Nasıl başladı hikayeniz?

Almanya’da doğdum, büyüdüm. Ben büyümek için attığım her adımda, babam da tokatlarıyla adımlar atıyordu hayatımızda. Öyle büyütmeyi bilirdi beni. Hikayem onunla başladı. Annemi çok dövdüğü zaman evdeki diğer dövülecek kişi ben olurdum çünkü. Almanya’dan Türkiye’ye döndüğümüzde görücü usulü evlendirmeye karar verdi beni. Hiç tanımıyordum. İsteyip istemediğim sorulmadı tabii ki. “Kendimi hazır hissetmiyorum ki evliliğe” deme şansım olmadı. Sonrasında peşi sıra başladı her şey. Babam kendi gibi birini getirdi, evimin ortasına bırakmıştı sanki. Ufacık bir şeyi yanlış yapsam, sözleriyle hakaret ederdi önceleri. Nasıl bu kadar tuzlu olurdu o yemek? Sonra söz yetmedi, eksik kaldı, gücünü göstermek istedi hep. Evden kaçtım, Almanya’ya döndüm. Boşandık. Ne var ki orada tutunmak her şeyden güç geldi. Baskı eksik olmadı. “Tek başıma nasıl yapacağım? Nasıl üstesinden geleceğim bu hayatın?” diye uyandım her güne. Öyle büyütüldüm ki, yalnız başıma bir şeyleri başarabileceğimi kendime tekrar ettiğim her an, içerideki sesim benimle dalga geçiyor gibiydi. Türkiye’ye dönmek her şeyi kolaylaştıracak gibi geldi sonra. Mecburen döndüm. Döndüğüm yalnızca ülke değildi. Kendime dönmek isterken, ona da döndüm. Her şeyi görmeme rağmen, acılarımı bilmeme rağmen, içimdeki sıkışmışlıktan ancak biri benim yanımda olduğu zaman kurtulabileceğimi düşündüm. Yalnızlığın yükü çok ağırdı. Şiddetin yükünü sırtıma aldım. Beni arayıp sormaya başladı, günler geçti ve biz yine aynı evde yaşamaya başladık onunla. Yeniden evlendik. Almanya’da içimdeki baskıdan kaçtım, Türkiye’de şiddete koştum aslında. İki çocuğumun olması, onların bu hayatta güçlü durabilmelerini yalnız başıma sağlayamayacak olmak, hepsinin önündeydi.

Böyle birini nasıl tarif etsem bilmiyorum. Dışarıdan ışık, içerisi zifiri karanlık. Dövmek onun için tuvalete gitmek, yemek yemek gibi bir şeydi. Ama yalnızca ben görüyordum. Giriş katta bir evde yaşıyorduk. Kaldırımdan tanıdık biri geçtiğinde, o an ona el sallardı, selamlaşırdı, tüm güler yüzünü gösterirdi. O kişi oradan geçip gittikten sonra aşağı eğilir, beni dövmeye devam ederdi.

Bunlardan bahsederken titremediğim, terlemediğim tek bir an bile yok. Her şeye çocuklarım için devam ettim, içimdeki gücün yetmezliği yüzüme çarptığı için. O da benim güçsüzlüğümü gördüğü için beni hep tehdit ederdi. Bıçak ile üstüme geldiği günler ne yapacağımı bilemez sadece gözümü kapardım. O an karşında gördüğü zayıflık onu mutlu ederdi. Ama dışarıya o kadar güler yüzlüydü ki… Ben evde bir şeylerin yerini değiştirdiğimde dahi dayak yerdim. Ama o insanlara eve huzur götüren bir adam olarak tanıtırdı kendini.

Daha fazla yapacak bir şeyim olmadığını anladım. Üç buçuk sene böyle devam ettik. Almanya’da yaşayan bir akrabamın bizim yaşadığımız yere geldiğini gördüm internette daha sonra. Onunla konuşmak istedim. Güvendiğim için içimde tutamadıklarımı anlattım. Avukat biri ile beni görüştüreceğini söyledi. Kendisi çok güler yüzlü olduğu için anlattıklarıma inanamadı başta. Sonrasında çocuklarımı da alıp kaçtım yine. Tehditleri bitmek bilmedi ama oradan kalkıp peşimden de gelmedi. Ve sonra, sonunda bitti. Bunca zaman kendi gücümün yetmediğine olan inancım yüzünden kendi yaralarımın içine oyuklar ekledim. Tek bildiğim denedim, olması için çaba verdim, dışarıya yansıttığı ışıklar belki bir gün yuvamın içine döner diye sabır ettim. Yıllar bana hep öğretti. Hep olduğu gibi şimdi de sadece çocuklarım benim hayatımın ışığı ve onların gücü ile kendi gücümü var edebilmeyi öğrendim.

Bir Yorum Yazın