Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Ben E.E. 1982 yılında İstanbul’da doğdum. Aslen Sinoplu’yum. Bir oğlum var. Bakırköy’de oturuyorum. Evlendiğimden beri aynı mahallede ikamet etmekteyim. Buraya çok alıştım. Komşularım ailem gibi oldu, onları çok seviyorum. Oğlum var. Benim canım arkadaşım o, her şeyim. Onsuz bir hayat düşünemiyorum. 4 yaşında şimdi. Hayatımın tek olumsuz olmayan tarafı o.

Eşinizle nasıl tanıştınız?

1990 yılında kurumsal bir mağazada mağaza müdür yardımcısıydım. Eşim de o mağazanın genel müdürlüğünde muhasebeciydi. Toplantılar ve eğitimler için sık sık merkez ofisimize gidiyordum. O sırada tanıştık biz onunla. O kadar aşık olmuştum ki sanki peri masalındaydım. Tanıştık, sevgili olduk ve bir yıl içinde evlendik. Ona gözüm gibi bakıyordum. Evliliğimizin ilk üç yılı inanılmaz güzeldi. Ta ki o işten ayrılana kadar. İşten çıktı ve evde kalmaya başladı. İş aramıyordu. Evde olmak onu çok mutlu ediyordu. Ben işe gidiyordum, o evde kalıyordu. İnsanların “Ay erkek adam evde mi oturur?”, “Sizde de roller ne değişik”, “Evin reisi sen misin?” gibi şakayla karışık söylemlerine mi, yoksa sadece benim gelirimle idare edemememize mi ya da onun evde hiçbir şey yapmadan tüm gün boş boş oturmasına mı, hangi birisine üzüleyim bilemiyordum. Onunla konuşmaya çalıştıkça çıkılmaz bir hal alıyordu durumumuz. Bir akşam yemek yerken “İşe girmeyi düşünmüyor musun? Sadece benim paramla bu evi idare edemeyiz” demem üzerine “Sen kimsin? Ne hakla bana benim param dersin?” diye bağırmaya başladı ve en son önündeki tabağı yere fırlatmasıyla büyük bir hengame yaşandı. Birkaç gün konuşmadık. Konuşmadıkça uzaklaştık. Ardından eve gelmemeye başladı. Böyle 1 ay gibi süren bir uzaklığın ardından bir akşam geldi ve özür diledi benden. Oturduk, konuştuk. İşe gireceğini, tekrar bir şeyleri yoluna sokmaya çalışacağını söyledi. Ben onu o kadar çok seviyordum ki, ne yaparsa yapsın asla onu bırakamayacakmışım gibi hissediyordum.  Yine iki üç hafta geçti. Hala iş aramıyordu. Bizim bu arada yine birbirimize tahammülsüzlüğümüz vardı. Fakat ben ne kadar haklı olsam da ona kızdığım zaman aşırı üzülür ve özür dilerdim. Bu arada oğluma hamile olduğumu öğrendim. Öğrendiğim günün gecesi eşim eve gelince bu güzel haberi verdiğimde aramızdaki her şey düzelir diye tahmin etmiştim. Ama düşündüğüm gibi olmadı. Bağırmaya başladı. Ben böylesi güzel habere neden sinirlendiğine anlam veremedim. Tartışma büyüdükçe büyüdü. “Bu çocuk dünyaya gelmeyecek. Ben kendime bakamıyorum, bir de buna mı bakacağım?” dedi. “Ben de kendi paramla çocuğuma bakarım” dedim. Sonrasında yediğim tokatı unutmayacağım. Kolumdan tutup duvara fırlattı beni, gerisini zar zor anımsıyorum. Evden kaçtım ve komşuma sığındım. Beni hastaneye götürdüler. Dudağıma iki dikiş atılmıştı. Ardından anneme geçtim. Orada kaldım bir süre ve boşanma sürecini başlattım. Resmi olarak ayrıldık. Çocuğum şu an dört buçuk yaşında ve annemlerle yaşıyoruz. Babası hala onu istemiyor, hala kabul etmiyor ama onun ailesi sık sık ziyarete geliyorlar. Oğlumu çok seviyorum.

 

Bir Yorum Yazın