Ziyaretler bölümümüzün bu haftaki konuğu Kadına Yönelik Şiddetin Ekonomi Politiği isimli kitabın editörü Doç. Dr. Derya Güler Aydın.  . Hacettepe Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde öğretim üyesi olan hocamız, bize konuyla ilgili çok kıymetli bilgiler verdi.

Editörlüğünü yaptığınız ‘Kadına Yönelik Şiddetin Ekonomi Politiği’ isimli kitaptan bahseder misiniz?

Bu derleme kitaptaki yazılar, Hacettepe Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Kadın Platformu’nun 5 Mart 2012 tarihinde Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlediği panelde sunulmuştur. Gerek panelin gerekse de kitabın öncelikli amacı, kadına yönelik şiddetin nedenleri ve farklı boyutlarını sorgulamak, sorunun çok boyutluluğu üzerinden bir farkındalık yaratmak ve iktisadi ve toplumsal yönleri ile birlikte soruna çözüm arayışında bulunmaktır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre şiddet, sahip olunan gücün ve iktidarın, fiziksel ya da ruhsal bir yaralanmaya ve kayba neden olacak biçimde insana, kendine, bir gruba ya da bir topluma doğrudan ya da dolaylı yolla uygulanmasıdır. Bu çerçevede şiddetin belirli bir amaca yönelik seçilmiş tutum ve davranış ve rastgele bir kontrol kaybı ya da bir “cinnet” halinden öte, toplumsal, iktisadi, tarihsel ve politik boyutları olan ve boyutları gün geçtikçe derinleşen bir mesele olduğunu söylemek mümkündür. Bu derinliğin somut bir göstergesi de kadına yönelik şiddettir. Genelde şiddetin özelde kadına yönelik şiddetin çok farklı türleri vardır. Fiziksel, psikolojik, cinsel, ekonomik şiddet, bezdiri, teknoloji şiddeti, ısrarlı takip, flört şiddeti, aile içi şiddet ve politik ve kolektif şiddet gibi biçimleri olan kadına yönelik şiddetin kapitalizmin işleyişiyle daha karmaşık ve teknolojik araçların kullanımıyla daha trajik bir boyut kazandığını söylemek mümkündür. Hacettepe Nüfus Etütlerinin[1] raporu bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçları, Türkiye’de kadına yönelik şiddetin yaygın olduğunu eş veya birlikte olunan erkek tarafından uygulandığını, fiziksel şiddetin yaygınlığının yirmi yıllık süre içinde değişmediğini ve fiziksel şiddetin yaygınlığının 2008 araştırmasında %39 olduğunu ortaya koymaktadır. Rapora göre, ülke genelinde evlenmiş kadınların %38’i eşleri ya da birlikte oldukları erkek tarafından cinsel ve fiziksel şiddete maruz kalmıştır. Kadına yönelik şiddet yaş, eğitim, yaşanılan bölge açısından farklılık gösterse de kadına yönelik şiddetin her sosyal ve ekonomik gruptan kadını kapsıyor olması da endişe vericidir. Bununla birlikte, rapor umut verici bir noktaya işaret etmektedir. Kadına yönelik şiddetin en yoğun gözlendiği Kuzeydoğu, Ortadoğu, Güneydoğu ve Orta Anadolu bölgelerinde kadına yönelik şiddet ile mücadele çalışmaları bu bölgelerde şiddetin nispeten azalmasına olumlu katkı yapmıştır (NEE, 2015:325-331).

Hazırladığımız derleme kitabın amacının, bir taraftan kadına yönelik şiddetin farklı boyutlarını gözler önüne sermek, diğer taraftan da toplumsal cinsiyet eşitliğinin yaygınlaşmasına katkı sağlamak olduğu ileri sürülebilir. Kitapta kadına yönelik şiddet konusu, eril dil, namus-intihar, kürtaj, medya ve bezdiri kavramlarıyla ilişkilendirilerek incelenmektedir. Kitapta doğrudan yer almamakla beraber bir başka şiddet biçimi de kadının piyasada meta haline gelmesi veya “yabancılaşması” olarak görülebilir.

Şiddetin ekonomi politik boyutu ile doğrudan ilişkili olan bu boyut tarihsel olarak sanayi devrimi ile başlamakta ve kadının her alanda olması gibi olumlu, meta haline gelmesi gibi olumsuz iki karşıt etkiyi bünyesinde bir arada taşımaktadır. Bir figür haline getirilen kadın piyasada metalaştırılarak, ticari karı artıran bir araca dönüştürülmekte ve kadının piyasada alınıp satılan mallara değer kattığı düşünülmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi, erkek egemen dil, namus- intihar, kürtaj medya ve bezdiri kavramları temelinde incelenen kadına yönelik şiddetin biçimleri, tarihsel süreçlerden, toplumsal yapıdan ve kuşkusuz sistemin iktisadi ve kurumsal çerçevesinden bağımsız ele alınamaz. “Bireysel olan politik, politik olan iktisadidir” söylemine sadık kalarak, kadına yönelik şiddeti çeşitli boyutlarıyla inceleyen bu kitabın aynı zamanda kadına yönelik şiddetin ekonomi politiğini de açığı çıkarmayı hedeflediği söylenebilir.

Bize feminist iktisat kavramından bahseder misiniz?

Feminist İktisat ana akım ya da Neoklasik iktisada alternatif yaklaşımlardan bir tanesidir. İktisadi meselelerin kadın bakışa açısıyla ele alınması gereğinden yola çıkan feminist iktisat, Neoklasik iktisadın egemen yöntemine de bir alternatif niteliğindedir. Bu yöntemsel fark ile birlikte feminist iktisat, “toplumsal cinsiyet kavramı” yoluyla iktisadi ve toplumsal yaşamdaki kadına yönelik eşitsizliklerin nedneleri üzerinde düşünülmesine imkan veren bir alandır.

