Bugün kadın hakları için yıllardır savaş veren bir avukatla görüşmeye gittik. Avukat Canan Arın Mor Çatı’nın kurucularından. Bizi evinde ağırladı. Saatin nasıl geçtiğini anlamadık. Çok keyifli bir sohbetti. Çocuk gelinlerden, Mor Çatı’dan, kadın cinayetlerinden konuştuk. O anlattıkça biz öğrendik, o anlattıkça azmine ve kararlılığına hayran kaldık. İyi ki dedik. İyi ki bizim haklarımız için savaşan kadınlar var.

Mor çatıyı kurmaya nasıl karar verdiniz?

1980 yılıydı. Türkiye’de sıkıyönetim vardı. Şirin hanım telefon etti. “Bir toplantı yapacağız” dedi. İlgimi çekeceğini düşündüm. Bu arada ben kadın erkek eşitliği illüzyonu ile büyüdüm. Sonradan öğrendim eşitsizliğinin nereden geldiğini. Böylece biz kadın toplantılarına başladık. Sonra kanunların eşitsizlik yaratığını gördüm. Ortak bir alan, ortak bir zemin bulmak gerekiyordu. Tüm kadınların birleşebileceği bir şey vardı. O da kadına yönelik erkek şiddetiydi. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de feminist kadınlar için bir algı yaratılmıştı. “Eğer feminist ise evde kalmıştır, çirkindir”. Bu laflar çok yaydındı. Kadına yönelik erkek şiddetinin de maddi durumu iyi olmayan ya da okuma yazması olmayanlar erkekler tarafından uygulandığı fikri yaygındı tüm dünyada. Sonra bunun üzerine bir kampanya başlattık. Bize, uğradığınız şiddeti yazın diye. Mektuplar gelmeye başladı. Mesela tıp doktoru olan bir adamın karısına uyguladığı şiddet. Biz biliyorduk eğitim durumunun şiddetin önüne geçmediğini. Bu nedenle o mektupların toplandığı bir kitap yayınladık. Sonra başka bir kitap daha yayınladık. “Bağır, herkes duysun” diye. Çünkü şiddete maruz kalan kadınlar çok utanıyorlar ve hiç ses çıkartmıyorlar. Mesela bir müvekkilim vardı. Kadının ağzı burnu dağılmış. Kan revan içinde. Kapı çalındığı zaman perdeyi aralayıp bakıyormuş ufacık yerden. Eğer kapıyı açmak zorunda olduğu biriyse, “Merdivenden düştüm, yuvarlandım, kapıya çarptım” gibi bahaneler buluyormuş. Genel tavırları buydu kadınların. Sığınak işi ise ilk defa 1970lerde Londra’da ve Kanada’da ortaya çıkmıştı. Londra’daki kadınlar toplanmışlar. Hepsinin bir yerleri mor, dövülmüş şekildeler. Kimse konuşamıyor ama bir gün bir tanesi fiziksel şiddete maruz kaldığını söylüyor. Bunun üzerine herkes dökülüyor. Bu kadınlar korunmak için bir evde toplanmaya, sığınacakları bir yer bulmaya karar veriyorlar ve kadın sığınakları ilk defa böyle çıkıyor ortaya. Kanada’da da böyle. 1988’de ben İsveç’e gittim davetli olarak. Şirin ya Almanya ya da Viyana’ya gitti. Stella da geldi. Kadın sığınaklarını incelemeye gittik. Stokholm’de sığınakları gezdik. Bir bekçi kulübesi var. Arkada da kadınlar için ufak daireler var. Ortak alan var ortada. Oralarda da dokumacılık, halıcılık, bir takım kurslar düzenleniyor. Her bir dairede içinde kalan kadının adı yazıyor. Bir tanesinde Ayşe vardı. Bu binaların elektrik, su vs. paraları belediye tarafından ödeniyordu. Orada kalanlardan para almıyordu devlet. Adresler gizli, kimse giremiyor, kadınlar istedikleri zaman çıkabiliyorlar, iş arayabiliyorlar. Türkiye’den giden kadın çocuğuyla kalıyordu ranzada. O sırada İsveç’in nüfusu 8 milyondu. Kadının hangi sığınakta kaldığı erkek tarafından tespit edilmişse, gece yarısı kadın alınıyor, başka bir sığınağa götürülüyordu. Bu deneyimleri kazandık, döndük ve eşit paralar koyup 14 kişi Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nı kurduk. Uzun süre tartıştık adı konusunda. Mor biliyorsunuz feministlerin rengi. Çatı da sığınakla bağlantılı diye o ismi uygun gördük. Vakıf senedini ben yazdım. Aslında 15 kişiydik ama bir arkadaşımız Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı. Neredeyse hepimiz üniversite mezunuyduk. Kurduk ama sığınak açamıyorduk. Feride güneri ile görüştük. Şiddete maruz kalan kadınlarla nasıl iletişim kuracağımızı öğrenmek için bir eğitimden geçtik. Bağış aldık. Önceleri sığınağımız yoktu. Gönüllü çalışanlarımız vardı. Bir danışma merkezi açtık 1990 yılında. 1995’e kadar bir şey yoktu. Sonra sığınak açtık ama 1998’e kadar devam edebildik. Paramız olmadığı için kapandı. Daha sonraki yıllarda belediye ile bir sığınak açtık. 19 kadın için. Şimdi de var sığınağımız. Bir kadının nerede olduğunu asla söylemeyiz. Çok olaylar yaşadık. Almanya’dan bir adam gaz pedalına bir tuğla koymuş. Sığınak karşısında durup üç gün bekledi. Elmadağ’daki bir merkezimize benzin döküp yakmaya çalıştılar. Bazen de kadınlar kendileri veriyorlar adresi çıktıktan sonra. Bir ara da kendi gönüllülerimizin evinde saklandı kadınlar ya da maruz kalan kadının evinde biz kaldık. Çeşitli yöntemler denendi, hala da deneniyor. Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nı kurmamıza neden olan en ortak paylaşım erkek şiddetidir. Bu şekilde kurmaya karar verdik.

