Bu haftaki hikayemiz İstanbul Sarıyer’den. Bir arkadaşımızın ablası bize ulaştı. Kendisini tanıyorduk ama başından geçen olayları bilmiyorduk. Kendisini dinlemek için Üsküdar’dan yola çıktık. Güneşli bir İstanbul sabahında, Büyükdere’de buluştuk.

Bize çocukluğunuzdan bahseder misiniz?

Aslen Rizeliyiz. 5 kardeşiz. Annem ev hanımı. Babam inşaat işleri yapıyordu, şimdi emekli olmuş. Maddi durumumuz kötü değildi. Orta gelirli bir aileydik ama ailemizde eksik olan bir şey vardı: sevgi. Babamın bir kere saçımı okşadığını bilmem. Mutlu bir çocukluk geçirdiniz mi diye sorsanız, size ‘hayır’ derdim. Belki bebeklerim vardı ama bir babam yoktu. Eve geç gelirdi. Gece kaçta gelirse gelsin annemin uyumadan ona kapıyı açmasını isterdi. Kadın hem yemek yapıyor, hem temizlik yapıyor, hem 5 çocuğa bakıyor. Bir de gece yarılarına kadar uyumadan babamı bekliyordu.

Sonra neler oldu?

Bir gün babam eve geldi. “Evleniyorsun” dedi. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü ama ağzımdan tek bir kelime çıktı sadece: “Kiminle?”. Beni amcamın oğluyla evlendirmek istiyordu babam.  “O benim ağabeyim” dedim. Dediğim an da tokatı yedim. Hiç söz hakkım yoktu. Annem de sesini çıkartmadı. Beni korumadı. Babamdan korkuyordu herhalde. Dayak yemekten, ona hayatı zehir etmesinden. Herkes sustu. 2 ay içinde evlendik. Soyadımız bile aynıydı. Daha ilk günlerde başladı dayak. Amcam, yengem ve kuzenim yani kocam, hepimiz aynı evde yaşıyorduk. 17 yaşındaydım. Çocuktum. Yemek, temizlik, dayak derken geçip gidiyordu hayat. Aileme söyledim beni dövdüğünü, inanmadılar. “Senin yerin kocanın yanı. Bu yüzüğü parmağına biz taktık, ancak biz çıkartırız” dediler. Kimse sahip çıkmadı bana. Yengem yani kayınvalidem aileme bir elimin yağda, bir elimin balda olduğunu söylüyordu hep. Günler geçti, aylar geçti. Hamile olduğumu öğrendim. Ne yalan söyleyeyim, istemiyordum. Çünkü ben daha kendim çocuktum. Kocama da hemen söylemedim. Benim için mutlu bir haber değildi bu. Çocuğumuz olursa ondan hayatım boyunca kurtulamayacakmışım gibi hissediyordum. Bir akşam ocağa yemek koymuştum. Kapı çaldı. İşten gelmişti. Kapıyı açıp hemen ocağın başına koştum altı yanmasın diye. O gece yediğim dayağı ömrün boyunca unutmayacağım. Neden terliklerini vermedim diye kemerini çıkartıp dövdü beni, yerlerde tekmeledi. O gece kanamam başladı ve çocuğu düşürdüm. Kocam hiç de pişman değildi.

Bu hayattan nasıl kurtuldunuz?

En büyük ablam evlenmişti. Hem de istediği kişiyle, severek evlenmişti. Eniştem beni çok seviyordu, beni hep koruyordu. Onları aradım. Bunca zamandır yaşadıklarımı anlattım. Eniştem beni geldi aldı. Kocam işteyken pazara çıkıyorum demiştim yengeme. Sokakta eniştemle buluştuk. Tabii evden kaçtığım ortaya çıkınca babamlar köpürdüler. Ablam ve eniştem babamla konuştular. Ablam babama “Bu çocuk artık benim hem kardeşim, hem de çocuğum. Sen nasıl bir babasın? Bundan sonra ikimizi de unut” dedi. Kocam peşimden koşmadı hiç ama kayınvalidem bütün mahalleye benim başka erkeklerle gezdiğimi, kocamın beni yakaladığını ve bu yüzden dövdüğünü söylemiş. Olsun, ne derse dedin. Ben kurtuldum ya.

Sonra yeniden evlendiniz mi?

Evet evlendim. Hem de istediğim erkekle evlendim. Bir oğlumuz var. 3 yaşında. Sevilmek neymiş hayatımda ilk kez anladım. Ablamlarım üst katındaki daireyi tuttuk. Birbirimize destek oluyoruz. O gün bugün ne annemi ne de babamı gördüm. Anne yüreği, dayanamaz tabii ama babamın korkusundan o da bize sırtını döndü. Olsun. Kısmet. Benim de evladım var artık. Ne yaparsa yapsın ona asla sırtımı dönmem.

 

Bir Yorum Yazın