Yönetmen Bingöl Elmas: “Aslında hepimiz çocuk gelinlerin çocuklarıyız” dediğinde, bu kadar haklı olabileceğini düşünmemiştik ta ki arkadaşlarımızdan birisi “Babaannem sizinle görüşmek istiyor” diyene kadar. Bizi evlerine davet ettiler. 82 yaşında, müthiş bir kadın karşıladı bizi. Hikayesini dinlerken duygulanmamak mümkün değildi.

Öncelikle sizin gibi güçlü bir kadınla tanıştığımız için çok mutluyuz. Biz hayatınızdan bahseder misiniz? Nerede doğdunuz?

Ben İstanbul’da Polonezköy’de dünyaya geldim. Ailem göçmendi. 3 kız kardeştik. Çok başarılı bir öğrenciydim. İlkokulu bitirdikten sonra babam okumama izin vermedi. “Benim kızım dizimin dibinde olacak, İstanbul’a gönderemem onu” dedi. Öğretmenim ve okul müdürü eve gelmişlerdi, perdenin arkasından dinliyordum onları. Nasıl üzüldüğümü anlatamam.

Hayat nasıl geçiyordu köyde?

Mutlu çocuklardık aslında. Annem ve babam bana hep iyi davranıyorlardı. Ailemden yana bir problemim yoktu. Köyde herkes tanırdı birbirini. Oyunlar oynardık. O zamanlar şimdiki gibi aileler korkmazlardı çocuklarını sokağa bıraktıklarında. Hep bahçede, tarladaydık. Yediklerimiz de doğaldı. Tarladan domatesleri koparırdık, eteklerimize silip yerdik. Güzel beslendik, doğal beslendik. İşte o yüzden bu yaşımda karşınızda sağlıklı olarak konuşabiliyorum.  1 tane sağlık ocağımız vardı. O sağlık ocağında da mahallemizin doktoru. Yeni mezun olmuş, bizim köye atanmıştı. Ben 15 yaşındaydım ve ilk gördüğüm an ona aşık olmuştum. O da bana bakıyordu, fark ediyordum. 1-2 kere de konuşmuştuk. Bir gün bizim eve geldi. Nasıl heyecanlandığımı anlatamam. Yine perdenin arkasından dinlemeye başladım. Beni istedi babamdan. Babamın sözleri neredeyse 70 yıl sonra hala aklımda: “Benim kızım sözlü, başkasıyla evlenecek”. Sözlümün kim olduğunu bile bilmiyordum. Ertesi gün öğrendim ki sözlüm, bizim mahalledeki Celal Amca’nın oğlu şoför Mustafa’ymış. Ailelerimiz bizi evlendirmeye karar vermişler, bizim haberimiz yokken. Ağzımdan çıkan tek söz “O benim abim” oldu. 16 yaşındaydım evlendiğimde. Ne kadar ağladığımı anlatamam. Doktor Ender ise tayinini istedi ve köyden ayrıldı.

Evlendikten sonra nasıl bir hayat bekliyordu sizi?

Çok zor bir hayat. Kocamı hiç sevmedim. Herhalde o da beni sevmiyordu. Düşünsenize, sevmediğiniz bir adamla koca bir hayat geçiriyorsunuz. İyi insandı ama asla iyi bir eş değildi. Ben bir kere bile sevgi görmedim Mustafa’dan. Bir kere bile saçımı okşamadı. Her gün psikolojik şiddetle yaşadım. Her gün. Evlendiğimiz günün gecesinde bile bana en büyük hakareti etti, şu an burada söylemek istemiyorum. Zaten daha o gece bütün hayatım bitmişti. Sonrasında da hiçbir şey değişmedi. 3 çocuğumuz oldu. 2 erkek, 1 kız. Ben çocuklarımla ilgilendim. O ise gezdi, eğlendi, başka kadınlarla birlikte oldu. Hepsini biliyordum ama sesimi çıkartamıyordum. Kolaysa çıkart. Mideden bağlısın bir kere. Nereye gideceğim 3 çocukla? Babam ne der? Komşular ne der? O yıllarda daha da zordu her şey. Sustum ve yılların geçmesini bekledim. Hep hor görüldüm, hep hakaret işittim. 60 metrekarelik bir evimiz var. O 60 metrekarelik evin, belki de sadece 6-7 metrekarelik mutfağında geçti ömrüm. Beyim yemek yemeyi severdi. Her akşam farklı yemek isterdi. Aslında anlatacak o kadar çok şey var ki. Şiddet illa vurup dövmekle mi oluyor? Hayır. Ben ömrümün 60 senesini psikolojik şiddet altında geçirdim. O yüzden de sessiz, sakin, her şeye ve herkese boyun eğen, sürekli ezilen, kendi istekleri olmayan, hiçbir şey istemeye hakkı olmayan, sadece kocası isterse güneşi görebilen bir kadın oldum. Hani güneşe dokunan kadınlar diyorsunuz ya, ben o güneşi ne zaman gördüm biliyor musunuz? 20 yıl sonra Enderle karşılaştığımda. Rahatsızdım. Çapa’ya gitmiştim. Koridordan bana doğru yürüdüğünü fark ettim. Kalbim yerinden fırladı. Sanki ağzımdan çıkacaktı. Sarıldık. Belki 2 dakika hiç konuşmadan sarıldık. “Seni bırakmam” dedi. En yakın çay bahçesine gittik. Oturduk, konuştuk. 20 yıllık konuştuk. O da evlenmiş. 2 oğlu varmış. 3 sene önce ayrılmış eşinden. Çay bahçesinin hemen yanında bir fotoğrafçı vardı. “Lütfen” dedi. “Bir fotoğraf çektirelim ki ölene kadar kalbimin üzerinde taşıyayım seni”. Ben korkumdan isteyemedim o fotoğrafı ama kalbime yazdım, ezberime aldım. Şu an bile gözümün önünde. Bu ilk ve son görüşmemizden 5 sene sonra öldüğünü öğrendim. Trafik kazası.

