Bugünkü röportajımız Şanlıurfa’dan. Hayatını bizimle paylaşmış kadınların hikayelerini Güneşe Dokunan Kadınlar’ın web sitesinde okuyan Gülsüm Hanım: “Beni de dinleyin” dedi. Biz de kendisi ile görüşmek için Bahçelievler’e gittik.

1952 yılında Şanlıurfa’da doğdum. Babam esnaftı. Annem hiç çalışmamış. 5 kardeştik. Annem hayatını çocuklarına adamıştı. Ben en küçükleriydim. 2 ablam, 2 de ağabeyim vardı. Çocukluğumla ilgili hatırladığım tek şey, babamdan yediğimiz dayaklar ve hayatımı bitiren o olaydır. Babam hemen hemen her gece eve sarhoş gelirdi. Önce annemi, sonra da sırasıyla bizleri döverdi. Annemin kanlar içinde tuvalet kapısında yere düştüğünü hatırlarım. Birçok kez komşular gelip kurtarırdı bizi. Zaten üzerimize başımıza giyeceğimiz kıyafetimiz yoktu. Bir de her akşam dayak yiyorduk. Çok küçüktüm ama kendimi çok büyük hissediyordum. Bir gün annemin amcası eve gelmişti. Annem yine mutfakta yemek pişiriyordu. Bütün kardeşlerim okula gitmişti. Ben hasta olduğum için gidememiştim. O gün evdeydim. Babamın amcası herhalde 70’li yaşlarındaydı, ben ise 10. Annem oturduğumuz oda yemek kokmasın diye mutfağın kapısını kapatmıştı. Amcam yanıma yaklaştı. “Gel kucağıma otur” dedi. Çocuktum. Oturdum. Bana şeker vereceğini düşünmüştüm. Öyle olmadı. Ayrıntıları anlatmak, hatırlamak istemiyorum. Beni taciz etti. Annem mutfaktayken. Annem sadece 4-5 metre uzağımızdayken. Ve ben bağıramadım. Sesimi çıkartamadım.

Annenize anlattınız mı?

Hayır anlatamadım. Kimseye anlatamadım. Odama kapattım kendimi. Artık babamın dayağı bile acıtmıyordu canımı. Zaman durmuştu sanki. Hiçbir şey canımı acıtmıyordu. Bu arada amcam eve gelmeye devam ediyordu. Ben ise bir bahane uydurup annemin yanından ayrılmıyordum. Daha çocuktum ama çocukluğum ellerimden uçup gitmişti. Böyle bir şeyi babama da anlatmam mümkün değildi. Gece kabuslar görmeye başlamıştım. Annem koşup geliyordu yanıma. O gecelerden birinde ağlaya ağlaya anneme anlattım. Annem de babama anlatmış. Ertesi gece babamdan öyle bir dayak yedim ki anlatamam. Bana inanmadı. Amcasına iftira attığımı söyledi. Aradan 1 hafta geçmemişti ki babam yine sarhoş eve geldi. Hazırlanmamı, ertesi gün beni evlendireceğini söyledi. 11 yaşındaydım ve evleniyordum. Hem de kiminle evleneceğimi bilmiyordum. Duygularımı anlatacak kelime yok ki size söyleyeyim şimdi. İmam nikahıyla evlendirildim.

Sonrasında neler yaşadınız?

Ne umuyorsunuz ki? Kocam benden 19 yaş büyüktü. Evde dayak, koca evinde dayak. Bizim topraklarda kadının hakkı var mı ki? Kadın “Hayır istemiyorum” diyebilir mi ki? Kadın neyi kendi isteğiyle yapar ki bizim oralarda? Sustum. Sesimi çıkartamadım. 2 çocuğumuz oldu. Sonra İstanbul’a göçtük. Ben çocuklarımı büyüttüm. 20 yaşıma geldiğimde resmi nikah da yaptık. İstanbul’da bir koşturmaca. Hayat geçip gidiyor. Çocuklarım kocaman oldular. Hatta torunum bile var. Kocam İstanbul’a gelince daha farklı davranmaya başladı bana. Hayat gailesi içerisine girmiştik. Babam vefat etti. Ben cenazesine bile gitmedim, gidemedim. Annemi yanımıza aldık o vefat ettikten sonra. Bizimle yaşıyor. Ama şu an bana sorsanız nasıl bir hayat yaşadın diye. Keşke bir şansım daha olsaydı derdim size. Ellerimden alınmış bir hayat yaşadım. İstediğim, hayal ettiğim hiçbir şeyi yaşayamadım. Tek mutluluğum, evlatlarımın kokularını içime çektiğim andır. O yüzden okuyun, kimsenin esiri olmayın. Hayatınızı dolu dolu yaşayın.

Bir Yorum Yazın