Çocuk yaşta evlilikler hakkında ne düşünüyorsunuz?

15 yaşındaki kızların evlendirilmesiyle ilgili ceza kanunun 104. maddesinin düzenlemiştik. Anayasa maddelerine aykırıdır diyerek madddeyi iptal ettirdik. 15 yaşındaki bir kızın 30 yaşındaki bir adamla beraber olması, etkilenmesi çok olağandır. Yakışıklıdır, işi vardır, ağzı laf yapar. Etkilenmesi çok mümkündür. İşte o zaman buna tecavüz denir. Bir tarafın iradesi ile olur, öbür tarafın iradesi varmış gibi görünür. Gerçi her ülkede bir rıza yaşı vardır. Türkiye için 15. Eski ceza kanununda “her kim 15 yaşından küçükse” diye başlar. Yeni ceza kanununda da bunu açıkca söylemezler ama Türkiye’deki rıza yaşı 15’tir. 15 yaşın altındaki tecavüzdür. 15-18 yaş arası şikayete bağlı suçtur. 15 yaşında bir kızcağız evlendirilirse okuması engellenir. Ne kadar genç evlenirse, evlendiği ailenin himayesi altında olur ve daha kolay ikna edilir, daha çok çocuk doğurur ve bir kız çocuğunun hayatı kararır. Uluslararası toplantılara gittiklerinde “Erken evliliğe karşıyız” diyorlar ama yaptıkları bütün uygulamalar erken evliliğe teşvik edilmek üzere. 18 yaşından sonra evlenen kızlarda kadına yönelik şiddet daha az. Daha çok isyan ediyor, kabul etmiyor, bırakıp gidebiliyor, o ortama girmiyor veya kendini geliştiriyor, okuyor kendi ayakları üzerinde duruyor ama 15 yaşındaki bir kız itaat ediyor. Önemli olan erkek iktidarının sarsılmaması. Temel politika bu işte. Kadın cinayetleri bundan dolayı çok çünkü erkek iktidarı sarsılıyor. Eğitilmeli bu toplum. Nasıl çocuk yapılır, nasıl cinsel ilişki yaşanır öğretilmeli. Okullarda cinsel bilgiler verilmeli. Ondan sonra o yaş 15-18 olmalı. Toplumsal eşitsizlik yaratılmamalı. Bu da pek çok konuda kadın haklarının ihlaline sebep oluyor. İşte namus adına işlenen bu cinayetler buraya dayanıyor. Kadın bedeni bir mal olarak görülüyor. Doğunca babaya ait, evlenince kocaya geçiyor. Koca da yoksa içinde bulunduğu komiteye geçiyor. Namus cinayetlerini bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Hristiyan evliliklerinde de dikkat ederseniz düğünde babası teslim ediyor kızı kocasına. Mülkiyet el değiştiriyor. Dolayısıyla bu kadın bedeninin mülk olması uluslararası bir meseledir. Türkiye’ye ait değil, ataerkilliğin bir sonucudur.

6284 ile ilgili neler söyleyeceksiniz?

6284 maddesi geri durma emri mahiyetinde bir tedbirdir. Mayıs 2016’da TBMM bir rapor yayınladı. Bu kanunu ailenin mümkün olduğu kadar korunması, boşanmaların azalması için uygulamaya koydular. Bunun dört ayağı var. Koruma, yasaklama, kovuşturma ve politika.

