Bugünkü röportajımız için Esenler’deyiz. 43 yaşındaki N.T.’nin hikayesini dinlemek için yola çıktığımızda öğrendik Emine Bulut cinayetini. Bir kez daha seslenmek istiyoruz: #kadınaşiddetehayır

Bize kendinizden bahseder misiniz?

Ben N.T. 1973 Malatya doğumluyum. İki çocuk annesiyim. Esenler’de ikamet ediyorum. Evlendikten sonra buraya taşındık. 23 yıllık evli kaldım. Evimi merdiven temizleyerek geçindiriyorum. Çünkü çocuklarıma sadece ben bakıyorum. Bir oğlum ve bir kızım var. Oğlum üniversiteye hazırlanıyor. Elimden gelen desteği ona sağlamaya çalışıyorum. Öğretmeninin aracılığıyla bir kurumdan burs alıyor. Yoksa bu şartlar altında iki çocuğu okutamazdım. Kızım ise lise bittikten sonra okumak istemedi ve bir mağazada çalışıyor şu an. Ben çok istedim okumasını ama istemedi. Liseyi bitirtene kadar çok uğraş verdik. Eve destek olmak için çalışıyor. Kısaca hayatım bundan ibaret.

Ne zaman evlendiniz? 

1996 yılında evlendim, hayatımın en kötü kararını verdim. Aslında zorla evlendirildim. Nerede o zamanlarda bizim fikrimize saygı, nerede kadının görüşü. Hele de Malatya’da büyüyen bir kadınsanız. “Eveleneceksin, işte kocan” dediler, evlendik. 17 yaşındaydım. Evliliğin ilk yıllarında erkek çocuk baskısıyla şiddetin psikolojik boyutunu görmüş oldum. İlk çocuğumuzun erkek olmak zorunda olduğunu her gün bana söylüyordu. Bizim Doğu Anadolu’da erkek çocuk yapmak zorunda kadınlar. Ben kocamın bana böyle bir şey söylediğini anlattığımda annem bile: “Haklı. Erkek olucak ilk çocuğun” diyordu. Senin ailen böyleyken başka aileyi nasıl değiştirmek istersin ki? Saçma işte, özün bundan ibaret. Zaten burdan başlıyor ataerkillik. Ben kocama: “Allah’tan gelen bir şey bu. Ben ne yapayım?” dediğimde ilk tokatımı yemiştim. Her gün kendimi yiyip bitiriyordum ya erkek çocuk olmazsa diye. Neyse kader yüzüme güldü ve oğlum oldu. Ben sırf oğlum oldu diye sevinirken, onlar soyu yürüyecek diye seviniyordu. Ama şiddet devam etti.  “Bu bebek gece uyumuyor. Neden bu kadar çok ağlıyor? Yoksa sen benim oğluma bakamıyor musun?” diye bir gece yarısı dövdü beni. Biz alışkınız, annemden de hep dayak yerdik. O yüzden garipsemiyordum. “Kocamdır, döver” dedim, hep sustum, cahillik işte. Öyle böyle hayatımız sürdü gitti. Sonra bir kızım oldu. Yine dayak yedim kız çocuğu doğurdum diye ama ilk çocuğum Allah’tan erkekti.

İki çocuğum da büyümüşlerdi ve evin içinde sürekli dönen bir şiddet vardı. Oğlum kocaman olmuştu ve aklı yetmeye başlamıştı. Babasının şiddetine karşı çıkmaya başladı, beni her dövdüğünde babasının üzerine yürüdü ve beni hep o kurtardı. Bu iş böyle böyle çok sürmedi ve ben de artık “Bu böyle gitmez” diyerek boşanmak istedim. Dava açtım. Evden uzaklaşma aldı. O evden gittiğinde biz o kadar rahattık ki anlatamam. Maddi olarak biraz zorlansak bile huzurumuz vardı. Kurtulduk diye düşünüyorduk ama bu sefer de telefonla aramaya başladı. Kendisi evden uzak olsa bile arayıp psikolojik şiddetini sürdürmeye devam ediyordu. Bir gece yarısı uyurken mahalleden gelen seslere uyandım. Cama çıktığımda onu kapının önüne ve giriş katta oturduğumuz için camların önüne su dökerken gördüm. Ben kapıya çıkınca kendisi kaçtı gitti. Akrabalarından duydum ki büyü yapmış ve okuttuğu suyu evin önüne dökmüş. Uzaklaştırması olmasına rağmen gelmiş olduğu için polise şikayet ettik ama yine serbest bırakıldı. Yine uzun zaman sesi çıkmadı ve bir cuma günü pazardan gelirken bir anda karşıma çıktı ve beni sokağın ortasında dövdü. Komşularım polisi çağırdı ve bu sefer tutuklandı.

Şimdi ise çocuklarımla hayatımızı bir şekilde sürdürmeye çalışıyoruz. Hayattan pek beklentim kalmadı ama oğlumu böyle biri olmaması için, kızımın ise böyle şeyler yaşamaması için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Belki her şeyi kısa kısa anlattım ama yaşarken o kadar uzun geliyordu ki. Şu an bile kötü oluyorum anlatırken. Çocuklarım da bu kadarını bilsinler, daha fazla üzülmesinler. Size de teşekkür ediyorum sesim olduğunuz için.

Bir Yorum Yazın