Bugün Bayrampaşa’dayız. Yolda giderken her hafta aynı heyecanı hissettiğimizi farkına vardık. Devrim hanımın hikayesinin üzerimizde yarattığı etkiyi konuşurken, bütün bir ömür boyunca takip edilmenin onun üzerinde nasıl bir etki bırakmış olabileceğini hissetmeye çalıştık. Bayrampaşa’ya vardığımızda Devrim hanım bizi bir kafeye davet etti. Çaylarımızı yudumlarken başladık hikayesini dinlemeye.

Nerede doğdunuz?

Ben Muş’ta bir köyde doğdum, Varto’da. 5 kardeşiz, en büyükleri benim. Köydeydik, yoksul bir aileydik. Hatta köyün en yoksul ailelerindendik. Benim annem duyamayan ve konuşamayan engelli bir kadındı. Babam da psikolojik rahatsızlıkları olan biriydi. Uygun görülmüş ve evlendirilmişler. Köyde kadınlara çok söz verilmez bilirsiniz.

İstanbul’a nasıl geldiniz?

Aslında bizim hayat hikâyemiz İstanbul’da başlıyor. Köydeyken babam çok bizimle kalmazdı, zamanının büyük kısmını şehirlerde geçirirdi. Babamın evde olmaması bizim için iyi bir şeydi çünkü dayak yemiyorduk. Açtık, yoksulduk. Annem dilencilik yapardı, babam hiç çalışmazdı, o da dilencilik yapardı. Kaval çalıp, mendil açıp dilencilik yapardı. Kazandığı parayı asla eve getirmezdi. Bizi İstanbul’a getirdi ev tutmuş ama ev demeye bin şahit gerekir. Bir buçuk odası vardı, kümes gibi, korkunç bir şey.

Babanızın nasıl biriydi?

Benim babam büyüyle kafayı bozmuştu. Annem boşanmak istediğinde, onları ayırmak için büyü yapıldığını söylerdi. Bütün evi sirkeyle yıkardı. Banyo suyuna bile sirke koyardı. Ben sirke kokusundan o yüzden nefret ederim. Camların önüne dökerdi, koltuklara dökerdi evin her yerini sirkeyle yıkardı. İnanın gerçekten her gördüğü kâğıdı alır ve “büyü bu” derdi.  Kapıların arkasına, yatakların altına, kornişlerin üstlerine varana kadar her tarafı didik didik arardı. Avucuna biraz tuz doldurur, o tuzu karıştırıp dualar okur ve nasıl oluyorsa tuzu karıştırırken mutlaka esnemeye başlardı. Esnemeye başlayınca da evimizin dört bir yanında korkunç küfürler yankılanırdı. Çünkü esnemeye başlamak o evde büyü, nazar ve benzeri kötü şeylerin olduğunun delaletiydi. Yani en azından babam ve babaannem bunun böyle olduğuna inanıyorlardı.

Peki siz ne yaptınız İstanbul’a gelince?

18-19 yaşlarındaydım. İşe başladım. Ne olduğunu anlamadan fatura ve kira ödeme yükümlülüğünün atına girdim. İşe gidiyorum geliyordum. Ev kirasını ve faturaları ödemek zorundaydım. Hiçbir vasfım yoktu, hazır giyim işçisiydim. Tanıdıkların araya girmesiyle sigortalı bir işe girdim. Sürekli eve para getirmek zorundaydım, üstüne bir de babama para verirdim. “Neden cebime sigara parası koymuyorsun?” diye kızardı. Dediğim gibi babam sağlıklı bir insan değildi. Sürekli evde annemi dövüyordu, sürekli bir hengâme içerisindeydik. Babamın bir anı bir anını tutmazdı. Köye geri götürmek istedi bizi defalarca. Kapıya kamyon getirirdi, eşyaların bir kısmını doldururdu, götürürdü bakardı kimse yok geri getirirdi eşyaları. Sürekli bağırış çağırış. Annem konuşamadığı için değişik bir çığlığı vardı, vahşi bir hayvanın çıkardığı ses gibi, bizim gibi değildi. O ses benim bilinçaltımda öyle yer etti ki geceleri hayvanların sesine ya da başka bir şeyin sesine hemen uyanıyorum.

