Bugünkü hikayemiz; aslında hepimizin tanıdığı güçlü, yenilmez bir kadının hikayesi. İsminin açıklanmasını istemiyor. Çocukları var. Bugüne gelebilmek için çok çok çalışmış. “Koşullandırılmış bir hayat yaşadım ama anka kuşu gibi küllerimden yeniden doğdum. Ellerimden alınmış hayatı ben yeniden yarattım” diyerek sözlerine başladı.

Nişanlandığımda 15 yaşındaydım. 17 yaşında anne ve babamın imzasıyla evlendirildim. O benden 4 yaş büyüktü. Çok varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Bir gün sokakta oynarken beni görmüşler. Çok beğenmişler. O akşam istemeye geldiler. Baban da “Yeter artık, evini bilsin” dedi. Her şey 15 gün içinde olmuştu. 1 Kasım’da sözlendim.9 ay boyunca okul forması giydim protesto etmek için. Eşim işten gelirdi, formamı çıkartırdı. Annem bana anarşist derdi. Bilmezdim ne demek olduğunu. Okumak istiyordum aslında. Babam göndermedi. Adana’da yaşıyorduk. Babam tiyatro sanatçısıydı. Cahil bir adam değildi. Gücüm yetmedi, evlendirildim. Annem hiç istememişti. “Benim kızım Cumhuriyet öğretmeni olacak” derdi hep. Evlendikten sonra eşimden tek bir şey istemiştim. Çocuk istemiyordum. Hayatı tanımak istiyordum. Ama ben bunu söylerken, hamileymişim. Çocuktan çocuk çıkarttım. 18 yaşındaydım. 3 çocuğumuz oldu.

Eşiniz nasıl biriydi?

Eşim harika bir insandı. Dünyanın en iyi insanıydı belki de. Duygularını söyleyemeyen, başkasına hayır diyemeyen biriydi. Görümcem beni hiç kabullenmemişti ve en sonunda bana iftira attılar. Komşum ile konuştuğum için beni suçladılar. Sanki onunla bir ilişkim varmış gibi gösterdiler ve bana hayatımın en büyük iftirasını attılar. Suçsuzdum. Ama eşim “Bunu kabullenemem” dedi ve ayrıldık. Kızımı görümcem kaçırmıştı. Oğullarım benim yanımdalardı. Mecburen baba evine dönmüştüm. Babam çok hastalandı. Babamın hastalığı yüzünden beni suçladılar. Ağabeylerim bana düşman olmuşlardı. Annem bile benim için “Bırak gebersin” demişti. Ölmek istiyordum. Her gün ağabeyimden dayak yiyordum. Başıma demirlere, yerlere vura vura döverdi beni. Küçük oğlumun arkasına saklanırdım dayak yememek için. Oğlum bugün bile bu travmayı üzerinden atamadı. Ağabeylerim her akşam babamı görmeye gelirlerdi. Ben ise her akşam dayak yerdim. Oğlumun okula gidişini bile görmedim ben, çünkü evden çıkmam yasaktı. Eğer biri dese ki “Kardeşinizi sokakta gördüm”, işte o akşam dayak başlardı. Sokağa çıkmam olaydı. Annem de aynı görüşteydi.

Nasıl dayandınız?

Dayanamadım. Kaçtım. Hem de çocuklarımı bırakıp kaçtım. Bunu nasıl yaptım bilemiyorum. Çocuğum sokakta oynuyordu ben kaçtığımda. Ama dayanamıyordum. Bir mektup bırakıp İstanbul’a geldim. Babamın avukat arkadaşını arayacaktım. Ona da ulaşamadım hafta sonu olduğu için. Beni bu halde gören genç bir kız bana yardım etti. Kocası subaydı. O akşam onların evinde kaldım, kapımı kilitleyip uyudum. Sabah avukat amcama gittim. Bana para verdi. “Hemen geri dönüyorsun ve bu mektubu babana veriyorsun. Korkma. Kimse sana bir şey yapamaz” dedi. Bu arada ağabeyim Adana’ya gittiğimi düşünmüş, o da hemen yola çıkmış. Eve geldiğimde o yoktu. Babama mektubu verdim. Parayı da verdim. “O sende kalsın, harçlık yaparsın” dedi. Ağabeyim eve geldiğinde babam aynen şöyle dedi: “Bir daha bu kızın saçının teline dokunursan, bana dokunmuş kadar günaha girersin.” Ben tabii çok merak etmiştim mektupta ne yazdığını ve yolda okumuştum. “Hayat kadınlarının yaşamı hep böyle başlar. Kızına sahip çık, yazık olmasın. Çalışmasına izin ver” yazıyordu. Bayağı uzun bir mektuptu. Ortaokulu bitirmiştim. Liseyi bile bitirmeme izin vermemişlerdi ama dışarıdan okudum. Ağabeyim 1 ay dokunması bana ama 1 ay sonra yeniden dayak başladı. Kurtulmanın bir yolunu bulamıyordum. Babam artık çok hastaydı. Bir gün bana “Kızım, insan gibi biri çıkarsa karşına evlen. Ben ölürsem bunlar seni perişan ederler” demişti. Tam da bu zamanlarda karşıma birisi çıktı. Çocuklarıma kitap almak için elma toplamaya tarlaya gidiyordum. Komşumun yeğeni beni görmüş. Aşık olmuş. “Dul o, 3 çocuğu var” demişler. “Olsun” demiş. Benden 3-4 yaş küçüktü. Annesi bana yalvardı, yavruma var diye. “Yapamam, bunlar beni öldürür” dedim. Yıllar sonra da o kişi karşıma çıktı biliyor musunuz? “Bir çocuğum oldu ve ona senin adını verdim” dedi.

Sonra, Halk Eğitim Merkezi’nde kursiyer olmuştum. Annem izin vermişti. Oğlumu alıp vapura bindim, evrak işleri için. Vapurda bir adam yanımıza geldi. Oğlum güverteye çıkmak istiyordu. “Gel beni seni çıkartayım” dedi. Bu arada oğlumdan adresimizi öğrenmiş. Tam 15 gün sonra eve mektup geldi. Benimle evlenmek istediğini yazmış. Bu arada kardeşim mektubu görmüş. “Kızın erkeklerle mektuplaşıyor” dedi. Babam mektubu görünce “Hemen gelsin, istesin” dedi. O bey elinde kestane şekeri ve çiçekle gelip beni istedi. Ama resmi olarak boşanmamıştım o sırada.

Sonrasında neler yaşadınız? Mutlu muydunuz?

Kızımı 5 senedir görmüyordum. Bir gün ansızın kızımın okuluna gittim. Öğretmenine “Ben E.’nin annesiyim” dedim. “Kızımı 5 yıldır görmüyorum. Siz göstermeyin, ben bulacağım” dedim. Bütün çocuklar “Kim, kim, kim?” diye bağırıyorlardı. Sınıfa girince bir çocuğa gözüm takıldı. Kafası tıraşlıydı. “Bir çocuğa bakıyorum ama onun da kafası tıraşlı, erkek çocuğu” dedim. Öğretmen, “Çocuklar. E.’nin annesi” dedi. Bunu demesiyle birlikte kızım başını masanın altına soktu. Yere çöktüm, başını kaldırdım. “Ben kimim yavrum?” dedim. “Benim annem öldü, siz kimsiniz?” dedi. “Sen benim çocuğumsun” dedim. 1 dakika sürmedi polisin gelmesi. Öğretmen haber verdi herhalde. Görümcem de gelmişti tabii. Bağırta bağırta kızımı aldılar benden. Ertesi gün okulun önünden geçiyordum. Kızın biri “Teyze, E.’yi mi arıyorsun?” dedi. Gitti kızımı çağırdı. Bulduğum ilk taksiye bindirdim kızımı. Teyzemlere götürdüm. Orayı bulamazlardı. Çocuğu bıraktım ve babamın evine geldim. Ayaklarım kanıyordu. O an fark ettim ki ayakkabı giymemişim. Polis geldi ve babamı aldı. “Bende çocuk kaçıracak hal var mı?” dedi. “Onlar zaten boşanmadılar henüz, kızım nasıl kendi çocuğunu kaçırmış olabilir ki?” dedi.

Boşandıktan sonra diğer kişiyle evlendiniz mi?

Evet evlendim. Bir şartım var, kızımı benden ayırmayacaksın dedim. Ama kızıma çok zulmetti. Oğlumu da dövmüştü. Kızımın kafasına tabakları kırıyordu. Kızım bu yüzden beni hala affetmiyor. Kağıt üzerinde bir evlilikti. Benden 17 yaş büyüktü. Evden kaçmak, ağabeylerimden kurtulmak için evlenmiştim. Halbuki beni daha zor bir hayat bekliyormuş. 1983’de evlendim. 14 yıl resmi olarak evli kaldık. Evlerimizi ayırmıştık ama babam “Yine ayrılırsan rezil olurum” dediği için boşanmamıştık. Kızım yurtdışına gitti. Orada okudu. Ben de artık kabuğumu kırmıştım. Küçük oğlumu aradım. “Benim evime geliyorsun. Gerekirse soğan ekmek yeriz, yine de yaşayıp gideriz” dedi. Boşanma davası açtım. Eşim boşanmak istemedi. Hakime “Beni boşamazsanız, buradan çıkıp eve gideceğim ve kendimi öldüreceğim” dedim. Boşandık. Beşiktaş’ta oturmaya başladık. Özgürlüğümün ilk günleriydi. İş de buldum. Çocuk bakacaktım. Çocuk yetiştirmenin çok saygın bir meslek olduğunu düşünüyordum. Dışarıdan liseyi de bitirdim bu arada. Ayrıca yarı zamanlı drama okudum. Televizyon ile tanıştım. Hepinizin bildiği bir dizide 40 bölüm oynadım. Artık ben, beni bulmuştum. Bir süre sonra tiyatroda oynayama başlayınca işi bıraktım. Çocuk bakmak çok güzel bir meslekti benim için ama tiyatro bambaşkaydı. Hiç pes etmedim. Ellerimden alınmış hayatı yeniden yarattım. Hayat bir armağandı benim için. 1 günü bile kıymetliydi. Yaşayarak öğrendim. Hayatın provası yok ki…

 

Bir Yorum Yazın