Süreç şu şekilde ilerliyor. Her şey kadının beyanına dayanıyor. Delil istenmemesi ve derhal uzaklaştırma verilmesi gerekir. Kadın öldürülmek üzereyse ya da psikolojik tacize uğruyorsa yani bir şiddet söz konusu ise bundan korunması için delil istenmemesi lazım. Duruşma açılıyor. Bir ay sürüyor. İşte o bir ay içinde o kadın öldürülebilir. Bu kanunda pek çok koruma tedbiri var. Önemli olan ŞÖNİMlerin kadınlara ev tahsis etmesi, yer açması ya da kira vermesi yani maddi destek tahsis etmesi. Ama bu pek gerçekleşmiyor.  Eğer konuyu bilen biriyle giderse kadın, o zaman bu olanaklar sağlanıyor. Kadın sığınakları aslında hapishane değildir. Orada kadınların ellerinden telefonları alınıyor, başkaları ile irtibatları kesiliyor. Bu, kadını daha da güçsüzleştiriyor. Boşanmaların önüne geçmek istiyorlar çünkü aile denilen şeyde kol kırılır yen içinde kalır.

Bu kanun ne zaman yürürlüğe girdi?

Bu kanunu biz 2011’de imzaladık. Kadın kuruluşlarının etkisiyle oldu. 8 Mart 2012’de yürürlüğe girdi. Kadınlara bir armağan olarak ama şimdi var olan tüm haklardan geri adım atıyorlar. Buna şöyle başladılar. Eski ve yeni ceza kanununda resmi nikah olmadan dini nikah kıymak suçtur. Önce anayasa mahkemesinin kompozisyonunu değişti, sonra bu madde iptal edildi. Dolayısıyla şimdi resmi nikah olmadan dini nikah kıydırmak mümkün. Eskiden dini nikahı kıymadan, resmi belge göstermek zorundaydınız. Şimdi yok öyle bir durum. Dolayısıyla erken evlilik teşvik ettiriliyor. Erken evlendirme iki taraf da razıysa, hele başlık parası alınmışsa iyice yaygın. Bu nedenler gayet tabii şiddet oluşmasına zemin hazırlıyorlar.

Türkiye’de kadına şiddet ne durumda? Kadınlar daha çok eşlerinden ya da eski eşlerinden şiddet görüyorlar değil mi?

Eşlerinden, eski eşlerinden, tanımadıklarından, ısrarlı takipçilerinden. Bir de mobbing denen bir şey de var. Artık liselerde bile görüyorsunuz. Bir erkek çocuğu kız çocuğunu istemiş. Kız ona yüz vermemiş. Oğlan almış tabancayla taramış “Vay sen beni nasıl beğenmezsin?” diye. İş bu noktaya gelmiş vaziyette. Kadın boşanmaya kalkıyorsa adam alıyor silahı tarıyor çünkü aile denen kurum erkeğin mutlak iktidar alanı. O iktidarı sarsılıyor. Kadın ekonomik olarak güçlendikçe evlilik denen kuruma bakışı daha farklı oluyor. Kadın “Evet, evlenelim ama sen ve ben eşitiz. Farklıyız ama eşitiz. Dolayısıyla bu ilişki eşitlik çerçevesinde yürüyecek” dediği zaman, erkeğin bütün iktidarı sarsılıyor.

Onun için de kadın boşanmaya kalktığı zaman “Sen kim oluyorsun da boşanmaya kalkıyorsun? Ancak ben boşanabilirim, sen isteyemezsin” diyor erkek ve farkındaysanız kadını öldürmekle kalmıyor çocuklarını, kadının annesini ve babasını, herkesi birden tarıyor. Çocuk üzerinden iktidar savaşına giriyorlar. Bu korkunç bir şey. Yani genel olarak da erkekler aslında çocuğu çok istediği için değil fakat birincisi nafaka vermemek için, ikincisi de kadın çocuktan ayrılamadığı için, kadını evde tutmak için çocuk üzerinden iktidar savaşına giriyor ve çocuğu kadının elinden almaya kalkıyor. Ama aksini yapan kadınlar da var. Çocuğun velayeti kendisine verilmiş. Adama göstermemek için her türlü numarayı yapıyorlar. Şimdi burada adam şiddet uygulayan bir adamsa, evet çocuğu o adama göstermemek de mümkün. Çünkü o çocuğa da şiddet uygulayacaktır. Ama yok değilse, anne ve baba çocuğu kışkırtmamalıdır.

Bir Yorum Yazın