu dinlesinler. Çünkü oradaki her şey gerçek hikayelerden oluşuyor. Regresyon kelime anlamıyla geriye, geçmişe gitmek demektir. Geçmişte olan her şeyin üzerimizde bir kaydı vardır. Duygu ve korkuların kaydıdır. Geçmişten gelen etkilerimizden özgürleşmek için regresyonu, EFT’yi ve duygu boşaltım yollarını öneririz. Bu teknikleri kullanıyoruz. Mesela öğretmen: “sınıfta kimse tuvalete gitmeyecek” dedi ama sıkıştın, tuvalete gidemiyorsun, korktun öğretmenden ve altına yaptın. Bütün arkadaşların güldü, öğretmenin kızdı, annen geldi, utandın belki. Utanma var, üzülme var, çaresizlik var. Bütün bu duygular kitlendi. Bu senin hayatın boyunca topluluk önüne çıkmanı engelleyecek bir durum olabilir. Bilinçaltında zaman kavramı yoktur. Bilinçaltı hayal ve gerçeği ayırt edemez.  Biz regresyonla senin yaşadığın, hatırladığın ya da hatırlamadığın olaylara gidip oradaki duygularını ifade etmeni desteklediğimizde, hissettiklerin değişir ve bu olayların senin üzerinde yarattığı etki son bulur.

Bir Yorum Yazın