Eşiniz nasıl biriydi?

Çok çalışkandı ama aynı zamanda keyfine çok düşkündü. Beni sürekli aşağılardı. Ona sormadan hiçbir şey yapamazdım. Kabaydı. Sürekli hakaretlerini dinlerdim. Yemek azıcık soğuk olsun, işitmediğim hakaret kalmazdı. Bütün ev işlerini yapıyordum. Aynı zamanda 3 çocuğa bakıyordum. Yaşları yakındı, çok zorlanıyordum. Mustafa çalıştığı için bakkal alışverişi de bana aitti. Çocukları öğlen uykusuna yatırırdım. Koşa koşa bakkala giderdim onlar uyurken. Sobalıydı evimiz. Sabah 5 dedin mi ayaktaydım, sobayı yakardım ki çocuklar uyandıklarında ev sıcak olsun. O küçücük evde, tek başıma 3 çocuk büyüttüm. Mutsuz bir ailede büyüdüler. Hep kavga, gürültü. Evden ilk kez ayrıldığımda ablamın yanına gittim. Dayanamadım artık hakaretlere. Ama parasız nereye kadar? Birkaç gün sonra gelip aldı bizi. Çocuklarım da evdeki bu huzursuzluktan kaçmak için erken yaşta evlendiler. Bir kere kocam tam bana tokat atmak üzereyken oğlum tuttu babasının elini. Ama yıllar sonra ilk tokadımı 65 yaşındayken yedim. Oğlum torunumu bırakmıştı. Kar yağıyordu. Çocuk sokağa çıkmak istiyordu. “Çık oğlum” dedim. “Sen nasıl bana sormadan çocuğu sokağa gönderirsin?” diye tokat attı bana. 65 yaşındaydım. Sadece ağladım. Eşimi kaybettiğimde 70 yaşındaydım. Hastalandı. Çok iyi baktım ona, bebekler gibi.  Başka türlüsüne vicdanım elvermezdi zaten.

Şimdi neler yapıyorsunuz?

Kızım ile birlikte yaşıyorum. 70 yaşından sonra gün yüzü gördüm. Arada oğullarıma da gidiyorum. Gelinlerimi çok seviyorum. Beni gezdiriyorlar, yemeklere götürüyorlar, parklara gidiyoruz, temiz hava alıyoruz. Damadım gözümün içine bakıyor. İyi ki evlatlarım olmuş. Onlar olmasa hayatımın hiçbir anlamı yokmuş. 54 sene geçirdim kocamla. Bir tek gün bile gülmedim. Bir tek gün bile sevgi görmedim. Benim siz gençlere tek bir öğüdüm var. Okuyun, okuyun, okuyun. Çalışın, kendi paranızı kazanın. Altın bir bileziğiniz olsun hayatta. Kimseye muhtaç olmayın. Eğer siz güçlü olursanız, kimse sizi ezemez, küçük göremez. Eğer siz okursanız, bilinçli olursanız, kimse sizi sevmediğiniz biriyle evlendiremez. O yüzden okuyun.

One comment

Bir Yorum Yazın

  1. Bilgileriniz ve röportajlarınız ile kadınlara umut oluyorsunuz 🙏

%d blogcu bunu beğendi: