BİZ KİMİZ?

kınamadan, yargılamadan, acının güçsüzlük olduğu düşüncesinin ve yaratılan şiddet kültürünün ancak birlikte değişebileceğine inanan dört insan, dört kadın.

Büşra Kaplan

Her başlangıç bir sondur, her son bir başlangıçtır aslında;

19 Ocak 1996 yılında başlangıcım olan sona ilk adımımı attım. Çok şanslıyım ki hayatımın hiçbir döneminde yalnız kalmadım, en yakın arkadaşım dediğim abim hep yanımdaydı. 7 yaşıma kadar hayatın sadece bir pencereden ibaret olduğunu ve güneşin sadece o pencereyi aydınlattığını sanıyordum. Ki, ilkokul hayatıma başladım ve üzerinden on yedi yıl geçmiş olmasına rağmen hala unutamadığım öğretmenimi tanıdım. Aslında penceremin ne kadar büyük güneşinse gökyüzü kadar olduğunu ve güneşin o pencereyi de sonsuz aydınlattığını öğretti bana.

Daha sonra, 13 yaşımda okuduğum “Mor Menekşeler” kitabının bende bıraktığı etkisini bugünümde gönüllü olarak çalıştığım bu konu üzerine ve bununda hayatta bir tesadüf olduğunu şu an anladım. Kitapta yazar, bir kızın babasından gördüğü şiddetin acı tasvirini mükemmel bir dille anlatmıştı.

Asıl hayata liseden sonra başladım aslında, liseyi Bağcılar’da bir kız meslek lisesinde okudum.  Babamın benim için ne kadar uğraş verdiğini anneminse beni ne kadar düşündüğünü o yıllarda anladım. Babam hep arkamızdaki en güçlü duvar oldu, annemse bizim hep en güçlü duygu bağımızdı. Ailenin vazgeçilmez olduğunu anladım işin kısası, eminim ki ileride bu hisler çok daha artacak ve daha kıymetli olacak.

Bunların ardından 2016 yılında Üsküdar Üniversitesi’ne başladım, bize hayatın o güneşli kısmın gerisinde kalan gölgeli yerleri görmemizi sağlayan güzel insanla tanıştıktan sonra, hayatımızın eksik kalan parçaların dolduğunu hissetmeye başladım o yıllarda da. Hayatımda var olan herkesin benim bir parçam olduğunu ve bana bir şey katmak için hayatıma girdiğini ve ne kadar değerli olduklarını anladım.

Hikâyemin ortasında bahsettiğim güneşin şimdi başkalarının hayatına dokunup, aydınlatması dileğiyle.

Ece Özipek

Kanımdaki demir, kemiklerimdeki kalsiyum, beynimdeki karbon, milyarlarca yıl önce, binlerce ışık yılı uzaklıktaki dev yıldızlarda üretildi. Bu yazdığımı okuyan göz gibi, ben de bir yıldız çocuğuyum, böyle betimliyor Carl Sagan. Benim yıldızımın tozları da yirmi sekiz ekim bin dokuz yüz doksan dört yılında bir araya gelerek var etmiş beni, Ece olmamı sağlamış. Doğumumdan üç yıl sonra da erkek kardeşimin tozları bir araya gelmiş, o parıldatmış varlığıyla ailemizi. Sonrasında her birimizinki gibi, aynı akış. İlkokul, ortaokul ve lise yılları. On sekizime dek Bakırköy’de büyüdüm, ilk üç yıl Bakırköy Lisesi’nde okuduktan sonra son sınıfta Çengelköy’e taşınmamızdan ötürü Çengelköy Lisesi’nde tamamladım o yılı. Annemin ben dokuz yaşımdayken elimden tutup beni evimizin yakınlarındaki bir tiyatro kursuna götürmesi, hayatıma yeni bir pencere açılmasını sağladı. Aradan yıllar geçtikten sonra o pencerenin camını en kararlı şekilde lise son sınıfa geldiğimde konservatuvara hazırlanmak için tekrar araladım. Pencereyi aralayışım ile iki buçuk yıl Nazım Hikmet Tiyatro Akademisi Tiyatro Bölümü öğrencisi oldum. Ardından o yılki üniversite sınavı sonucu ile Üsküdar Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü’nü tam burslu olarak kazandım. Şimdi üçüncü sınıf öğrencisi olarak bu projenin bir parçası iken, benim için neden bu denli önemli olduğunu düşünüyor, soruyorum kendime. Ahmet Arif’in Anadolu şiirinde “öyle yıkma kendini, öyle mahzun, öyle garip… Nerede olursan ol, içerde, dışarıda, derste, sırada, yürü üstüne celladın, fırsatçının, fesadın, hayının… Dayan kitap ile dayan iş ile. Tırnak ile, diş ile, umut ile, sevda ile, düş ile, dayan rüsva etme beni… Bir umudum sende, anlıyor musun?” diyor. O kadar güzel anlatmış ki. Çünkü haksızlığa uğrayanın bir başına kalmışlığı, hep en dayanılmaz, hep en korkunç.

