Bize kendinizden bahseder misiniz?

Ben K.A. 39 yaşındayım. Kütahya doğumluyum. 3 çocuklu bir ailenin ilk kız çocuğuyum. Hayatta her şey için çok çabalayan, istediğini eninde sonunda elde edenlerdenim ben. Annem ve babam benim için hep en iyisini yapmaya çalıştılar, çok çabaladılar. Küçüklüğümden beri beni hep iyi yerlere getirmeye çalıştılar. Öyle de olmuştu. Okudum, çok çalıştım ve matematik öğretmeni oldum. Ailem, karakterimin oluşumunda çok büyük paya sahiptir.

Sizi destekleyen bir ailede büyümüşsünüz? Sonrasında hayatınız size neler getirdi?

Üniversite hayatım boyunca hep özgür yaşadım. Başka şehirde ailemden uzak bir hayatım oldu. Ankara’da Başkent Üniversitesi’nde okudum. Asıl hayata orada başladım diyebilirim. Üçüncü sınıfa gidiyordum. Tam o yılın yaz tatilinde tanıştım onunla. O benim bir üst sınıfımdı, sevgili olduk. İnanılmaz güzel giden bir ilişkimiz vardı. Bir yıl çok mutlu, sorunsuz ilerledik. Son yıl beraber aynı evde kaldık. Sonrasında okullarımız bitti ve beraber İstanbul’a döndük. Kendimi çok güzel hayallere kaptırmıştım. Aynı evi paylaştığımız için ileride anlaşamayacağımızı hiç düşünmüyordum. Sonra ailelerimiz tanıştı, nişanlandık. Süreç bir anda hızlandı ve biz evlendik. Ben öğretmenlik yapıyordum, o kurumsal bir firmada mühendisti. Evliliğimizin ilk yılı sorunsuz geçmişti. Şu an bu soruyu bana sorsanız aynı cevabı vermezdim. Kesinlikle sorunsuz değilmiş ama o zamanlar ben bunu görememişim. Ufak tefek tartışmalar her ilişkide var diye geçiştirmişim. Bunlar arasında aşırı yüksek sesle bağırmalar olsa bile ben fark edememişim. Zamanla arttı bu bağrışmalar. Ben sesimi yükseltiyorum, o bağırıyor. Ben üsteliyorum, o daha da bağırarak beni bastırmaya çalışıyor. Böyle böyle iki yıl geçti. Bir akşam yemek yerken tartışmaya başladık. Önündeki tabağı duvara fırlattı. Bir an kalakaldım, bana vurma ihtimalini düşündüm. Sadece susup izledim. Kalktı gitti sofradan. Yalnız başıma iki saate yakın oturdum masada. Evden çıkıp gitti. Gece yarısı geldi. Aslında tartışmamız bu kadar alevlenebilecek bir şey değildi. Zaman geçtikçe öfkesini kontrol edemeyen biri haline geldiğinin farkındaydım. O konu öyle böyle kapandı. Birkaç günlük küslüğün ardından her zamanki gibi bir şey olmamışçasına devam ettik evliliğimize ama tartışmalarımızın sonu kesilmiyordu. Neden anlaşamazken hala evliyiz diye sorgulamadım hiç. Şu anki aklım olsa belki beş dakika daha durmazdım. Ne ona ne kendime eziyet etmezdim. İlişkimiz artık karı koca ilişkisinden, rekabet ilişkisine dönmüştü sanki. “Sen öylesin, sen böylesin”. Argo kelimelerin haddi hesabı yoktu. Gün geçtikçe de daha ağır kelimeler kullanmaya başladı. Bir gün yine kavga ederken içimde hissettiğim büyük bir sinirle “Sen adam mısın?” dedim. İşte o an suratıma sağlam bir tokat yedim. O akşamı hiç unutmam. Onun üzerine yalnız kalıp günlerce düşündüm. Çok uzun süre birbirimizle konuşmadık. Ben annemlere gidip kaldım birkaç hafta. Yine bir akşam gelip aldı beni, yemeğe götürdü. Kendini affettirmek için elinden geleni yaptı. Yuvam dağılmasın diye düşünüp eve döndüm. Zaten annemlerde kaldığım süre içerisinde yakınlarım sürekli “Ayırılıyor musun? Neden bu kadar uzun kaldın?” gibi sorular sormaya başlamışlardı. Haliyle ben de kendimi çok kötü hissediyordum. Bir nevi mahalle baskısı. Uzun zaman boyunca herhangi bir tartışma olmadı aramızda. İlerleyen zamanlarda hamile kaldım ve bir oğlum oldu. Oğlum 4-5 yaşlarındaydı. Kocam eve gelmemeye başladı. İki akşamda bir evde yoktu. “Neredesin? Niye gelmiyorsun eve?” diye aradığımda beni tersliyordu. Hayatımda yaşadığım en kötü sahnede oğlum da yanımdaydı. Ne yazık ki o da şahit oldu. Bir gün oğlumla dışarı çıkmıştık, ne oldu tam anımsayamıyorum ama eve dönmek zorunda kaldık. Eve gittiğimde onu biriyle gördüm. Hem de kendi evimizde, benim yatak odamda. Benim o gün hissettiklerimi umarım kimse hayatında yaşamaz, hissetmez. Neyse, bizi gördü, kadını yolladı evden. Ben çıldırmış gibi bağırıyordum, oğlum ise sadece ağlıyordu. Ben her yeri sinirle dağıttım. Suçunu bastırmak için beni dövdü. Önce yine bir tokat attı. Ben o gecenin yükünün ağırlığında ezilmişken, o tokat üzerine yere yığıldım. Sonrasında bir de dayak yedim. Beni, oğlumun yanında öylece yerde bıraktı ve çekti gitti evden. Ertesi gün oğlumla annemlere gittim, bir daha dönmemek üzere. Boşandık. Bunu kendime ben yaptım, o bana yapmadı. Buna ben izin verdim. O bana ilk tokat attığında bir daha dönüşü olmayacaktı. O dayağı yemeye ben fırsat verdim. Bir evlat sahibiyim. Belki tek güzel yanı budur ama ben kendime hayatı o sürede zindan ettim. Her erkek ilişkisinde ufak da olsa şiddet eğiliminin ipuçlarını veriyor. Benim kadınlara tek tavsiyem ikinci şansı kimseye vermemeleri. Kendinize verin o şansı, sizden değerli kimse yok.

Bir Yorum Yazın