Madem para kazanmaya başladınız, annenizi ve kardeşlerinizi de alıp evden ayrılmayı düşünmediniz mi?

 

Bir gün bir arkadaşım bana “evin çalışanı, para kazananı sensin git başka semte taşın. İstanbul kazan, baban kepçe. Sizi nerden bulacak, git ev tut” dedi. Ama babam gözümde öyle büyük ki ondan kaçmamız imkânsız geliyor bana. Nasıl kaçalım, ne edelim diye günlerce düşündüm. Şimdi aklıma geliyor da neden bu adamdan yıllarca dayak yedik, neden tahammül ettik diye.

Nasıl kaçtınız evden?

Bir gün babam büyük bir olay yaşattı yine. Camları kırdı, annemi dövdü, hastanelik etti. O gece o kadar dayak yemiş ki annem. Gözlerinin mor olmadığı tek bir gün bile yoktu. Babam ruh hastası ve iftiracıydı. Mesela anne dayımlara giderdi ama babam iftira atardı. Bağırırdı “karımı fuhuş için zorluyorlar, ona büyü yapıyorlar” diye. Gider annemi alırdı. Annem de her gittiği yerden geri gelmek zorunda kalırdı. Bir gece babam annemin gırtlağına bıçağı dayadı. Yine bir akşam çok korkunç bir kavganın ardından annem dayaktan, ben ise sinir krizlerinden hastanelik olmuştuk. Geceyi hastanede geçirdikten sonra tüm gücümü ve cesaretimi yüklenip kiralık bir ev bulmak için yollara düştüm. Çok uzak olmasa da başka bir semtte küçük bir ev kiraladım. Eve geri dönüp babamın evden çıkmasını bekledim az biraz eşyamızı alıp kaçmayı başardık.  Toplamda 5 kez kaçtık babamdan, hep buldu bizi. Bir arkadaşım taşındığını ve oturduğu evi tutabileceğimizi söyledi. Evin nasıl olduğu umurumda değildi. Babamın olmadığı her ortam benim için güvenliydi. O gün taşınmak için babamın evden çıkmasını bekledik. O gittikten sonra kamyon getirip hayati eşyaları yükledik.
Eskiden gözyaşı kokan evimiz şimdi huzur kokuyordu. Kardeşlerimin naklini aldırdım okul için. Çok kısa bir süre sonra babam karakola gitmiş, “karım çocuklarımı kaçırdı. Can güvenliklerinden endişe duyuyorum” demiş. 32. günde bizi buldu. 1 ay yalnız kaldı, belki değişmiştir diye düşünüp yanımıza aldık, birlikte yaşamaya başladık ama her şey daha da kötüleşti. Annem renkli bir şey giyse “senin sevgilin var, onun için giyiyorsun değil mi?”,  küpe taksa “onun için yapıyorsun değil mi?” derdi. Annem ne yaparsa yapsın sevgilin var diyordu. Annem de çok süslü bir kadındı. Çiçekli kıyafetler giyerdi, severdi rengarenk olmayı.  Ama babamdan sonra bıraktı renkli giyinmeyi, canlı bir enkaz gibiydi. Hep karalar giymeye başladı. Artık küpe takmıyordu. Annem artık saçlarına kına yakmıyordu.. Babam yine bize hayatı zehir etmeye başladı, kapıyı bacayı aşağı indirdi.  Maaşımı alınca başka bir ev tuttum. Çünkü artık kaçmanın mümkün olduğunu öğrenmiştim. Ben annemin gülüşündeki huzuru görmüştüm ve o gülüş uğruna her şey yapabilirdim. Annem öyle sevindi ki, o akşam evi yerleştirmeden gittik yemek aldık ve kutlama yaptık. O kadar mutluyuz ki, babamsız bir  hayat. Sirke kokmayan bir ev. Bürokratik işlemlerden bizi bulacağını bildiğim için kardeşlerimi 1 yıl okula göndermedim. Her kaçış bizim için ekonomik bir yük. Kirası, komisyonu, emlakçısı, taşınma masrafları vs. Kenarda para da olmayınca. Babam o yıl bizi bulamadı. Annem hemen boşanma davası açtı. İstanbul Barosu’nun boşanmak isteyen kadınlara ücretsiz avukat atama projesi vardı ve bu projeden yardım aldık. Tek celsede boşandılar. Velayet anneme verildi ve babamın çocuklarıyla sadece gözetim altında görüşmesine izin verildi. Boşanmanın ardından 5-6 ay görmedik onu.  Ben bu arada evlendim. Bir gün kız kardeşimi görmüş sokakta, takip etmiş ve tekrar buldu bizi. Ama boşandıkları için yaptırım daha güçlüydü. Hemen polise haber verdik. Eskiden olsa dinleyip geri yollarlardı.

