Bugünkü hikayemiz Büyükçekmece’den. Bütün yaşadıklarına rağmen, onu bırakmaya vicdanı elvermeyen Elif’in hayatına misafir olduk.

Aslen nerelisiniz?

Tekirdağ. Çok neşeli, keyifli bir ailede büyüdüm. Sitenizdeki bütün hikayeleri okudum. Çoğunun yaşadığı zorluklar çocukluklarından başlıyordu. Benim öyle olmadı. Babam kumaş satardı, esnaftı. Annem ev hanımıydı. Bana ve iki ağabeyime baktı, bizi büyüttü, iyi birer insan olmamız için çabaladı. Hala vicdanıma yenik düşerim çoğu zaman. Şu kalbim yüzünden bütün dünyanın yükünü taşırım omuzlarımda. Annem de babam da çok iyi insanlardı. Evimizden eğlence eksik olmazdı.

Eşinizle nasıl tanıştınız?

Lise son sınıftaydım. Onu bir sene önce de görmüştüm burada. Yazlık kiralıyorlardı. Kışım İstanbul’a gidiyorlardı. O da iyi bir ailenin çocuğuydu. Çok yakışıklıydı. Sürekli farklı kızlarla görüyordum. Bir gün kız arkadaşlarımla denize gittik. O da oradaydı. Uzaktan bana bakıyordu. Sonra hiç çekinmeden yanımıza oturdu. Utançtan kıpkırmızı olmuştum. Konuşmaya başladık. Ertesi gün yine geldi yanımıza. Böyle geçti günler. Dışarıda da buluşuyorduk akşamları. Gözüm ondan başkasını görmüyordu. Ailesine de benden bahsetmişti. Ben de anneme anlattım. Evlenmeye karar vermiştik. Ailesi bize İstanbul’da ev verdi. Oraya taşındık. Ailemden ayrılmak çok zor gelmişti. Babam eşimi sevmiyordu. Neden anlamamıştım. Ama bana ‘Emin misin?’ diye sorduğu anı unutmayacağım.

İstanbul’da sizi nasıl bir hayat bekliyordu?

Galiba herkes aynı yanıtı veriyor bu soruya. Başlarda her şey mükemmeldi. Zaman geçtikçe kıskançlıklar başladı. Çalışmamı hiç istememişti. Ben de hiç sorum etmemiştim bunu aslında. Evlendiğimde 20 yaşındaydım, ilk dayağımı yediğimde de 21. İstanbul’da bir arkadaş edinmiştim. Onunla sinemaya gitmiştik. Kıştı. Saat 18.30da evdeydim ama hava kararmıştı. O gün de işten erken gelmiş. Anahtarı soktum ama kapıyı büyük bir sinirler açtı ve karşımda onu gördüm. Saçlarımdan tuttu ve beni salondaki koltuğa fırlattı. “Bu saate kadar kimlerle sürtüyorsun?” dediğini duydum sadece. Gerisi anlatmak ve hatırlamak bile istemiyorum. Pişman olduğunu da sanmıyorum. Aradan kısa bir süre geçince hamile olduğumu öğrendim. Yaşadığım o travmaya rağmen çok mutlu olmuştum. Ona söylemek için eve gelmesini bekliyordum. Geldiğinde ikinci dayağımı yemiştim. İçki içmişti. Bebeğimizin olacağını söylediğimde gözüme yumruk yedim. Nedenini bugün bile bilmiyorum. Kendimi çok yalnız hissediyordum. Kocaman şehirde tek başımaydım. Tam umutsuzluğa kapılmışken babam benden ayrı olmak istemedi ve ailem İstanbul’a taşındı. Torunlarına da daha yakın olacaklarını düşünüyorlardı. Aslında öyle de oldu. Ailemle yaşıyorum şu an. Ama o da bizimle. Çünkü vicdanım onu bu halde bırakmaya elvermedi. Kavga etmiştik. Bebeğimiz dünyaya gelmişti. Sürekli ağlıyor diye kapıyı vurdu gitti. Babamları aradım. Kızım ateşlenmişti. Hastaneye gittik. O gece polisler kapımızı çalmışlar, biz evde yoktuk. Kocam içkiliymiş. Bariyerlere çarpmış. Araba paramparça olmuş. O günden sonra bir daha yürüyemedi. Yataktan hiç kalkamadı. Ben de onu terk edemedim. Şu an içeride, odada. Kızımız 4 yaşında. Ailem de burada. Hep birlikte büyütüyoruz kızımızı. Kocam için ne hissedeceğimi bilmiyorum. Acımakla nefret etmek arasında bir yerde kaldığımı hissediyorum. Kalbim onu çoktan terk etmiş olsa da vicdanım maalesef terk edemedi.

Bir Yorum Yazın