Feminist iktisadın anakım iktisada alternatif olması konusunu açacak olursak, öncelikle sosyal bilimlerdeki yöntem sorununa değinmek gerekir. Sosyal bilimlerin modern dönemle birlikte gelişimi, doğa bilimlerinin yöntemini taklit etmek, bir başka ifade ile doğa bilimlerindeki deneye, gözleme ve ispata dayalı bir çerçeveyi sürdürmek biçiminde olmuştur. Sosyal bilimlerin tek yönteminin pozitivizm olduğu düşünülmüş ve bilim felsefesindeki gelişmeler yöntemsel tekcilik (monism) çizgisinden ilerlemiştir. Pozitivizme göre, bilimler alanlarına göre ayrışabilir; örneğin bir fizikçi maddeyi, bir biyolog bitkiyi ve sosyal bilimci de “insan”ı temel alan konuları araştırır. Araştırma konuları farklı olsa da pozitivizme göre tek bir yöntemle bilimsel bilgi üretilebilir.

Ancak pozitivist yöntemi benimseyen sosyal bilimciler için bu yöntemsel monizmin uygulanması, insanın “değerler”ini analiz dışında tutmak hatta toplumsal alanı “sosyal fizik” gibi bir kavrama indirgeyerek araştırmak biçimde olmuştur. Pozitivizm, gözlemi ve Humecu nedensellik anlayışını benimseyen bilgi teorisidir. Olaylar arasında nedensellik bağının bulunması, sosyal gerçeklik hakkında düzenliliklerin ve sürekliliklerin açıklanması demektir. İşte feminist iktisadın bu monist yönteme karşı, çoğulcu bir yöntemsel yaklaşımı, iktisadın bireyini toplumsal ve ilişkisel bir varlık olarak ele almak gerektiğini, insanın diğer nesnelerden ontolojik olarak farkını vurgulaması açısından önemlidir. Özellikle Neoklasik iktisadın araçsal aklı mitleştiren yöntemine karşı, Feminist iktisat Weberyan deyimle, özsel rasyonalitenin önemine, yani değerlere, tarihsel değişime, kültürel farklara vs. karşı duyarlı bir yöntemin kapısını aralamaktadır.

Bununla birlikte “erkek egemen” iktisadi yöntemler ve kadının iktisadi hayattaki ikincil konumunu sorgular feminist iktisat. Örneğin kadının esnek üretim modelleri içinde yer alan Part-time alanlarda istihdam edilmesinin gerisindeki dinamikleri toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerinden analiz eden araçlar üretir. Kadınların ev içi işlerden arta kalan zamandaki istihdamının, kadın emeğini neden ve nasıl değersizleştirdiği, kadınların neden daha düşük ücretle, güvencesiz alanlarda istihdam edildiği gibi sorularına cevap arar. Gerek yöntemiyle gerekse de araştırma konularıyla feminist iktisat toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin azaltılması yönünde farkındalık yaratır diyebilir. Bununla birlikte, yöntemsel tercihine uygun olarak kullandığı niteliksel yöntem, bireyin iktisadi ve toplumsal yaşamda karşılaştığı sorunları “anlama” (hermeneutik) çabasının bir sonucu olarak görülebilir ve insan davranışları “niyetli” olduğu için nedensel açıklamaların sınırını zorlayan “anlama” çabasının önemli olduğunu düşünüyorum.

Türkiye’de kadına yönelik şiddetin önüne geçilmesi için önerileriniz nelerdir?

Ataerkil normlar üzerinden meşrulaştırılan kadına yönelik şiddeti, kadınların yaşadıkları ortam ve bu ortamda üretilen söylemlerden bağımsız ele almak mümkün değildir. Hatta kadına yönelik şiddet, bu yolla kabul gören bir davranış olarak toplumsallaştırılmakta ve böylece daha da tehlikeli bir boyut kazanmaktadır. Öncelikle, kadına yönelik şiddetin iktisadi, politik, toplumsal, kültürel, psikolojik olmak üzere çok boyutlu bir mesele olduğunu ve bu nedenle de çözüm arayışının disiplinerararsı bir diyologla mümkün olabileceğini düşünüyorum. Bir başka deyişle, kadına yönelik şiddet ile mücadele etmek için, farklı sosyal bilimcilerin işbirliği içinde hareket etmesini ilk adım olarak görüyorum.

İkinci adımda, kadının eğitim, sağlık, çalışma yaşamı, siyaset ve mülkiyet gibi alanlarda güçsüz bırakılmasına neden olan şiddetin gerisindeki toplumsal dinamiklerin sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Kadın ve erkeğin toplumsal yaşamın her alanında eşit bireyler olduğunun, topluma, özellikle eğitim yoluyla, farkındalık yaratarak anlatılması gerekmektedir. Bunun için akademi, sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler,vs. arasındaki işbirliği oldukça önemlidir. Kadının üzerindeki toplumsal cinsiyet baskısını azalması, iktisadi ve toplumsal alanda kendi adına karar alan bireyler olması, kısaca, kadın ve erkeğin eşit bireyler olarak toplumsal alandaki karar mekanizmasının bir parçası olması, kadına yönelik şiddeti azaltacak unsurların başında gelmektedir.

[1] Ayrıntılı bilgi için, bkz. “Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması”, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, 2015 Raporu, Elma Teknik Basım, Ankara, 2015.

Bir Yorum Yazın