Bütün bunlarla nasıl mücadele ettiniz?

İnanın ben de bilmiyorum. Nasıl mücadele etmişim? Şu an o gücüm yok. En ufak bir şeyin altından bile nasıl kalkacağım diye korkuyorum artık. Aslında size babamı anlatıyorum ama bizim ailede o kadar çok problem var ki. Zihinsel engelli bir kız kardeşim var. Şizofren bir erkek kardeşim var. Hepsinin bize yaşattıkları korkunç şeyler. Kız kardeşim evden kaçtı. Geri geldiğinde hamileydi. Babasının kim olduğunu bilmiyoruz.  Bebek dünyaya geldikten sonra kardeşim yeniden kaçtı ama kaçtığı adam ruh hastasıydı. O gün bugün bu adam kız kardeşimi bulmak için bizi takip ediyor. Bu sefer de ondan kaçmaya çalışıyoruz. O adamın yapabileceklerinin sınırı olmadığı için korkuyorum. Babamdan kurtulduk ama bu sefer kız kardeşimin kocasıyla uğraşmak zorunda kaldık. Çocuğu kendi çocuğu gibi gösterip bizden almaya çalıştı. Sosyal hizmetlere başvurduk. Çünkü çocuk sürekli dayak yiyordu. O adam çok uğraştı çocuğu almak için bende çok uğraştım. Milletvekillerine kadar yazdım o çocuğu kurtarın o adamdan diye. Çaresiz kaldım, en sonunda pes etmiştim ama o gün televizyonda bir şey izledim. Ankara’da Gündem Çocuk Derneği var. Tamamen tesadüfen gördüm onu. O dönemde de çocuk kaçırma olayları çok fazla gündemdeydi. Hemen Gündem Çocuğun sosyal medya numaralarını aldım, aradım. Aradığımda çıkan kişinin ses tonunda o kadar güzel bir ışıltı vardı ki, size anlatamam. Bütün hikayeyi baştan sona ağlaya ağlaya anlattım. Karşı taraf sözümü  hiç kesmeden beni yarım saat filan dinledi. Kesinlikle söylediklerimi hiç sorgulamadı. O kadar inandı ki bana. Çektiğim acıyı sesimin tonundan hissettiğini söyledi bana. Ardından da “sizi uzman bir avukata yönlendireceğim hemen”, dedi. Ben de tabii sürekli mesaj attım sonrasında merak ve kaygılarım sebebiyle. “Aradınız mı? Konuştunuz mu avukatla?” Görüştüğüm kişi, “kaygınız olmasın, ben bu işin peşini bırakmayacağım” dedi. Bu zamana dek o kadar yerden başvurularıma dönüş alamadım ki, o yüzden bu da mı beni oyalar diye kaygıya kapılıyordum. Sonra baktım telefon. Açtım. Avukat “toplantımı böldüm sizin kaygılı olduğunuzu duyunca. Lütfen rahat olun, ben sizin dosyanızla ilgileneceğim” dedi. Hemen dosyaları yolladım ve bir hafta içinde o kadın, savcılıktan koruma kararı çıkartıp, hem benim yeğenimi hem de o adamın gerçek çocuklarını koruma altına aldırdı, hepsini. Sonra ben hep ağladım, meğer bu kadar kolay mıymış diye. Bu çocuk niye travmalar çekti bunca yıl diye. Yıllardır bize niye bu kadar acı çektirdiniz diye hüngür hüngür ağlıyordum. Sonra tabii ben yeğenime de anlattım. Dedim ki “A. bak böyle böyle bir şey olacak, gelecekler seni almaya, kaygılanma. Onları ben gönderiyorum. Sakın korkma, o avukatı ben tanıyorum. Seni daha iyi bir yere götürecekler”. Sonuç itibariyle biz çocuğu o üvey babadan kurtardık. Şu an Çocuk Esirgeme Kurumu’nda. Hatta çok zeki bir çocuk olduğu için %100 burslu olarak bir kolejde okuyor. Çok rahat orada. Üvey baba da görüşemiyor onunla kesinlikle. Güvenlikte savcılık emri var, şu şu çocuklar, şu şu kişiler ile görüştürülmeyecek diye.

