“Ben lafı uzatmayı hiç sevmem” diyerek sözlerine başladı. Geçirdiği rahatsızlıklardan dolayı kimseye güvenemediğini, büyük acılarla döşenmiş bir yoldan yürüdüğünü ve hayatın ona sunduklarını artık birer hediye olarak kabul ettiğini söyledi.

1961 yılında Mardin’de doğdum. Anam, babam ve 7 kardeşimle birlikte sadece 2 odası olan, derme çatma bir evde oturuyorduk. Mutlu muydum? Hayır, çünkü korkuyordum. Babamdan ödüm patlıyordu. Halbuki babamı sevmem gerekmez miydi? Oysa ben babamı sadece beni döverken hatırlıyorum. Neyse. İlkokulu okudum, okumam yazmam var çok şükür. 15 yaşıma geldiğimde, yani lise yaşım geldiğinde babam evleneceğimi söyledi. Artık bana bakamazmış. Evde çok boğaz varmış. Kiminle evleneceğimi bilmiyordum. Bir gün beni istemeye geldiler. Beni evlendirecekleri adam benden 20-25 yaş büyüktü. Ben çocuktum, o kocaman bir adam. Evlendik. İki çocuğumuz oldu. Arada geçen yılları anlatmak, yeniden yaşamak istemiyorum aslında. Sadece şunu bilin ki, ruhum çok yara aldı. Ben kitap okumaya, sanata meraklı bir çocuktum. Okuldan eve kitap götürürdüm, her akşam uyuyakalana kadar okurdum. Evlendim, köreldim. 16 yaşında anne oldum. Çocuğu nasıl doğuracağımı bile bilmiyordum. Bu çocuk benim neremden çıkacak diyordum. Çocukken anne olmuştum. Bebek nasıl bakılır bilmiyordum. Bir yandan kocam yemek bekliyordu, bir yandan bebek ağlıyordu. Diğer yandan ise benim içimdeki çocuk ağlıyordu. Dayak yiyordum, hakaret işitiyordum. Hayattaki tek tutunduğum dal 2 çocuğumda. Biri kız, diğer erkek. Ben kızımı okutacaktım. Evlendirmeyecektim. Bizim buralarda o kadar zordu ki törelere karşı çıkmak ama ben başaracaktım. Nasıl olacaktı bilmiyordum ama ben başaracaktım.

Hayat sonrasında size neler getirdi?

Çocuklar büyümeye başladıklarında kocam da İstanbul’a gidip gelmeye başlamıştı. Duyduğuma göre orada mülk satın almış. Aldığı binayı da bir bankaya kiraya vermiş. Kendine bir de çay ocağı açmış. Çok seyrek geliyordu köye. Aslında ben bundan memnundum ama başımıza ağabeyini, annesini ve babasını koymuştu. Daha doğrusu biz onların evine gitmiştik. O evde çok çalışıyordum. O kadar insanın çamaşırlarını ellerimle yıkıyordum. Ama olsun, o yoktu ya. Memnundum halimden. Bir gün haber göndertmiş. Bizi de yanına aldıracakmış. Aldı da. Çocuklarım için belki iyi olur diye düşünmüştüm. Daha iyi okullarda okuyacaklardı. Bizim köy okullarında şartlar çok zordur. Öğretmenler soba yakacak odun bile bulamazlar. Çocuklar terliklerle giderler okullarına. Çok zordur buralarda var olmak, yaşamak, hayata tutunmak. İstanbul kocaman bir şehirdi. Kocam bizi bir eve tıktı. Evden dışarı bile çıkmam yasaktı. Yeni yeni gezdim İstanbul’u ben. Kocam eve gelmiyordu. Ara sıra bir arkadaşı ile para gönderiyordu.

Ne yaptığından haberiniz var mıydı?

Evet öğrenmiştim. Bir kadınla birlikte yaşıyormuş. Olsun yaşasın. Benden uzak olsun da. Gerisi hiç fark etmez. Oğlum okula giderken görmüştü seneler önce. Oradan biliyoruz. E zaten eve de hiç gelmiyor, anlamıştım.

Çocuklarınız şimdi ne yapıyorlar?

Her ikisi de okudular. Oğlum hukuk fakültesi mezunu. Avukat oldu. Onun sayesinden kocamdan boşandım. Kızım da burs aldı. Özel bir üniversitede reklamcılık okudu. Çok iyi bir şirkette çalışıyor. Her ikisi de kendilerini kurtardılar. Benim zor bir hayatım oldu. Çocukluğumu yaşayamadım ama evlatlarım bana o kadar iyi bakıyorlar ki, her şeyi unutturdular. O yüzden annelere ve babalara sesleniyorum. Çocuklarınızı okutun. Evlendirmeyin. Bırakın eğitim alsınlar. Bırakın ayakları üzerinde dursunlar. Kızlarınızı bir erkeğe muhtaç etmeyin.

Bir Yorum Yazın