Şiddetin dört bir yana dağılmışlığı karşısında susmak yerine, biraz toplumun sesi olabilmek, biraz da kendimi nerede iyi hissediyorum sorusunun cevabı olduğu için, sanat, sahnede olmak hep en heyecan verici şey oldu benim için. Tiyatrodan sonra koro müziği ile tanıştım ve okul dışındaki süreçte son iki yılımı çok sesli müzikle geçirdim. Yıllar sonra anı defterimi açtığımda tüm bu bahsettiklerim ve “Güneşe Dokunan Kadınlar” projesi ile ilgili yazdıklarımı okuduğum zaman kocaman ve içten bir ‘iyi ki’ diyeceğimi biliyorum. Dilerim sizin de iyi kileriniz çok olsun.

Serenay Özkan

“Anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, heyecan dolu çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını, tüm o hayat zırvalıklarını filan da bilmek istersiniz, ama ben pek anlatmak istemiyorum. Her şeyden önce, ben bu zımbırtılardan sıkılıyorum. Sonra, onlarla ilgili en ufak bir söz etsem, bizimkilere inmeler iner.” diye başlıyor Çavdar Tarlasında Çocuklar adlı kitapta. Benim hikayem de tıpkı bunun benzeri. 97 yılının iki nisanında Zonguldak’ta dünyaya geldim. Liseyi Fener Anadolu Lisesi’nde tamamladım ardından Üsküdar Üniversitesini tam burslu olarak kazandım ve şu an 3.sınıf Halkla İlişkiler öğrencisiyim. Çocukluğumda hayatıma giren satranç oyunun ve lisede tanıştığım felsefenin bana ‘’Yolda olma’’ düşünüşünü kazandırdığını es geçemeyeceğim ve tabi ki Zonguldak’tan İstanbul’a gelişim… Küçük bir ilçede yaşıyorken büyük bir şehre gelmek. Tek başıma yoldaydım ve bu yol beni nereye götürecek bilmiyordum. Geçmişten yeterince uzaklaşamamış geleceğe ise henüz varamamışçasına yoldaydım. Bir nevi arafta olma haliydi yolda olmak… Nereye gittiğimin bir önemi yoktu öylece gidiyordum gittikçe olgunlaşıyordum filizleniyordum. Her yeni yol bana yeni arkadaşlıklar, dostluklar, iyilik ve kötülükleri öğretiyordu bu yüzden yolda olmayı çok seviyorum. Bana soracak olursanız yolda olmak ne bir kelimeye ne bir dizeye bir şiire ne de bir çok cümleye sığamayacak  kadar uzun ve ağrılı. Yolda olmak Hopper’ın resimleridir. Baudelaire’in kavafis’idir. Göksel Baktagir’in arkadan gelen kanun sesidir. Çölde çaydır, istasyonda kitap okuyan kadındır, tren yolculuğunda vagondan sarkacak kadar heyecan doludur yolda olmak. Yolda olmak güneşe dokunmaktır. Bu süreçte birçok kadın tanıdım güneşe dokunan hepsinin ayrı ayrı yolda olma hikayelerini dinledim. Şiddetin yadsınamaz gerçeklerini öğrendim onlardan. Benim yolda olma hikayemde belki şiddet yok ama çoğu kadının yolunda vardı. Bu yüzdendir bu projeye olan ilgim ve isteğim. Benim hayatım yolda olma üzerine boş verin nerede ne okuduğumu kaç yaşında olduğumu. Beni tanımak kim olduğumu bilmek istiyorsanız yolda olma düşünüşünde olduğumu bilin kafi…