Hayatınız hep birilerinden kaçmakla geçmiş.

Aynen öyle. Bu kaçıncı yakalanışımız hatırlamıyorum ama muhtemelen sondan bir öncesi olması lazım. Babam yine bizi buldu her yeri yıktı, kırdı. Annem dayımlara gidecekti ama “yine gelecek beni bulacak. Hiç gerek yok. Ben bir yerde, komşuda falan saklanayım” dedi. “Sen bir ev tut, gel” dedi.  Biz annemin kalacağı yeri bulamadık. Babam öyle problemli ki kimse annemi kabul etmiyor. Çok çaresiz kaldık. Bizim de alt kat komşumuz köye gitmişti. Onların kömürlükleri var. Annem dedi ki “ben burada saklanacağım. Sen ev tut, gel beni al buradan”. Biz orayı annem için yaşanılabilir hale getirdik, bir yatak koyduk. Annem o karanlıkta, elektriksiz yerde on gün yaşadı. Annemin yanında yiyecek vardı ama sıcak çay içsin istiyorum. Sabahları işe gitmeden anneme çay getiriyorum. Akşam işten geliyorum, koşa koşa annemin yanına gidiyoruz kardeşimle kimse görmesin diye. Birkaç gece annemle uyudum. Evi tutana kadar annemi orada sakladık. Bu sırada babam evde annemi soruyor, “bilmiyoruz” diyoruz. Bu sefer bize saldırıyor. Bir kere bıçak dayadı boğazıma, zor kurtuldum. Bir gün iş yerinden geldim. Baktım dışarıda buzdolabı, koltuk, televizyon aynı bizimkiler. Babam her yeri birbirine katmış. Eşyalarımız hep heba olurdu. Sonra gittim bir ev tuttum annemi aldık oradan ve eve yerleştik. İşte annemin kömürlük hikayesi. Ben bu süreçlerde yaşamım boyunca her şeye olan inancımı yitirdim. İyiliğin karşılığının olmayışına olan inancımı yitirdim.

Önce çok uzun bir süre babamdan kaçtık, sonra yeğenimin üvey babasından kaçtık, sonra da annem kanser oldu. Bu benim için çok büyük bir travmaydı. Hayatım boyunca çok büyük acılar yaşadım ama annemin kaybının bende yarattığı hasar, karşılığı olmayan bir acı gerçekten. O ölüm acısına hiç alışamadım, kabul edemedim. Bütün öykülerimin kahramanı annemdir benim. Bütün yazdıklarımda annem ve annem için çektiğim acılar var. Annem yaşıyorken biz çok yoksulduk. Eşim çok çaba harcıyordu ama yetmiyordu. Anneme refah içinde bir hayat yaşatamadık. Annem varlığın tadına varamadı. Sonra annem öldükten sonra… O kadar kötü bir şey ki, eşimin işleri çok açıldı. Annem varlığın tadına varamadı. Çok acı çekti. Şimdi para var ama annem yok. Çok anlamsız geliyor o yüzden. En büyük hayalim annemle birlikte bir tatil yapmaktı. O ayaklarını denize soksun, huzur içinde yüzünü güneşe dönsün istiyordum. Onu denizde yüzerken, suyla oynarken görmek istiyordum. Ama olmadı, yapamadım. O zaman paramız yoktu, şimdi var. Ama şimdi de ben tatile gitmiyorum. Hayatım boyunca da hiç gitmedim. Ve annem çok kötü bir şekilde öldü, yatalak oldu, altını bezledim. Bir insanın çekmemesi gereken acılar bunlar. Korkunç acılardı. Benim annemin hikayesi bu değil. Benim annem çiçekli etekler giymeyi sever, benim annem küpe takmayı sever. Hayatımın en büyük acısıdır annemi kaybetmek. Ben hayatımın hikayesini yazmaya kalksam “yok bu kadar da değil herhalde” derler, inandırıcı gelmez. Ama bu süreçte her zaman eşim yanımda oldu. Çok kültürlü, entelektüel birikimi olan çok çalışkan ve cömert biridir. Eşimin varlığı benim için çok büyük bir güçtü. Annemi de çok severdi, onu sırtında taşırdı. Ben ağlayınca o da kahrolurdu.

Babanız hayatta mı?

Evet köyde yaşıyor o, yalnız başına. Diyaloğumuz yok onunla. Karşılaşmıyoruz, görüşmüyoruz. Bağımız koptu.

Peki kardeşleriniz?

Kız kardeşim tedavi görüyor bir hastanede. Erkek kardeşim de bir pansiyonda yaşıyor, ben kirasını ödüyorum, diğer kardeşlerim de beslenme giderlerini karşılıyor. Onunla aynı evde kalamadım. Kalbim sıkışıyordu onu gördükçe. Davranışları, huyları, takıntıları… Kapıları eliyle değil, kollarıyla açardı. Tedaviyi de kabul etmiyor, kaçıyor hastaneden. Hayatı boyunca hiç çalışmadı şu an 40 yaşında. Kendisinin Allah tarafından seçilmiş bir insan olduğunu, kula kulluk etmemek gerektiğini söylüyor. Babamın değişik bir versiyonu yani.

Siz bu kadar sene kaçmışsınız, bir mücadele vermişsiniz. Neler hissetiniz? Bütün bu yaşadıklarınız sonraki yaşantınızı nasıl etkiledi?

Benim panik atağım var artık. Herkesten korkuyorum. Telefonum her çaldığında korkarak açıyorum. Kardeşim geçen gece mesaj attı, sonra mesajıma dönmedi mesela. Heyecandan öldüm. Meğerse uyumuş sadece, görmemiş mesajımı. Gecenin üçünde aradım. Bir şey varsa açıklayın diyorum. Ne soracaksan sor. Ben bileyim. Genel olarak böyle. Aradığın zaman ne olduğunu söyle diyorum ona. Ve bir de adresimi hiç kimsenin bilmemesini istiyorum. Herkesten korkuyorum.

 

One comment

Bir Yorum Yazın

  1. Annesizlik çok acı bir şey. Güçlü bir şekilde hayata dönmeniz, şiddete karşı bir baş kaldırıdır.

%d blogcu bunu beğendi: